yemek, hareket, bereket

Kategoriler low-carb, ontolojik, terli terli

neredeyse 3 haftadır kayıp vaziyetteyim. ortaya bi karışık yapacağım bu sefer, ayrı başlıklara ve ayrı yazılara üşendim cuma cuma.

yemek güncesi nooldu derseniz, son yazımdan bu yana 2 hafta daha devam ettim. sonrasında ise hep aynı yerlere takıldığımı gördüm, dersimi bir kez daha aldım ve bu angaryayı bir kenara bıraktım. benim için durumun özeti şu:

sabahları mutlu uyanan biri olarak daima sağlıklı seçimler yapmak benim için kolay. aslında seçimler zaten sevdiğim yiyecekleri kapsıyor: yumurta türevleri, tereyağı, meyveli ve avokadolu salatamsı karışımlar, ara sıra da badem sütünde pişirilmiş yulaf, baharatlar ve meyveler. bunlar en sağlıksız kabul edilen besin maddeleri olsaydı da yine bunları yerdim, çünkü seviyorum. çünkü 24 saat sadece istediğim şeyleri yapmak henüz mümkün olmasa da en azından sabahlarımı sadece sevdiğim şeyleri yaparak geçirmek istiyorum.

benim için asıl tehlike akşamlar! bir şey izliyorsam bir şeyler yemek istiyorum bir süre sonra. mesela bilgisayar başında eşşek gibi çalışarak geçirdiğim akşamlar sağlık topçiği gibiyim. çünkü kafa meşgulken ve yine bir anlamsız deadline’a iş yetiştirmeye çalışırken aklıma yemeğin y’si gelmiyor. önce sorumluluklarımız = yükselen burcu başak olmanın dayanılmaz müşkülpesentliği. gerekirse yemeğimi yemem ama işimi yetiştiririm. zaten bu nedenle evimin duvarları silme madalya dolu. anlayamazsınız…

yoga‘ya yeniden başladım. en son ne zaman düzenli olarak yogaya gidiyordum hatırlamıyorum. en aşağı 3 yıl olmuştur. öğretmenlik macerama başladıktan ve üstüne bir de tarabya’ya taşındıktan sonra sadece yoga değil birçok şey güme gitti. ”amaan en olmadı öğretmen olur/olurum” filan gibi fikirleri olanlar varsa diye yeniden yazayım: öğretmenlik inanılmaz zor bir meslek. hakkını vererek yapmak istiyorsanız hayatınızda başka çok az şeye yer, zaman ve enerji kalıyor. belki kendince bir sistem oturtup otomatik pilota alacak kadar olaya hakim olan öğretmenler için durum farklıdır. ama ben hayatımda hiç bu kadar yıprandığımı hissetmemiştim. bambaşka bir tempo, bambaşka bir kafa.

neyse, biz yogaya dönelim. cihangir yoga’nın istinye şubesine tam bir aydır gidiyorum. regl döneminde mecalim olmadığı için gitmediğim 4 gün ve 1-2 cumartesi-pazar dışında boşum yok. sadece 4 haftada bile bedendeki farkı görmek, kasların uzadığını, gücün arttığını hissetmek çok güzel. her sabah derste yerimi alıyor, adeta bedenimi orada uyandırıyorum. bi de arada birkaç zor derse girip biraz daha zor pozlarda deniyorum kendimi. bu yüzden 1 ay oldu ama hala kıçım başım ağrılar içinde. unuttuğum bütün kaslarla yeniden tanışmaktan olsa gerek. ama uyku kalitem tavan yaptı, çok daha az uykuyla zımba gibi uyanıyorum. yemek açısından da avantajlı. yoğun olmakla birlikte asla bir koşu veya bir yüzme seansı ayarında olmadığından çıkışta yemeğe saldırmıyor insan.

şimdi haklı olarak hani nerde bbg derseniz, yogada bile sürekli koruma altında tutmamı gerektiren dizlerimle bbg benim için biraz hayal oldu diyorum üzülerek. şu anda yoga bana çok iyi geliyor ve bu kez devam etmeye de kararlıyım. zira 2013 yılında çantaya attığım cevizliğimden bu yıl ilk kez mahsul geliri aldım ve paramın bir kısmıyla da gidip yogaya 1 yıllık üye oldum. kendime en güzel hediye 🙂 ama siz bbg’ye gönlünüzce başlayınız, başlatınız.

vizyon misyon değerler 3’lüsünü görünce sizin de tüyleriniz dikeliyor mu? o zaman heyyo! demek ki kurumsal hayat henüz ruhunuzu tamamen ele geçirememiş. tabi birçok holding’e yıllardır metin yaza yaza ben normalden daha erken de kusmuş olabilirim bu 3’lüden. bugün yine bir holding kataloğunun son okumasını yapar ve müşterinin oraya buraya eklemekten kendini adeta alamadığı bir dolu gereksiz bilgiye içimden asabi kahkahalar atarken dehşetle fark ettim: milyarlarca dolara yön veren bu adamlar neredeyse zamana, yani 2015 yılında olmamıza rağmen varlar. bu ütülü ve bol misyonlu dünyada olması gerektiğini düşündükleri kavramlar o kadar zorlama, köhne ve gereksiz ki, hadi ben içimden gülüyorum ama, şu anda en iyi okullarda okutmak için dünyanın parasını döktükleri kendi çocukları açık açık suratlarına gülecek bunların. iş dünyasında göte göt diyememe konusunda sıkıntı çeken son jenerasyon biziz bence. bizden sonrakilerin 5 kelimeyi aşan cümlelere bile tahammülü yok. nerde 5 paragraflık hakkımızda metinleri… neyse, bu da yazımızın geleneksel çemkirme kısmı olsun.

yemek, hareket, bereket” için 4 yorum

  1. Güzel bir özet olmuş. Son iki yıldır o kadar sorguluyormum ki kafamda şu mesleği. Neyse, yazının özü bu değil. Yorumun bu kısmını çok uzatmıyayım ama şunu ekleyeyim. İki gün evvel üst düzel bi yöneticiye ders veriyordum. Adamı dersin ortasında toplantıya çağırdılar. Adam gelemem b konu için beni çağırmayın dedi. Bir şey seçmek zorundalar ve adamın dediğine göre de hepsi benim ve benden beş yaş büyük insanlar. Bu arada hepsi de iyi üniversitelerden mezun mühendisler. On dakika sonra yine çağırdılar adam da kendi dilinde la ilahe çekerek gitmek zorunda kaldı bana ne kadar gerizekalılar değil mi diye bakaraktan. Şimdi burda yazamasam da karar vermeleri gereken şey çok basit ama yapamıyorlar. Adam 20 dakika sonra döndü dedi ki;kararı verdim. Türklerde çok çok tuhaf bulduğum birşey var. Hepsi kakfası çok çalışan insanlar ama bir karar verdiğimde hiçbiri itiraz etmiyor. Tamam diyorlar. Ben de Türk yöneticilerin hetrşeyi kişisel alma gibi bir sıkıntısı olduğu için buna adapte olduğumuzu söyledim. Çok çok şaşırtıcı dedi. Belki bizim neslin asıl sorunu sorumluluk almaktan ve onaylanmamaktan, yanlış anlaşıılmaktan ölesiye korkmak ama yeni nesil öyle değil gerçekten. Genellemekten kaçarak çok çok açıklar sorumluluk almaktan da korkmazlar ama ölesiye tembeller ve bu da onların en doğal hakları.En azından elimden geçenler için konuşursam.

  2. gül, senin adam çok haklı. ama türk yöneticilerin her boku ben bilirim tavrının da altlarında çalışanların basiretsizleşmesine çanak tuttuğunu düşünüyorum. adam pr'cı tutar ama kendisi zaten betül mardin'dir. metin yazarından iş ister ama kendisi zaten orhan pamuk'tur kendi gözünde. iş hayatında 'insanlarla uğraşmak' denen hede de, işte bu adamlara/kadınlara 'öyle değil böyle'yi kabul ettirme çabasından kaynaklanıyor. bu türden bir hırsı olan insanlar birbirinin gözünü oymak için sürekli er meydanında. hırsı veya haklı çıkma saplantısı olmayan insanlar için iş hayatının, hele de plaza style iş hayatının, inanılmaz yorucu olması da bu yüzden. her gün etrafına dönen güç savaşlarına bakıp uzaylılaşma sürecine giriyorsun.
    gelecek jenerasyonlar konusunda çok haklısın. gerçi plaza ortamındaki küçük ve gündelik savaşlarda puan kazanmak yerine, her biri birer yıldız olmak hevesinde onların. ne güzel, yolları açık olsun. tembellikle olabiliyorsa bize de öğretsinler hatta, ben alıcıyım şahsen 🙂

  3. Egecim, insanlar inanmadıkları yalanları söylediklerinde mi, inandıkları yalanları söylerken mi daha tiksindiriciler bilemiyorum ve nerede bir misyon vizyon, nerede bir kurumsallık görsem hep bunu düşünüyorum.

  4. ''insanlar inanmadıkları yalanları söylediklerinde mi, inandıkları yalanları söylerken mi daha tiksindiriciler bilemiyorum''
    kuzum bu nasıl cümle, altına binlerce imza atasım var. kurumsallığın özeti gibi olmuş. işte tam da bu insanlardan tiksinmekle vakit kaybetmemek için bir an önce uzamak lazım o dünyalardan.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir