zen deneyler / hafta 30: tanımlamak ve savunmak

Kategoriler zen

haftanın alıştırması: kendini nasıl tanımladığının, kendini ve kişisel alanını nasıl savunduğunun farkına var. mesela kendini açık fikirli mi, yoksa tutucu mı görüyorsun? doğulu mu batılı mı buluyorsun? kendi hakkındaki tanımlamaların her ne ise bu tanımlamaları nasıl savunuyorsun? bir bardak, park yeri veya otobüs koltuğu ne kadar çabuk “senin” oluveriyor ve bir başkası bunu senden almaya kalkarsa nasıl tepki veriyorsun? gün içinde aklına geldikçe farkındalığını bu konuya çek. özellikle de sinirli veya üzgün olduğun anlarda sor kendine: “tam şu anda kendimi ve kişisel alanımı nasıl tanımlıyorum?”

tanımlamakla sınırlamak arasında ince bir çizgi var – hatta belki de yok. kendimizi, özelliklerimizi, önceliklerimizi tanımlar tanımlamaz sanki keskin bir sınır çiziyoruz çevremize. ben ve öteki. içerisi ve dışarısı. olan ve olmayan. istenen ve istenmeyen. kişiliği oluşturmak için elbette bir kendilik kurgusuna, gelişmek ve büyümek için elbette birtakım sınırlara ihtiyaç var. ama kendiliğin sınırları bizi mutsuz ve gergin yapıyorsa belki de yeni bir düzenlemeye daha çok ihtiyaç var demektir. dün olduğumuz kişi olmaya devam etmek zorunda değiliz. dün düşündüğümüz gibi düşünmek zorunda değiliz bugün. bu alıştırma onun alıştırması.

kitaptan: “everything we call ‘me’ is an ever-changing process that affects our likes and dislikes, our clothes, hair and every cell in our body. each breath is part of that constant flow. when we try to freeze our sense of self, we only create suffering.”
jan chozen bays

zen deneyler / hafta 30: tanımlamak ve savunmak” için 3 yorum

  1. çocukken oyun parkında salıncaklara kaydıraklara yapışan ve saatlerce oynamana izin vermeyen tipler vardı. bir de üstüne üstlük "tapulu malın mııığğ? tapusunu gösteeer!" diye çemkirirlerdi, onlardan olmadığımı biliyorum mesela böhüüüüü:) sabah sabah freud divanından uzandığım yerden konuştum. güzel haftalar hemşirem. sevdim bu alıştırmayı da.

  2. Sahiplenme duygusu da herhalde egoyla ilgili, zende huzur bulmak ise egoyu dizginleyebilmeye bağlı değil mi? oysa çağımız "ego çağı" gibi bir şey:)

  3. nilii, o park ve dayak delisi çocukların tam da bu cümleleri resmen kulağıma geldi seni okurken. gıcık piçirikler yaa! (çok pis tanımlarım!)
    eren'cim çağımızı "ego çağı" diye tanımlayanlara inat, yeni bir tanımlama yaratmak veya tanımlamaların ötesinde durmayı denemek için bir başlangıç olabilir bu alıştırma. ego kendi başına kötü bir şey mi bilemiyorum. ama bize aslında var olmayan dertler yaratmaya başlamışsa gidişat sakat.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir