tutku yatakta güzel

Kategoriler mutluluk, ontolojik
denklem

son derece ilham verici bulduğum ispanyol arkadaşım alvaro ile (ispanyolca bilenler şuraya buyursun) uzun birkaç saati bu konu hakkında kafa yorarak geçirdik. neredeyse 1 yıldır birlikte ücretsiz coaching toplantıları düzenliyoruz ve katılımcıların en sık takıldıkları konulardan biri ‘tutku duydukları bir iş’ yapmak. bu toplantıların asıl sebebi en başta bizlerin şuna gerçekten inanıyor olması: herkes sevdiği işi yapabilir. ama son dönemde hiçbir kişisel gelişim ortamından eksik olmayan passion kelimesi burada biraz ayağımıza dolanıyor.

yukarda gördüğünüz şema kargaşası da kendi aramızda kafayı netleştirmeye çalıştığımız son buluşmadan yadigar. geldiğimiz noktadan bakınca etrafta gördüklerimizin, okuduklarımızın, dinlediklerimizin özeti. son dönemde koçluk / guruluk / kanaat önderliği mertebelerinde gezinen birçok kişinin başarı ve mutluluğun anahtarı olarak işaret ettiği nokta, şu en ortadaki kesişim kümesi. yani hem tutku duyduğumuz, hem iyi becerdiğimiz, hem para kazanabileceğimiz, hem de toplumda bir ihtiyacı karşılayan ‘o iş’. gözlemlediğim kadarıyla, genellikle mükemmeliyetçi olan A tipi insanlar, artık onlara o güne dek işaret edilen hedefleri anlamsız bulmaya başlayıp hayatlarını baştan kurgulamak istedikleri zaman, ilk iş bu kesişim kümesine tosluyor. çünkü ilk hedef yeni ve daha uygun bir ideal bulmak oluyor. eh madem hedefimiz ‘ideal’ olan, o zaman gelsin kesişim kümesinin en minnak orta noktası. gelsin yeni stresler, hüsranlar, krizler.

oysa kendimizi ne kadar iyi bilirsek bilelim o orta noktayı tutturmak o kadar zor ki… bunu elbette yeteneklerinize ve hayata karşı güveninizi sarsmak için söylemiyorum. şurayı okuyan herhangi bir insana kendisinden daha çok güvendiğime ve onda kendisinin bulduğundan daha fazla değer ve potansiyel bulacağıma eminim. ama söz konusu olan bu kesişim noktası öyle ha deyince bulunacak veya ille de bulunması gereken bir şey değil gibi geliyor artık bana. zira bu noktayı bulmak için çok fazla vakit kaybetmek, hayatın kendisini sekteye uğratan bir şey. çünkü tutku duyduğumuz şeyler ille de kamu yararına, para ödenebilir ve iyi yaptığımız şeyler olmak zorunda değil / olmuyor. çoğu senaryoda bu 3 bacaktan en az biri illa ki eksik kalıyor.

resim yapmayı ele alalım. kendi kendime ara sıra takılıp bir şeyler yapıyorum. hiçbir iddiam, hiçbir endişem yok. bana iyi geliyor diye yapıyorum. öte yandan birileri para ödeyecek diye sipariş alarak resim yapma noktasına gelsem, er ya da geç bu işi tamamen bırakırım. çünkü daralırım. kendi adıma, bu güzel hobiye stres karıştırıp zehirlemiş olurum. bakın ortada (hadi tutku demeyelim ama) ilgi ve sempati var, devam edip kendimi geliştirsem belki birileri beğenip para ödeyebilir ve hatta satın alıp mutlu olabilir. ama resimle olan ilişkimdeki hafifliğin ve güzelliğin orta yerine koca bir taş oturur mu oturur. işte tutkuyu ille de denkleme dahil edince sakatlık genellikle burdan kaynaklanıyor. kendi kendinize çok severek yaptığınız şeyleri hayatınızı idame etmek adına para kazanma aracına dönüştürmek her zaman en iyi fikir olmuyor.

bir diğer örnek de yazmak olsun. bu konuda iyiyim, neredeyse 15 yıldır hayatımı bu yeteneği paraya dönüştürerek kazanıyorum ve müşterilerime mikro düzeyde bir toplum gözüyle bakarsak ‘dünyanın ihtiyacını karşıladığıma’ da ikna olabilirim (zor ama neyse). gelin görün ki ne gayrimenkul kataloğu ne de radyo reklam spotu yazmak tutkuyla yaptığım şeyler değil. severek bile yapmıyorum, yok daha neler?! sadece yılların verdiği deneyim ve bilgiyle kısa sürede ve tam istenildiği gibi yapıyorum. benim için en eğlenceli, en severek yaptığım yazma aktiviteleri: kendim için yazmak, çok sevdiğim insanlara yazmak, buraya blog yazısı yazmak, oturup ilgilendiğim bir konuda yazı, kitap, hikaye vs yazmak, belli bir grubun tam ihtiyacı olan konuda drama atölyesi yazmak ve son dönemde fark ettim ki çizgifilm senaryosu yazmak mesela. ama hayatımı sadece bunlardan, bu bir kısmı son derece kişisel ve keyfekeder yazma çeşitlerinden, para kazanır hale getirebilir miyim, getirmeli miyim, getirebilirsem ne zaman, bilemiyorum. o gün gelinceye kadar faaliyet raporuna, gofret reklamına, prestijin simgesi ataköy’de yükselen yeni bir yaşam geyiklerine devam. çünkü: para.

bu yazıyı okuyan herkesin aynen bu şekilde piştiği, geliştiği ve belli bir uzmanlık seviyesine getirdiği bir şeyler mutlaka var. mesleğiniz bu uzmanlığı kullanabildiğiniz bir şeyse bence zaten yeterince şanslısınız. nispeten kolay para kazanıyorsunuz demektir. bu durumda daha mutlu olmak için belki çalışma şartlarınızı daha iyi bir hale getirmeye, işin temposunu veya yöntemlerini kendi kılıfınıza uydurmaya ihtiyacınız var. aynı işi yapıp daha çok kazanmak her zaman geçerli bir seçenek. ya da belki para ile değil takdir ile işliyorsunuz. o zaman kadrinizin bilindiği veya sizin işi başkalarına öğretebildiğiniz bir ortamda çalışmak derdinize yeterince derman olabilir. ille de şu bizim kesişim kümesini bulucam diye kanırmaya gerek yok. olay temelde neyle çalıştığımızı bilmek. bizi asıl mutlu eden ne? daha fazla para / boş zaman / takdir / özgürlük / statü / söz hakkı… bu yönde 3-5 modifikasyonla işimizi gayet tatminkar hale getirebiliriz. iyi yapabildiğimiz bir şeyi yaparak para kazanmak ve toplumsal bir ihtiyacı karşılamak, yeterince başarılı bir senaryo. size tersini söyleyenlere inanmadan önce, faydalarını şöyle bir düşünün. çoğu insanın hayattan en büyük beklentisi stabilite. eğer işiniz size psikolojik ve finansal bir doygunluk / stabilite sağlıyorsa, tutkunuzun peşinden gitmemeniz kesinlikle dünyanın sonu değil.

ama bu resimle tatmin olmayanlar için (ki görünüşe bakılırsa kimse %100 tatmin olmuyor) tutkuyu yeniden konuya dahil edelim. adına tutku demeyelim de, gerçekten ruhunuzu titreten şey, kimse para ödemese bile yapmalara doyamayacağınız şey, kimse takdir etmese de yapmaya devam edeceğiniz şey diyelim. çünkü bu ‘şey’ önemli. bu şey bize hayat veren, ruhumuza iyi gelen, güzel hissettiren şey. sırf para etmiyor veya bu konuda en iyi biz değiliz diye neden vazgeçecekmişiz ki? o minik, mavi ve ideal kesişim kümesinin peşine düşüp mutsuz olmaktansa, doğal olarak yapabildiklerimizi daha iyi birer tatmin aracına dönüştürmek, ama bunu yaparken de bize iyi gelen ‘şey’in varlığını reddetmemek daha gerçekçi bir yol. şartlar ne olursa olsun o ‘şey’e zaman ayırmak lazım. çünkü madem şu dünyada yaşama şansına eriştik, dünyanın sunduğu bütün seçeneklere de hakkımız var demektir. en basitinden en zoruna, en yücesinden en bayağısına, istediğimiz her şeyi deneyebiliriz. sırf hayatta olduğumuz için. ve maalesef sadece hayattayken.

tutku yatakta güzel” için 10 yorum

  1. Cok koç bir kadinsin hakkaten.

    Tam yine girdaptaydim. Dusunmeye farkli acidan bakmaya basladim. Uzerinde calismam gereken bazi konular var. Kisisel.
    Ilac gibi geldin.
    EgeMicin ehehe

  2. ay ne güzel yazı ve evet bir nebze de olsa iç rahatlatıcı. çünkü sürekli bir sevdiğimiz işi yapıyor muyuz iç sorgulaması ve bunun aradığımız şey olup olmaması duygusu beni geriyor. ama bu bakış açısı güzel sevdim ben. 🙂

    1. bir yandan da aradığımız ve istediğimiz şeylerin zaman içinde değişebileceğine ihtimal vermek de iyi geliyor mutlu keçi. değişmese bile değişme payı bırakmak insanı daha az geriyor =)

  3. Tam bir başucu yazısı Ege’cim harikasin, zaman zaman hep aynı kısırdonguye giriyoruz, dönüp dönüp okunmalı…:)

  4. Çok haklısınız! Çok net ve makul şekilde anlatmışsınız. Ben coaching toplantılarınızı çok merak ettim; detaylı bilgi almak ve katılmak için ne yapmam gerekir?

    1. merhaba merve, facebook’tan gruba katılmak üzere istek gönderebilirsin: LYL.Istanbul diye geçiyoruz. genellikle ayda 1 kez şişhane civarında toplanıyoruz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir