zen deneyler / hafta 11: sevgi dolu dokunuş

Kategoriler zen

haftanın alıştırması: sadece insanlara değil, cansız varlıklara da sevgi dolu bir şekilde dokun. bu alıştırmayı hatırlatmak için bir parmağına farklı bir yüzük veya yara bandı tak, kalemle bir işaret çiz veya bir tırnağını farklı renkte bir ojeyle boya.

kitaba göre, bu alıştırmayla kazanacağımız ilk farkındalık, “şeylere” sevgi dolu olmayan ellerle dokunduğumuz anların farkındalığı oluyormuş. market torbasına tıkıştırıverdiğimiz öteberi, üst üste öylece yığdığımız çamaşırlar, bir yerden bir yere hiç farkına varmadan taşıdığımız onca şey: çanta, kitap, poşet, şemsiye, bardak… dokunma duyumuz sürekli iş başında olmasına rağmen nedense ya bizi rahatsız eden (kaşındıran bir kazak) ya da belli bir duyguyla derinden özdeşleşen (tutku dolu bir öpüşme) dokunuşların farkına varıyoruz sadece. oysa giydiğimiz giysilerden cildimize değen rüzgara, çiğnediğimiz yiyecekten ayağımızın altında hissettiğimiz yerküreye kadar her anımız birçok temasla iç içe geçiyor.

ilginç bir bilgi: bays, japonya’da nesnelerin kişileştirilmesinin çok yaygın bir durum olduğunu yazıyor. bir saygı belirtisi olarak parayı kasiyere iki elle birden tutarak uzatmak, çay demliklerine isim vermek, hatta kırılan veya işlevini yitiren kimi nesnelere ufak çaplı cenaze merasimleri düzenlemek japon gelenekleri arasında yer alıyormuş. shinto kültüründe şelalelere, ağaçlara ve dağlara verilen önemin bir yansıması olarak su, tahta ve taş kutsal kabul ediliyor. bu maddelerden elde edilen bütün nesneler de kutsal oluyor doğal olarak. dikkat!

kaç haftadır bekliyorum. kitabı okuduktan sonra en çok aklımda kalan alıştırmalardan biri buydu ve nedense bana sihirli görünmüştü. bakalım uygulamada da aynı sihri bulabilecek miyiz.

kitaptan: “ordinarily we are more aware of using loving touch with people than with objects. however when we are in a hurry or upset with someone, we turn him or her into an object. we rush out of the house without saying goodbye to someone we love, we ignore a coworker’s greeting because of a disagreement the day before. this is how other people become objectified, a nuisance, an obstacle and ultimately, an enemy.”
“we touch babies, faithful dogs, crying children and lovers with tenderness and care. why don’t we use loving touch all the time? this is the essential question of mindfulness. why can’t I live like this all the time?”
jan chozen bays

zen deneyler / hafta 11: sevgi dolu dokunuş” için 6 yorum

  1. ben de çok, çok sevdigim eşyalara isim koyarım. mesela naz bilir, tayyar diye bir kalem kutumuz vardı. şefika diye tavşanımız var.
    öyle her eşyasına acayip bakan biri degilim ama böyle deger verdigim öteberim kırılır ya da boxzulursa, kullanılmaz hale gelirse atmam, saklarım. onca anımız oldu, o kadar yanımda taşımışım ben tayyarı, fermuarı bozuldu diye atacak mıyım. benim hayatımın bi parçası o.
    ay çok şükür bu bir manyaklık değilmiş benim gibi düşünenler de varmış!!

  2. bu arada tayyara vardı demişim ama hala var yani atmadık. bizim eşyalarla evde duruyor tayyarcık, yazık sıkılmıştır şimdi :((

  3. çok sevdiğim bordo bir bardağım vardı, kırılınca parçalarını toplayıp bi kutuya doldurmuştum. annem bulup atmadıysa yurttan gelen eşyalar arasında gömülü duruyor :/

    bir de böyle her şeye dokunma, tadını çıkarma huyum yüzünden acayip yavaş iş yaparım. bir kazak katlamak, peynir doğramak filan üfff herkesin içini bayarım.

  4. bende de sanat eserine dokunma manyaklığı var. yağlıboya tablonun üzerindeki boya kabartılarını farkeder de gizli gizli dokunamazsam çok içime oturuyor. kaç müzeden kovulma tehlikesi atlattım bu yüzden. dokunamadığım sanatı niye ziyaret edicem? soğudum valla sergi gezmekten.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir