uzaya gitmek istemeyenler

Kategoriler eğitim şart

bu yıl derslerden daha çok bahsedeceğimi yazmıştım. hemen başlıyorum. zira bu seneki ilk dersimde öğrenciler yine en çalışmadığım yerden hata verdirdi bana. şöyle oldu: sandalyeleri çember şeklinde dizip oturmuşuz. kişi sayısı eksi 1 sandalyemiz var. aslında hepinizin bildiği sandalye kapmaca oyunu gibi, ama müziksiz. bir soru/tanım veriyoruz, o tanıma uyanlar hemen kalkıp yer değiştirmek, yani başka bir sandalye kapmak zorunda. sorular da sınıfın birbirini tanımasına yönelik olduğundan son derece basit ve geyik: tek çocuk olanlar, dans etmeyi sevenler, aşk acısı çekenler, bu bölümde okumaktan memnun olanlar, arapça konuşanlar vs vs. ayakta kalan kişi bir soru soruyor, millet yer değiştirirken yer kapmaya çalışıyor.

şimdi zaten bu son derece hızlı gelişmesi gereken etkinlikte öğrencilerin hızlı soru üretmelerini beklemek büyük hata. ıkına sıkına 1 soru çıkartıyorlar, ki o da genellikle uyduruk oluyor. bu yavaşlığı geçen seneden bildiğimden, bende alternatif sorular sepet sepet. nitekim işleyiş iyice baydığında devreye girdim yine ve artık bitireyim dedim. son sorum da şuydu: everyone who would like to go to space?

ve hiçkimse yerinden kalkmadı!

la uzay diyorum. soruyu anlamadılar herhal deyip yeniden sordum. en ufak hareket yok. benim gözler faltaşı, suratta dünyanın en avalak dumur ifadesi. şaşırdığımda saklayabilen biri hiç değilim. arkadaşlar ciddi misiniz oldum tabi. baktım son derece ciddiler. hayır, o dakka sınıfa nasa’dan ekip girse, bana deseler ki ‘uzaya gidiyoruz, kura çektik, sana çıktı’ bakın, işmiş, kocaymış, aileymiş, arkadaşmış, 1 dakika düşünmem. sınıfı o şekil bırakıp giderim. tabi ki bu uzay sevdasını herkesten bekliyor değilim. zaten sorduğum soru da ‘şu dakka götürseler kim gider?’ değildi. kim uzaya gitmek isterdi’ydi. would like to go. sankim yürüye yürüye gidecekler. neyse, belki siz benim kadar şaşırmamışsınızdır. ama ben nedense mavi ekran verdim. zira dersin konusu girişimcilik! ve hayallerinde bile konfor alanından çıkamayan nurtopu gibi bir grubum var. dersin profesörü acı acı gülüp ‘konfor alanınızdan çıkmadan nasıl girişimci olacaksınız peki?’ diye öğrencilere soruyu gömdü. ama bir cevap alamadı.

sonraki etkinliklerimden biri, ağlayan bir bebekle, sıkıcı bir kitapla, bir jean ceketle, bir fille vs. yapabilecekleri 20 şey icat etmeleriydi. 2’li gruplar halinde, çektikleri kağıtta yazan göreve cevap aradılar. neyse ki çok yaratıcı şeyler çıkaranlar oldu da moralim bi nebze düzeldi. ağlayan bebeğin sesini ambulans siren sistemine bağlayan kızlara burdan bir alkış mesela. sıkıcı kitabı kapı stoperi yapanlara bile razıydım ben.

bu arada bütün gözlemlerim, ‘çalışkan öğrenci pek yaratıcı değildir, asıl afacan tipler çok yaratıcıdır ama ah bi de oturup çalışsalar’ mitini yerle bir ediyor. geçen seneden beri dikkat ediyorum, ders kaçırmayan, not tutan, sorulara cevap veren o çalışkan öğrenciler, aynı zamanda dikkatini en uzun süre odaklayan, saksıyı da en farklı şekillerde çalıştıran tipler. yani mesele sadece iyi not almak değil. espiri yeteneği, hızlı düşünme ve çözüm bulma becerisi de en çok onlarda var. en azından akademik ortamda durum bu.

ah bir de dersin son etkinliği olan ‘geçen hafta hangi konuda başarısız oldunuz?’ sorusuna, herkesler cevap verdikten sonra bile ‘hiçbir şeyde’ demekte direnen ego-deliganlım var. annem bu neyin vicdanı, neyin endişesi? düşmez kalkmaz bi allah be yau. neyse, çözecez bakalım bunları.

uzaya gitmek istemeyenler” için 15 yorum

  1. ay çok güzel bu ders yazıları! Devamının gelecek olmasına çok sevindim.
    Pekiiiii, uzaya gitmek istiyorlardır belki de son soruda ayakta kalmaktan korkuyor olabilirler miydi? Yani korkak değil de çakal?

    1. hiç sanmam joe, ayakta kalana ceza filan yoktu =)
      sınıf böyleyken bu yazıların devamı nasıl gelmesin?!

  2. Evet iste o sinifta olmaliydim derken cok hakliymisim. En bi cok istedigim seydir bir uzay seyahati, beni de gelip alsalar iki adet bebem var demem ucarak giderim 🙂 benim ruhum girisimci ama bedenim tembel tabi bir de işin o tarafi var asdfghjk.
    Son tesbite de yazacagim bir sey var universite siralarinda ogrenciyken gozlemledigim iki tip caliskan model vardi 1.si hem derslere hem mizaha hem dunyaya kafa yoranlar, 2.si de sadece derslere kafa yorup hocalarin verdiklerinin disina cikmayip iyi notlar alan ama pratikte kulturlu ve zeki olmayanlar. Ben hangisiydim sizce? Hicbiri :)) gozlem yetenegi guclu, derslere kafa yormayan diye bir şık olusturabiliyor muyuz? Ya da dersi dinlemeyip milleti kollayan da diyebiliriz belki ahaaahaa

    1. misafir gel bi derse, en azından uzaya gitmek isteyen 2 kişi olalım =)

      tabi ki burda yazdığımdan çok daha fazla öğrenci ve zeka çeşidi vardır. benim gözlemimin hedefi daha ziyade ailelerinin sırf hareketli diye zeki sandığı hayta takımı. maalesef okulda pek bi nane yapamıyorlar. belki hayatta yaparlar. yoksa senin şık da son derece geçerli. ilgilenmediğim derslerdeki ben hatta!

      1. yaramaz çocuk zekidir, çok konuşan çok soran zekidir vs çoğaltılabilir. bilimsel dayanak düzeyleri nedir bilmiyorum ama bence züğürt tesellisi. bknz: “çocuğunuz zeki ama çalışmıyor ”
        ben ne çalışkan ne de zeki bir insan hiç olmadım. ama gerçek zeki ve çalışkan ve sadece çalışkan insanları tanıma fırsatım oldu. zeki ve çalışkan modellerin farkı bariz ortada. ama girişimcilik için siz benden daha iyi bilirsiniz hepsinin yanında öz güven ve onunla arkadaş olan cesaretinde var olması lazım değil mi ?

        1. özgüven ve cesaret tabi ki gerekir hülyacım, ama biz daha oraya gelemedik. özgüven görünümlü hassas ego, cesaret görünümlü tribünlere oynama hevesi var elimizde. thank you dear mothers!

      2. Trabzon’da yasiyorum. Daha ulke icinde seyahat etme ozgurlugum yokken kafami uzaya dikmisim trajikomikim 🤔 ama teklif karsisinda bi heyecanlanmadim diil yani. Seni seviyorum japon kedi

    1. kervan yolda düzülür, uzay sorunları gidince çözülür adlı ppt sunumuma bekliyorum hepinizi :p

  3. cok guldum ama ben de sanırım gitmek istemezdim. Ama duyduguma gore seyahatler de başlamış. Su evrenin yasıyla kıyaslayınca 1 sn bile olmayan omrumu kazaya kurban veremem, bu aralar ucak bile kasıyo nedense beni.. Bildim, bi ara cok ucak kazası oldu ya ondan etkilendim zaar:))
    Ogrenciler konusundaki tespitine katılıyorum Japon kedi. Aslında hayat bir butunmus (butundur diyemiyorum ben de baskasından duydum cunku). Yani dersi ciddiye alan mizahı da ciddiye alıyo, 10 numara ilişkiler kuranın 10 numara iş hayatı oluyo.İşte mutsuz olup ozel hayatında mutlu olamazsın demişti aynı kişi. Biliyorum sen bu kalıpları cok sevmezsin ve illa bir istisna olduguna inanırsın (sonsuz ihtimaller kumesi, en guzeli) ama yine de bi yerde mantıklı geliyo bana. Nerden nereye geldim, yazılar sıcacık olunca insan yorum yapmadan gecmek istemiyo :))

    1. hahah valla ben hem 10 numara iş hayatı hem de 10 numara ilişkileri olan kimse tanımıyorum. yine de inanıyorum, evrenin bi köşesinde varlar onlar cansucum :p demek istediğine katılıyorum ama, bütünlük ilkesini anlayabilmek mutlaka faydalı oluyor. tabi yarım kalan taraflarımızı dövmeden!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir