yazmak / yazmamak

Kategoriler ontolojik

ilkokul 1’den beri yazıyorum. kimse beni zorlamadı, hep içimden geldi. önce küçük not defterleri, sonra koca koca günlükler doldurdum. en uzun mektupları hep keyifle yazdım. kelimeler dur durak bilmeden akıp gidiyordu. 10’lu yaşlarım boyunca uzak/yakın her katıldığım yarışmadan ödülle döndüm. beni tanıyan herkesin şahsıma yakıştırdığı kariyerdi yazarlık. ama bütün o yıllar boyunca sırf yakıştırıldı diye yazmış olamam. yazmadan duramıyordum ben, hepsi bu. 20’li yaşlarımın ortasında okullardan bıkıp iş hayatına atıldığım zaman da yine kelimelerden para kazandım. dergicilik, editörlük, reklam, metin yazarlığı… faaliyet raporu da yazdım çocuk romanı da. her biri beni ayrı ayrı terbiye etti, fazlalıklarımı atmama yardımcı oldu.

ergen ege için yazarlık

sonra, artık herkeslerin ev kredisi, araba ve çoluk-çombalak sahibi olduğu 29 yaşımda beni kendime yabancılaştıran bir aşka düştüm. ilk defa debelendim ve ilk defa çıkamadım. nihayetinde aşktan çıktım, şoktan çıkamadım. hiç olmayacağımı düşündüğüm bir insan oldum, olmayacak şeyler yaptım, olmayacak yerlerde buldum kendimi. umutsuzluğun marianna çukurunu keşfettiğim en gri günlerin birinde bir arkadaşım tuttu beni kolumdan, bir adama götürdü. adam bildiğiniz psychic. gerçi ben o zaman ne biliyor ne de inanıyordum böyle şeylere. hayatımın en tuhaf, en benzersiz deneyimiydi. bir masaya uzandım, geçmiş yaşamlara yolculuk yaptım, kendi üst benliğimden rehberlik aldım. ayakları sımsıkı yere basan biri olarak bu tip şeylere ne kadar uzaktım anlatamam. ama o masadan kalktığımda yeni bir insandım. detaylara girip bu yazdıklarıma deli saçması gözüyle bakanları sıkmayayım, ama bu dünyaları bilenlere ve yakın duranlara o dönemdeki cehaletimi anlatabilmek adına bir örnek gelsin hemen: seansın sonlarına yaklaşmışız, adam bana ”now imagine archangel michael…” diyor. başmelek mikail’i gözümün önüne getirip ondan bir şey isteyecekmişim. gözlerim kapalı, transtayım ama panik oluyorum. ulan bu mikail neye benziyor ki acaba paniği! bilmediğimi anlasın diye ”what michael?” diyorum. adam da sanıyor ki ingilizcesini anlamadım. başlıyor aynı ismin farklı dillerdeki versiyonlarını saymaya. he he dedim artık, ne diyeyim. devam etmemiz lazım. gözümün önüne kimi getirdim dersiniz? murat belge’yi 🙂 ne bileyim, bu yaşını başını almış melek kısmının tasvirleri hep sakallı makallı, karizmatik yüzlü olur. murat hoca’dan ala hiçbir aday gelmedi o anda aklıma. anlatsam kopar herhalde.

olgun ege için yazarlık

işte maykıl falan filan derken o tarihlerden itibaren okumalarım ağırlıklı olarak öte dünyalara kaydı. fiction konusunda 2 kat seçici oldum. neden: çünkü artık yürek dağlayan, yara olan, kabuk bağlayan konular hiç ilgimi çekmez oldu. herkesin kendi yolunu kendi çizdiği bilgisi bir kez insanın ruhundan teyit alınca, artık hiçbir acı yeterince acı gelmemeye başlıyor. iyi ve kötü, doğru ve yanlış kavramları siliniyor sözlükten. her şey sadece var. her şey nasıl olması gerekiyorsa öyle ve olduğu kadar. bir önceki yazıda da itinayla isyan ettiğim gibi hiçbirimiz kurban değiliz. başımıza gelen her şeyi biz çekiyoruz, biz yaratıyoruz. en azından ben böyle olduğuna inanıyorum uzun zamandır. ve hayatım bu inançla birlikte çok daha hafif ve kolay.

ege’nin insanlığa bakışı

dönelim yazmaya. tıpkı yaratıcı dramada olduğu gibi yazmada da çıkış noktası daima çatışan istekler. ayşe gitmek ahmet kalmak istiyor, john aşk jessica meşk istiyor derken, ne kadar orijinal ve elegan bir şekilde kaleme alınmış olursa olsun, acılar, kendini acındırmalar, mutsuzluk, acizlik, haksızlık, çaresizlik, göz dağı vermeler, utanç, suçluluk duygusu, kıskançlık, tehdit, korku, yalan-dolan, entrika, hop ortaya bir hikaye, bir roman çıkıyor. bense bu kavramlardan o kadar baymış, o kadar uzağa düşmüş vaziyetteyim ki, 7 yaşından beri yazan insan, yarın oturup geçtim romanı bir kısa hikaye yazayım desem konu bulamam. o derece. kendime dönmek ve üst benliğimle sulh olmak beni fiction’dan ayrı düşürecekmiş meğerse canlar. allahtan haritamdaki yoğun başak ve ikizler etkisi sağolsun, onca aydınlanmaya rağmen yine de eleştirmeden duramayan bir insanım. başkaları için gayet sevimsiz ama benim için ziyadesiyle eğlenceli olan bu becerilerimi de burada atıp tutarak değerlendiriyorum, içim rahat. bir de neyse ki yaratıcı drama işlerim var. ruhlarımızda bin yıllardır taşıdığımız onca önyargıyla baş etmenin en vukuatsız yollarından biri de kısa, geçici ama anlık şok etkileri yaratmaya kadir doğaçlama süreçler olsa gerek. tek tesellim, müstakbel kariyerim…

yazmak / yazmamak” için 6 yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir