yılın kitabı: deep work

Kategoriler info

daha mayıs ayından deep work’ü yılın kitabı seçmek iddialı oldu, farkındayım. ama bence acayip iddialı bir eser. okuyup da vay anasını demeyecek bir 21. yüzyıl insanı tanımıyorum. hepimizin cal newport’tan öğreneceği, ve eğer öğrendiklerimizi uygulamayı seçersek, başarabileceği çok şey var. bu arada kitap türkçe’ye de çevrilmiş: buyrunuz.

bu kitabı kimler okumalı?

valla bence herkes okumalı. sosyal medya kıskacında olduğunun farkında ve bundan az buçuk da olsa rahatsız olanlar özellikle okumalı. yok kitap yazmak istiyorum, yok sergi açmak istiyorum, ah keşkem beste yapsam, yeni bir dil öğrensem, filanca hobimi geliştirsem, bir proje tasarlasam, master/doktora tezimi yazsam diyenler kesinlikle okumalı.

kitap nasıl ilerliyor?

deep work 2 temel kısımdan oluşuyor. 1. kısım: fikir 2. kısım: kurallar. fikir kısmı 3 bölüm boyunca dikkatli ve odaklı bir şekilde çalışmanın neden gitgide az rastlanan bir durum, ve sonuç olarak da neden gitgide daha kıymetli bir değer olduğunu açıklıyor. bir yandan da zihnimizin sınırlarını esnetecek kadar derin bir çalışma seansının hayatımıza anlam katma gücüne değiniyor.

biraz açalım. newport diyor ki: günlük mesaj ve mail trafiğinin, toplantıların ve sözde fikir alışverişlerinin, sosyal medya platformlarımızdaki sürekli akışın takip edilmesi, hepimizde ‘çok şey yaptım, günü verimli geçirdim’ hissi yaratıyor. oysa aslında olan biten, küçük küçük bi dolu boş beleş şey yapmış olmamız. ortada elle tutulur bir sonuç yok. günü kurtarıyoruz. zekamızın, yeteneklerimizin ve kapasitemizin çok azını kullandığımız halde yorgunuz, bitkiniz, bezginiz. çünkü dikkatimizi çok fazla şeye aynı anda veya birbiri ardına, hızla odaklamaya çalışıyoruz.

genel olarak dünyada hal böyleyken, yeni fikirler, yaratıcı sanat eserleri, etkileyici kitaplar/makaleler, sıra dışı ürünler üretmek ve geliştirmek, ancak dikkatini bu dağınıklıktan kurtarıp odaklayabilenler için mümkün. yani hem 10 nümero instagram kızı olayım, hem şükela bir iş kadını olayım, hem de dünyanın en ilginç romanını yazayım modeli pek işlemiyor. elbette hepimiz bir şeyler yazmak, üretmek, geliştirmek hedefiyle, vatana, millete ve dünyaya hayırlı olmak gayesiyle yaşamıyoruz. zaten yazarımız bu noktada acayip düşündürücü birtakım tespitlerden bahsediyor: önceden din, iman, ahlak, çalışkanlık, düzen vs son derece anlamlı ve kutsal kabul edilen kavramlarken, aydınlanma sonrası dünyasında neyin anlamlı neyin anlamsız olduğuna karar verme görevi bireylere yüklendi. her birey de kafasına göre takıldığından neyin anlamlı olduğuna dair görüşlerimiz artık keyfekeder gelişiyor ve çoğumuzda korkutucu bir nihilizm yaratıyor, diyor. bu fikrin babaları dreyfus ve kelly’ye göre aydınlanma’nın bağımsız bireye bunca metafizik anlam yüklemesi, sadece sıkıcı bir hayata değil, neredeyse kaçınılmaz olarak, yaşama isteği vermeyen bir hayata sürüklüyor bizleri. sırf bu tespit için bile benim gönlümde yılın kitabısın deep work.

newport’un ‘ama benim işim zaten geyik ve anlamsız ki yiee’ diyenlere de bir çift lafı var: you don’t need a rarified job, you need instead a rarified approach to your work. hepimize kapak olsun.

kitabın 2. kısmı öncelikle 4 farklı derin çalışma çeşidi olduğundan bahsederek açılıyor ve hepsini tek tek ele alıyor.

  • monastik tarz: en damardan model. hayatta neye odaklanacağına dair son derece seçici ve kararlı olanlarımız için mümkün sadece. profesyonel bilim insanı, full-time yazar veya akademisyenler deneyebilir. bu tarz, derin çalışmanıza engel olabilecek her türden dikkat dağıtıcıya radikal bir şekilde karşı gelmeyi gerektiriyor. monastik kardeşlerimiz, aynen manastır kafasıyla, geyik arkadaşlıklar, tv, sosyal medya ve hatta email’den bile komple uzak yaşayarak üretkenliğe odaklanıyor. biz dünyeviler için en zor ve en radikal deep work çeşidi bu.
  • bimodal tarz: ne şiş yansın ne kebap tayfası için biçilmiş kaftan. artık hayatınızın akşına, programızın durumuna göre belki haftada 1 veya 3 gün, belki ayda 1 hafta veya yılın 6 ayı kapanıp çalışmak şeklinde özetlenebilir. diğer zamanlar istediğiniz kadar sosyal kelebek olabilirsiniz. ama çalışma zamanınız geldiğinde köşenize çekilip mümkünse dünyadan komple kopmak suretiyle işinize odaklanıyorsunuz. bu tarzın sıkıntısı, sabah 9 akşam 6 çalışanlar açısından epey zor olması. tabi imkansız değil. yine de dünyadan koptuğunuz derin çalışma gün ve saatlerinizi gerçekten çok iyi ayarlamanız ve hiçbir engel kabul etmemeniz gerekiyor.
  • ritmik tarz: deep work’ü gündelik bir alışkanlık haline getirdiğimiz tarz. günün belli saatlerini kendimize ve derin çalışma pratiğimize bloklamak şeklinde özetlenebilir. önceki 2 tarz kadar uzun süre derinleşmeye fırsat vermiyor ama günümüzün yaşam tarzına çok daha uygun bir seçenek. amacımız uzun aralar vermeden, belli bir çalışma düzenini devam ettirmek. derin ve odaklı çalışmayı hayatımızın bir rutini haline getirmek.
  • gazeteci tarzı: deep work’ü ne zaman fırsat bulursa o zamana sıkıştıran gazeteci tarzı, her babayiğidin harcı değil. çalışacağınız konu/alan her neyse, otomatik bir adaptasyon ve hızlıca üretmeye başlayabilme pratiğiniz yoksa hiç kalkışmayın canlar. bu tarz, zaten olayı kafasında planlayıp bitirmiş, fikirlerinin akışından kopmadan yaşayan, fırsatı gördüğü vakit pası alıp gole koşan, dünya yansa işinin başına oturur oturmaz tıkır tıkır çalışmaya başlayabilen bukalemun beyinler için mümkün sadece. yolun başındaysanız denemeyin.

bence çoğumuz ritmik veya bimodal tarzı benimseyerek işe başlayabiliriz. derin çalışma tarzımızı belirledikten sonra sıra bu çalışmayı bir ritüel haline getirmeye geliyor.

  • nerede ve kaç saat çalışacaksınız: bunu önceden belirlemeniz şart. kütüphaneye mi gideceksiniz, bir kafe köşesine mi çekileceksiniz, koltuktan masaya mı geçeceksiniz, seçim sizin. yazarımız, normalden farklı ve derin çalışmaya özel bir mekan seçmeyi öneriyor. zamanı da ucu açık bırakmıyoruz. mesela 2 saat diye belirliyoruz ve süre dolmadan çalışmayı bırakmıyoruz.
  • nasıl çalışacaksınız: internet bağlantınızı komple kesmek ve telefonu uçak moduna almak ideal olan. çalışma hedefinizi de baştan belirlemek gerekiyor. x sayfa dolana kadar mı çalışacaksınız, y konusuna geçene kadar mı, z sayısı kadar işi halledene kadar mı, hedeflerinizi netleştiriyorsunuz.
  • çalışmanızı nasıl destekleyeceksiniz: zihninizi çalışma moduna sokan şey bir bardak kahveyse, derin çalışmaya kahvenizi koyarak başlıyorsunuz mesela. yemeğinizi yemiş, yeterince dinlenmiş ve çalışma boyunca nelere ihtiyacınız olacaksa onları temin etmiş vaziyette olmanızda da fayda var.

2. kısmın sonraki bölümleri diğer kurallara ayrılıyor: sıkılmaktan kaçma, sosyal medyayı terk et, sığ görevleri süz.

newport kulağımızı ilk olarak sıkılmayla ilgili çekiyor: dikkatinizi odaklama konusunda kendinizi geliştirmek istiyor, ama aynı zamanda zihninizin dikkat dağıtıcılara bağımlılığını frenleyemiyorsanız, bir arpa boyu yol gidemiyorsunuz demektir, diyor. atletler nasıl ki sadece koşu antrenmanlarında değil, her zaman bedenlerinin sağlığıyla ilgilenmek zorundaysa, bizim de dikkati sadece o 2 saatte değil, her fırsatta odaklamamız gerekiyor. tabi teknolojik aletlerimiz sağolsun, her istediğimizde dikkatimizi çekecek bir şeyler bulmaya o kadar alışığız ki, bir şeye gerçekten konsantre olmak istediğimizde diğer bağımlılığımızı yenmek inanılmaz derecede zor. mesela 40 dakika boyunca telefona, mesajlara, internet’e, sosyal medyaya, mailbox’a bakmadan, yerinizden kalkmadan, aklınıza gelen başka bir şeyin peşine düşmeden, müzik dinlemeden, tv’yi açmadan, aynı konuya odaklanmaya çalışın. hatta 40 değil 20 dakka olsun. deneyin ve zihninizin nasıl kıvrandığını görün beybiler… dikkat konusu kanayan yaramız ve kitabın bu bölümü gerçekten düşündürücü.

sosyal medyayla devam edeyim ve en mükemmel tespiti buraya özetleyeyim hemen: sosyal medyanın hayatımıza bu derece hakim olmasının sebebi, gerçek bir değer üretmenin gerektirdiği sıkı çalışma ile insanların bunu fark etmesinin ödül hissi arasında kısa devre yaratma yanılgısı diyor yazar. yüzyıllardır devam eden bu kapitalist ilişkiyi (ne kadar iyi iş, o kadar takdir), sığ bir kolektif alternatifle değiştirmesi: sen benim ne dediğime dikkat edersen ben de senin ne dediğine dikkat edicem – değerli olsa da olmasa da. sosyal bir anlaşma yaratmışız, başkalarının anlamsız paylaşımlarına hak etmedikleri ilgiyi vererek, kendi anlamsız paylaşımlarımız için hak etmediğimiz ilgiyi garantilemiş oluyoruz. bu ‘sen benim post’umu beğen, ben de seninkini beğeneyim’ kafası yüzünden, hiçbir gerçek çaba gösterip bir şeyler üretmemiş, yaratmamış veya geliştirmemiş de olsa, herkes kendini acayip önemli hissetmeye başlıyor.

bunun ne zararı var diye sorabiliriz. zaten bir zararı olmadığını düşünüyorsak bu kitap bize göre değil demektir. ben de söz konusu durumun potansiyel zararları hakkında atıp tutmayı psikologlara bırakacağım. ama şurası bir gerçek ki, çok azımıza yararı var. 50 bin takipçiniz sayesinde reklamlara koşup para kazanan bir kullanıcı iseniz ne ala. da kaçımız böyleyiz?

geldik son kurala: yazarımız, gündelik ıvır zıvır işler dediğimiz sığ işlerle ilgili olarak da acımasız bir eleme yapmayı öneriyor. bu türden işler bir noktaya kadar kaçınılmazdır ama siz siz olun sınır koymayı ihmal etmeyin diyor.

bunca sıkı kuraldan tahmin edeceğiniz üzre kendisi sıkı bir nerd! dikkatimi toplarım makalemi yazarım tipi, ciddi bir akademisyen. benimsediği ve uyguladığı kuralların hepimiz tarafından anlaşılsa bile, hayata geçirilmesine daha en baştan şüpheyle yaklaşıyor. şimdi kitabı okuyunca gaza geliyorsunuz ama uygulamaya geçince görücem sizi havasında. sıfırcı hamdi modu on. haklı da nitekim. ilk aşamada baş gösteren çalışma azminin sürdürülebilir olması epeyce radikal çaba ve fedakarlık gerektiriyor.

elbette kitabı okuyan herkesin ele alınan her konuda harekete geçmesine gerek yok. belki 1-2 kuralı uygulamakla bile çok daha iyi çalıştığınızı fark edeceksiniz. ve konu orada kapanacak. ama eğer en başta dediğim gibi, bir şeyler yaratmak/üretmek hevesindeyseniz bu kitap bir başucu eseri. döne döne daha fazla uygulamanın yollarını arayacak, gereksiz sosyal platformlardan en çabuk nasıl kurtulsam, başımdan hangi angarya işleri nasıl atsam, nerden zaman bulsam da daha fazla çalışsam diye manyak olacaksınız. ve sonuçları mutlaka iyi olacak!

yılın kitabı: deep work” için 18 yorum

  1. oyh doyamadım yazıya japonum. aynı zamanda kitap hakkında güzel bir fikrim oldu. bazı tespitler çok sağlam, bazıları da “rahatsız edici”, yani hoş olmayan gerçekler barındırıyor. :S Sarsılıp kendine gelmelik. Tam da hem onu hem bunu hem şunu yapmak istiyorum demişken. Dur bakalım. Sığ işlere sınır koymak da iyiymiş. Yapma demiyor çünkü zaten olmaz, ama kendini adama diyor. Makul düzeyde tutmak. Denge. Ay alıcam galiba türkçesini.

    Ben de dünden beri Ray Dalio’nun etkisindeyim. Tony Robbins paylaşmış, belki görmüşsündür. Görmemişsen bir bak derim, beğenebilirsin. Principles diye bir kitabı varmış (600 sayfacık!) fakat adam bir tane yarım saatlik animasyon hazırlamış özet geçen, beni çok etkiledi. Linkini de buraya bırakayım:
    https://www.principles.com/principles-for-success/?t=s35d4fs5
    Hatta birazdan bununla ilgili bloga yazmak düşüncesindeyim.
    Öptüm kucakladım tatlişkom.

    1. joe’cum, çok teşekkürler. linki açtım, yarın vaktim olacak, izleyeceğim. ama yorumlarımızı masaya yatırmak üzere bir kahve buluşması talep ediyorum şimdiden!

      hem ondan hem bundan kafası benim de doğal halim, ama bu kitap sayesinde ilgi alanlarımı kısmen de olsa süzüp odaklamaya karar verdim. bunlar hep konuşulacak joe başkan, haftaya maçka parkı?

  2. Yazilariniz zaten genelde inanilmaz örtüsüyor da, bu sanki halihazirdaki kivranmalarima daha bi cuk oturdu.
    Kitap kutuphanede yokmus ama neyse ki kindle var 🙂
    Ilham icin tesekkurler

  3. muhteşem! Ege’cim o konuştuğumuz gün de epeyce meraklanmıştım, süper oldu bu yazın, sosyal medya tespiti şahane, ama zaman zaman olmuyor mu şöyle hikayeden de olsa bir pohpohlanma isteği, işte o zamanlar için sosyal medya süper:)) ama şu dikkat eksikliği çağımızın “suni” hastalığı maalesef, öneriler şahane, ilk fırsatta (!!) deneyeceğim, sevgiler:))

    1. pohpohlanma isteği insanoğlunun bam teli bacım! ama bu kitabı okuduktan sonra hangi tellerin daha önemli olduğunu şöyle bi düşünüyor insan. tavsiye ederim =)

  4. Ege’cim, öyle bir anlattın ki, ben siparişi verdi gitti. tabi mühim olan okumak, idrak etmek, uygulamak 🙂 hadi inşallah..

    1. bb dear, kitabı ödünç veren kişi olarak seni de yılın co-author’ı seçtiğimi söylemiş miydim?

  5. Merhaba Japonkedi kitabın türkçesini aldım ve bir günde bitirdim. Aslında bilmediğim şeyler değilmiş ama hayatımda bu kadar etkili olacağını düşünmemiştim. Minik adımlarla hayatımı odaklanma merkezine kaydırmaya başladım. Öncelikle sosyal medya detoksuna başladım.Ulaşabileceğim yerlerde değil artık mesela telefonda.Canım sıkılmaya başlasın da miyelinlerim sinapslarım yansın gelişsin 🙂 Sonra da doktora tezime odaklanacağım. Fitili ateşlediğin için teşekkürler..

    1. ne güzel haberler bunlar sümeyra! kitabın işine yaramasına çok sevindim. dilerim arkası gelsin ve doktora tezini de bir an önce aradan çıkar =) dediğin gibi, bilmediğimiz şeyler değil ama, bütün o şeylerin söyleniş tarzı son derece fark yaratıcı ve gaza getirici.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir