freelance

bir önceki yazıda söz vermiştim. konumuz: uzun vadeli hedeflerimize yönelik olarak gün bazında neler yapabiliriz? bu konu epeydir kafamı kısa kısa meşgul ediyor. ama bugün biraz daha derinleşelim istiyorum. önce şurdan başlayalım mesela, adeta zihnimize çivilenmiş olan meşhur verimlilik kavramından. iş hayatı ona tapıyor. patronlar donsuz çıkıyor, onsuz çıkmıyor. çalışanlar kendi değerine ona göre biçiyor. sırf bu kavram üzerinden ekmek yiyen nice danışman, eğitimci, app, web sitesi, kitap, dergi, podcast var. verimlilik bir endüstri olmuş, hepimize tepeden bakıyor.

ne için verimli?

burda durup şu soruyu sorsak mesela: peki verimli olayım ama neden / ne uğruna verimli olayım? bakınız nihayetinde ben de anamın karnından freelance’çi doğmadım. yıllarca -çok kurumsal olmamakla birlikte- şirket ortamlarında tam zamanlı çalıştım. yaptığım kimi iş sevdim kimi işi sevmedim, ama her durumda en büyük endişem ve hevesim işten kalan zamanlarımda yapmak istediğim şeyleri yapabilmekti. onca yıl ofis masasına hep 6’dan sonraki hayatım için katlandım. yoksa yemişim dergisini, reklamını. hiçbirinin bana hayati bir faydası varmış gibi hissetmedim. keza benim onlara faydam da tartışılır. çünkü en hızlı tüketilen sektörlerde iyi olmakla, eh idare eder olmak arasında artık pek az fark var. devir vasatlık devri. başkası için çalışıyorsanız, hele de geleceğinizi o formatta, o sektörde görmüyorsanız, bayılmadığınız işe gereğinden fazla zaman ayırmaya ben şahsen anlam veremiyorum. aman müfettiş gelebilir diye defterleri hep nizami tutmak gibi biraz. kime neyi kanıtlamaya çalıştığımızı veya bunca emek vererek asıl neden kaçtığımızı düşünmek lazım gibi geliyor. çünkü o iş neticede o dönem için bir para kazanma aracıysa, verimliliğimiz rahatlıkla 5’ten şaşma 6’yı aşma düzeyinde kalabilir. yani işimizin kendimizi çılgınca ifade etmeye veya topluma fayda sağlamaya yaradığını düşünmüyor, ilerde başka sulara yelken açmayı planlıyorsak, verilen görevi ortaya çıkan sonuçtan utanmayacağımız şekilde yerine getirmek yeterince verimli sayılır bence.

eisenhower matrix – bir bilene soralım

seviyosan git verimli ol bence

tabi bütün bu yazdıklarım işine bayılmayanlar içindi. işinizi seviyor ve hayatta ne yapmak istediğinizi bulduğunuzu düşünüyorsanız, verimlilik tanımınız da ona göre olacaktır. belki bugün başkasının firmasında yaptığınız işi, becerileriniz doğrultusunda ilerletmeye ve gelecekte daha farklı bir şekilde kendi başınıza yapmak üzere deneyim kazanmaya çalışıyorsunuz. o zaman ekstra verimli olmak zaten kendi faydanıza. her türden deneme-yanılma için ideal ortamdasınız. nasıl olsa başarısız da olsanız başkasının hesabına olacaksınız. yardırın! aklınıza takılan her soruya cevap arayın, beynini emebileceğiniz, deneyiminden faydalanacağınız herkese düzeyli bir şekilde yanaşın, en tatlış persona’nızla ne kapabiliyorsanız kapın. iyi ilişkiler kurun ve kendinizi geliştirin. diğer senaryo da pek farklı değil: yani iş hayatında işveren değil de çalışan olarak var olmayı konforlu bulanlardansanız, işinizi de genel olarak seviyorsanız, yine 10 üzerinden 6+ verimli olmakta fayda var. çünkü zaten memnunsunuz bari fark yaratın, yükselin, daha fazla paraya memnun olun.

iki arada bi derede: freelance kafası

gelelim freelance’çilere… kendi adıma verimlilik mevzusunun gündemime düşmesi, ara sıra kapıldığım ”hiçbir şey yapmıyorum lan” paniğinden kaynaklanıyor. oysa 1) tabi ki yapıyorum 2) yapmasam ne olacak?

hah işte zurnanın zırt dediği yer sevgili okurlar: yapmasam ne olacak? freelance çalışmak öyle bir şey ki, genelin çalışma düzeni bu şekilde olmadığı için, durduk yerde kendinden şüphe ettiriyor insana. sanki ajansta çalışırken sabahtan akşama kadar kafamı kaldırmadan iş yapıyor, fikir üretiyordum da, o gün evde sadece bir mailing metni yazıp üstüne 5 bölüm sex and the city izleyince içime bir suçluluk duygusu düşeyazıyor bazen. sonuçta, kimi dönemlerde kel kör de olsa, paramı kazanıyorum. ama siz beni anladınız. şu genç ve verimli yaşımda neler neler yapabilecekken, örneğin bir salı günü evde mısırımı patlatıp film seyretmek, çayımı koyup kitap okumak, internette yemek tarifi araştırmak, öğle uykusunun kollarına yuvarlanmak ya da ne bileyim, benden başka kimseye faydası olmayan her türden şey, senenin diyelim ki 300 günü bana kendimi çok şanslı hissettiriyorsa, 65 günü kabir azabındayım. ”ah ah neler yapabilirdim, yapmadım!”

tam da o 65 gün kapsamında kendi kendime kararırken müge ve metin’le rakı masasına yatırdık meseleyi. sağolsunlar ikisi de yamulmuş perspektifime ayar verip beni kendime getirdiler. dostlar en çok böyle zamanlarda bizi anladıkları için kıymetli değil mi? bizi kendimize getirdikleri için. hayata aynı yerden baktığımız insanların varlığı ne büyük bir nimet. onlarla konuşurken verimlilik algımızın, ne kadar hassas ve kırılgan bir dengede durduğunu da fark ettim. belki herkes için böyle değildir tabi. yine de çalışkanlığın, üretkenliğin, verimli olmanın el üstünde tutulduğu ortamlarda genelin değer yargılarına kapılıp gitmek çok kolay. gerçi bu kavramların yeni nesiller için geçerliliği var mı, bilemiyorum. nedense gençlerin en büyük hayali zengin veya ünlü, hatta mümkünse ikisi birden olmakmış gibi geliyor bana. ama bu belki de benim önyargımdır. ikinci dönem üniversite ortamlarında çalışmaya başlıyorum, gözlemleyip güncellerim sizi.

sözün özü verimlilik bence acayip şahsi bir mesele. günü iyi değerlendirmek: kime göre, neye göre? işe önce kendi verimlilik tanımımızı yaparak başlamak gerekiyor. şartlar neler? hedefimiz ne? deadline var mı? ve tabi, ne kadar hırslı biriyiz? istemediğimiz bir yöne doğru gidiyorsak, en hızlı koşan olmak ne derece anlamlı? sorumlulukların yükü altında eziliyorsak, mükemmeliyetçilik ne kadar sağlıklı? hayatımızdan memnun değilsek, verimlilik nereye kadar mümkün?

işteki verimliliğin altın kuralı: bugünün işini yarına bırakma

yazdıkça anlıyorum ki benim için verimliliğin birkaç boyutu ve tanımı var: freelance yazma işlerim söz konusu olduğunda geciktirmemek ve en kısa zamanda halledip yollamak über verimli mesela. çünkü en büyük günahım son dakkacılık. bir önceki yazıdan yola çıkarsak bu konuda kendime koyabileceğim yegane hedef de ertelememek. sanırım sadece benim değil çoğumuzun en büyük baş belası erteleme huyumuz. şöyle bir kural koyasım var kendime, belki sizin de işinize yarar: yarım saatten az vaktimi alacağını bildiğim işleri gelir gelmez yapmak. sırf bunu uygulamayı başarsam inanılmaz rahatlayacağımı düşünüyorum. 30 dakika kuralını sadece işlerle sınırlamak zorunda da değiliz. cevap bekleyen mail’ler, yapılması gereken telefon görüşmeleri, ayarlanması gereken randevular… biz beklettikçe içimizi sıkan her türden iş ve görev için kullanabiliriz.

peki ya iş dışında?

iş (ve yapılması gerekenler) dışında ise verimlilik bana göre bambaşka bir şey: öncelikle yeni projelere, yeni girişimlere açık olmak. bugüne kadar yaptığım her şeyden başka, bambaşka şeyler yapmaya hevesli olmak. diğer yandan öğrenmek, bir şeylerin acemisi olmaya devam etmek de verimlilik tanımım içine giriyor, bende ‘günü iyi geçirdim’ hissi yaratıyor. belki de içimdeki ‘boşa harcadığım zaman’ sıkıntısının kaynağı yeterince yenilik ve öğrencilik yapamadığımı düşündüğüm zamanlardır?

gelelim günü daha iyi düzenleme konusunda herkese fayda sağlayabilecek pratik fikirlere:

  • dünyanın işi bitmez kuralı: kendinizi ölüm döşeğinde hayal edin. ”o toplantıyı daha uzun tutmalıydım” ya da ”keşke şu işe daha çok çalışsaydım” diye ah-vah edeceğinizi düşünüyor musunuz? bugün adına başarı veya başarısızlık dediğimiz ve içimize dert olan ne varsa biz öyle inandığınız için var. kendi başarı ve verimlilik tanımlarınızı yapın ve sizin için anlamlı olan hedeflerinizi belirleyin. bunları mutlaka kağıda dökün ve sık sık görebileceğiniz bir yere asın.
  • little little into the middle kuralı: hedeflerinize giden gündelik adımları listeleyin. bu küçük adımları atmanıza engel olan durumlar varsa neler onlar? ve elbette nasıl bertaraf edilebilirler? hedefler demişken, onları kısa ve uzun vadeli olarak kategorize etmekte fayda var. 2-3 yıl içinde farklı bir kariyere geçiş yapmayı hedeflemekle, ay sonunda falanca projeyi tamamlamış olmayı hedeflemek aynı kefeye konmamalı ki adımlarınızı da ona göre belirleyin.
  • ali bak defter kuralı: evet evet biliyorum, klavyede yazmanın kolaylığı hiçbir şeyde yok. ama hazır yazmak demişken, hayatınızı gerçekten değiştirmek istiyorsanız önce bir defter edinin. o defter sizin kendinize karşı dürüst olma mecranız. haftalık/aylık/3-6 aylık hedeflerinizi, o hedeflere giden küçük ve gündelik adımları, potansiyel engelleri, potansiyel çözüm yollarını, yardım alabileceğiniz kişi/kurumları not etmeye alıştırın kendinizi. sayfalarca iç dökmekten bahsetmiyorum. ihtiyacınız varsa onu da yapın tabi. ama bu temelde sizin plan-program defteriniz olmalı. haftalık olarak hedeflerinizi ne kadar tutturduğunuzun raporlarını da oraya vermelisiniz. neler iyi gitti, ne oldu? ne olmadı? sizce neden olmadı? neyi eksik/yanlış yaptınız ya da hiç yapmadınız? insan ilişkilerinde nerde şapa oturdunuz? neyi daha farklı yapmalısınız? bunların hesapları kendimize verile. gidişat düzenli olarak değerlendirile.
  • erken kalkan yol alır kuralı: iş için de, iş dışı hayaller, hedefler ve projeler için de aslında yeterince zamanımız var. sabahları 45 dakika erken kalkmak, öğlen yarım saat ayırmak, akşamüstü iş çıkışında sakin bir köşede rahatsız edilmeyeceğiniz 1 saati önceliğiniz haline getirmek, pazar sabahını uykudan alıp yaratıcılığa harcamak… sizi gerçekten heyecanlandıran, önemli bir hedefiniz varsa verimli olacağınız zaman dilimlerini bulmak için kafa patlatın.
  • 40 tane elim yok kuralı: herkese yardım edemezsiniz, her işi aynı anda yapamazsınız. kime yardım edeceğinizi, kimi kibarca reddeceğinizi iyi seçin. içinize dert olan görevleri yeniden ele alın, kiminle iş bölümü yapabilirsiniz veya o görevin yükünü azaltmak için nasıl bir değişiklik getirebilirsiniz? önceliklerinizi belirleyin ve sınırlayın. 10 tane önceliğimiz varsa hiçbiri pek de öncelikli değil demektir. en fazla 2 tanede kalın mesela.
  • her hıyarım var diyene tuzumu alıp koşmamalıyım kuralı: sosyal tekliflere hemen evet demek yerine iki rekat düşünme süresi talep edin. ben sana en kısa sürede dönücem deyin ve sakin kafayla, evet demenin sizden alacağı zamanı, size vereceği keyif/mutluluk/fayda/deneyim ile kıyaslayın. derek sivers’ın taktiğini de kullanabilirsiniz: bir şey ya ”oha tabi ki evet”tir ya da ”hayır”dır.
  • like butonu dostumuz değil kuralı: zamanı başkalarının hayatını (ve başarılarını) takip etmek yerine kendinizi takip etmeye harcayın. o hiçbir şeyleri beğenmeyen merceğin altına önce kendinizi yatırın ve hangi konularda gelişmeniz gerektiğine daha yakından bakın. öncelikli like konunuz kendiniz olun. kendinizi daha çok sevmek için neye ihtiyacınız var? nasıl bir insan olmak istiyorsunuz? o insan olmak için hangi dersleri almanız, hangi sınavları vermeniz gerekiyor? bırakın başkaları ne yapıyorsa yapsın. siz sosyal medya tüketiminize kısıtlama getirin. tüketen değil üreten olmak ancak bu şekilde mümkün.
  • burda mission impossible’ı çevirmiyoruz kuralı: elbette arada büyük, önemli, unutulmaz şeylerin gerçekleştiği film gibi günler de olacak. ama sonuçta hayatımızın çoğu normal ve sıradan günlerle geçecek. bunu kabul etmenin kendince bir tevekkülü var. büyük beklentilerin hayaliyle avunmak yerine günü kaliteli geçirmeye odalanın.
  • acı yok kuralı: günün sizin için en önemli görevini, günün sizin için en keyifli parçalarından biriyle birleştirmeyi deneyin. mesela sabahki keyif çayınızın veya öğleden sonra verdiğiniz kahve molasının hemen arkasına, en sevdiğiniz çikolatadan (buraya istediğiniz yiyeceği koyun) birkaç parça yedikten, size en çok gaz veren o şarkıyı dinledikten, spordan, yürüyüş veya koşudan, yapıyorsanız yoga veya meditasyondan sonra. disiplin ille de acılı olmak zorunda değil. beyninizi kandırmanın mutlaka bir yolu vardır. onu bulun.
  • 30 dakika kuralı: az önce bahsetmiştim. işleri bekletmeyin, yapılacakları biriktirmeyin. hele de 30 dakikanın altında oluru varsa. yapın bitsin gitsin.
  • dünya’ya bugün mars’tan düşmüş olsaydım kuralı: diyelim uzaylısınız. hem dünyamız uzayda salındığına göre zaten hepimiz uzaylı değil miyiz? ama diyelim ki bu gezegene az önce indiniz ve ortamı anlamaya çalışıyorsunuz. ve elbette görmeye, denemeye, anlamaya odaklanıyorsunuz. kafa tertemiz, önyargı sıfır, herkes ve her şey yepyeni. gün içinde olup bitenler sizi zorladığında uzaylı kimliğinize ışınlanmayı deneyin. dünyayla aranıza temiz bir mesafe koyun. ne olursa olsun size iyi hissettiren küçük bir şeye odaklanın.

ve bu da verimlilik arzumuzun hayatın tatsız sürprizlerine tosladığı zamanların varoluşsal tesellisi olsun.

verimlilik” için 15 yorum

  1. cok cok cok harika bir yazi olmus ellerine saglik!
    daha merdivenlerin en alt basamagina adim atamamis gibi hissediyorum kendimi. Yapmak istediklerim var mi? var: mesela resim yapmak- az cok sanat dünyasindan gecinen bir cevrem var.. ama ben niye bir türlü vakit bulamiyorum – Sabah 06:30 da kalkiyorum anaokul, is, anaokul, cocugun kursu ya da oyunu derken aksam eve geliyoruz, ortalik topla, yemek oldu mu sana Saat 20:00 sonrasi? sonrasi uyukluya uyuklaya gecen 2 Saat ve uykular alemi..
    bu zinciri nasil kirabilirim? Spor ne olacak? Verimlilik?
    Ah yaaa ne demek istedigimi de bilmiyorum. Acaba derdimi dipsiz kuyulara ve de Egeye anlatayim mi dedim.. kusura bakma, canim.. acaba ben mi körüm yoksa cikis yok mu?
    bu arada isimi seviyor muyum? yani..severim de aramam.. para vermeseler yapmam..
    ben cocuguma ne asilamak istiyorum, biliyor musun? sevdigi – gercekten sevdigi isi yapsin.. hani cocuklar sabah kalkip haril haril oyun oynuyorlar ya (tatil, mevsim, saat dinlemeden) iste öyle sevdigi, tutundugu bir isi olsun..
    isini “aman cok güvenli bir is, git memur ol, bankaci ol..” diye yönlendiren ebeveyinler nedeniyle secmesin..
    nerden nereye.. benim kurtulusum ne acaba?
    basliyacagim degisikliklere.. arada bir yazarim sana, tamam?
    Sevgiler
    Asli

    1. canım aslı’cım,
      bekara karı boşamak kolay derler ya, bende çoluk-çocuk olmadığı için bu blog’daki tavsiyeler de çalışan annelere biraz bu telden çalıyor olabilir. özellikle çocuklar küçükken anaların işi çok zor. eşinin birçok konuda yardımcı olduğunu bildiğim halde hayatın şu dönemde sana ne kadar monoton ve değiştirilemez geldiğini tahmin edebiliyorum. bu da gelir, bu da geçer. geçecek. sen o günler gelinceye kadar, meliha’yı babaya kitleyip sırf kendi keyfin için evden çıktığın, mesela bir sergi gezebildiğin, bir kafede kitabını okuyabildiğin, evde yalnız kalıp resim yapabildiğin her saatin (veya 20 dakkanın!) tadını çıkarmaya odaklan derim. ve elbette bu hakkını savun ve sürdür.
      spor? yapmayınca özlüyor musun ki!
      verimlilik? bırak allasen, almanların verimliliği hepinize yeter =p sen verimsiz oluver.
      kurtuluşun ne olacak, en iyi yine sen bilirsin. ama kurumsal ortamlarda olmayacağı belli. belki meliha için kurduğun işin hayalini önce senin gerçekleştirmen gerekecek. yani aşırı derecede güvenli olmasa da severek gideceğin bir iş bulacaksın. dediğin gibi sanat çevresine zaten yakınsın. belki şu an kurumsal ortamda kazandığın deneyimi, sanatla ilgili bir kuruluşun/vakfın/projenin bünyesinde, daha çok ilgini çeken bir amaç için kullanacaksın. ama tüm bunlar için senin harekete geçmen gerekecek. sanat piyasasının nelere ihtiyaç duyduğu ve senin neler yapabileceğin hakkında düşünmen, fikir geliştirmen gerekecek. ilgilenebilecek kişilere ulaşman gerekecek. yani: sen ona doğru birkaç adım atmazsan, o seveceğin iş sana gelmeyecek.
      ama sen ona yürümeye bir başla hele, o sana koşacak =)

      1. Egecigim, icime sullar seller serptin tesekkürler. Cocuklu analarin hayati biraz – zor demiyeyim de- karisik.. daha dogrusu karisik olan kafalar. Bize sinirsiz imkanlarimiz oldugu hissi veriliyor: hem evinin anasi, hem calisan kadin, hem bakimli ve sportif bir tip.. bir yandan hobileriyle ilgilenen diger yanadan cocuklariyla el isi yapip kendi böregini acan falan filan, biri olabilirsin. Hem de hepsi bir arada.. Aslinda calismak ve anne olmak bile bastan basa bir mesgale.
        Bazen ben de kaptiriyorum kendimi, niye cocugumu, isimi, yogami, arkadaslarimi ve hobilerimi bir güne sigdiramiyorum ben? diye.. aslinda büyük bir fikra bu.. bir gülenim olsa..
        seni öpüyorum..
        sex and the City yüzünden sucluluk duygusu yasanir mi ayol :-)?

  2. seni seviyorum japonkedi. parti kur oyum sana. bi de bi laf var, sevmediğin bi işle ilgili, “çalışma hevesi gelirse, dur 10 dakika, geçmesini bekle” 🙂

    1. yoruma sesli güldüm, parti kuracak son insan benimdir herhalde ama çok sağolasın!!
      sevmediğimiz işte çok uzun kalmamak lazım, yoksa bu şahane tavsiyenin bile kesmeyeceği sinir savaşlarına sürüklenebiliyor insan. yaşadım, ordan biliyorum =)
      sevgiler

  3. Kurallara bayıldım! Benim tek problemim, şu hedef koyma işini başaramıyor olmam. İş hedef koymaya gelince, hayatım acayip sıkıcıymış gibi geliyor, hedef koyamıyorum kendime. Öyle geldiği gibi yaşıyorum. Defterime baktığımda tek hedefim ev temizliği ile ilgili oluyor, hep üşendiğimden ve ertelediğimden herhalde 😀 Ama bu kurallar ev işinde verimlilik için bile süper.

    1. elden gel pelin, benim hedefler de hiç ulvi şeyler değil =) iş listemi bitirmek yegane kısa vadeli/gündelik/haftalık hedefim. uzun vadeli hedeflerim ise her allahın günü onlarla ilgili bir şeyler yapmaya kastıramayacağım kadar geniş çaplı. ancak ara sıra ilgilenebiliyorum. ve haklısın, böyle aşırı hedefli/amaçlı/misyonlu hayat fikri bana da aşırı disiplinli bir hayalgücünün eseri gibi geliyor. disiplin fazlaysa ben kaçar!

  4. ‘Patronlar donsuz cıkıyor onsuz cıkmıyor’ 🙂 Nerden buluyorsun bunları Japonkedi ya:) Ya bu arada bence sey de onemli. Yazı cok guzeldi eklemek istedim. Hani en zor olan işi ertelememek yerine ilk onu yapmak. Ben hep ertelerdim nasıl olsa cok zaman lazım diye elim gitmezdi. Şimdi ilk yapmaya calışıyorum ve kendimi cok hafif hissetmeye başladım gun içinde. İş dısındaki hayatıma da uygulayabilsem bunları tam super olacak..

    1. ah o kuralları her bi yerde uygulayabilsek zaten cümleten nirvana’dayız cansu’cum!
      bu arada en zor olanı ilk yapma kuralı da iyiymiş. önümüzdeki 4 günde bitirmem gereken o kadar çok iş var ki, senin kuralı uygulayıp en zor olanından başlama kararı alıyorum şu an 😉

  5. güzel yazı yine. hedefler konusunda oturdum, düşündüm, yaşadım, gördüm ki şu kırk yıllık yaşamımda; istiyorsan yapıyorsun. yapmıyorsan sebebi yeterince istememen. işte ben de hayalim dediğim şeyleri yeterince istemediğime, zaten istemek zorunda da olmadığıma karar verdim. hayıflanma safhasını da atlatabilirsem, yemişim verimliliğini. 🙂
    ama yeterince isteyenler için söylüyorum; bir yerde okumuştum, haftalık yapılacaklar listesine, büyük kayalar dediğimiz uzun vadeli iş/hedef/görev/ceza artık ne derseniz, buna ait bir iki ufak çaba kırıntısı ekleyin. mesela bu yıl içinde aidse çare bulmayı hedefliyorsanız, bu hafta yapılacaklarınız arasında bunun için bir şırınga almak olmalı. yani bu hafta büyük kayalar için ne yaptın sorusuna verilecek bir cevabınız olmalı. şırınga biraz zayıf kaldı kabul.

    1. sağolasın ebru, çok doğru tespitler. işin en önemli kısmı önce yeterince istemek. insan bunu görünce, etrafındaki kimseyi de bir şeyleri istiyor ama harekete geçmiyor diye dürtme ihtiyacı duymamaya başlıyor. ‘bana ne’ deyip geçiyorsun. çünkü biliyorsun ki istenip de yapılmayacak hiçbir şey yok. ama işte motivasyon dışardan olabileydi, hepimiz sürekli başarıdan başarıya koşardık zaten!

  6. Yazılarınızı çok beğeniyorum ve kendi açıma baya pay çıkardığım yazılar oluyor.Onun için eğer rica etsem ,mümkünse, ‘işim gücüm yok bir de ısmarlama yazı mı yazıcam ben ‘veya ‘yok daha neler’ demezseniz… Şu insanların diğer insanlar üzerinde belli bir ağırlığı olması,otoritesi olmasıyla ilgili yazı yazıp akıl vermeniz mümkün müydü?(Burada sesimin iyice azaldığını ve cılız çıktığını varsayın :))Kastım şu hani şu vicdan yapıp kötü insan olmayayım diye makul şeylere ‘hayır’ dememekle ,insanların sizi salak zannedip saçma sapan isteklere doğru yönelmesi arasındaki ince çizgi:)

    1. gökçe, ısmarlama yazı yazmaya bayılırım! öneri için çok sağol. aslında harika bir tesadüf, zira son dönemde kafamı sık sık meşgul eden bir konu bu: hayır diyememek ve taleplerin altında kalmak. elbette yazarım, haftaya ilk fırsatta 😉

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir