türk yöneticilerin en büyük sorunu

Kategoriler insanlar

yönetici sorunları

elbette meramını anlatamamak. düşünsel kabızlığın veya sözel ishalin pençesinden kurtulamamak.

hem senenin faaliyet raporlarını edit’lediğim dönemindeyim, hem de geçmişte birçok kobi’yle muhatap olmanın verdiği engin gözlemlerim var. shall we?

yazılıda büyük sıkıntı yaşamak: memleketin en büyük holdinglerinin ceo’larından en kıytırık kobi sahiplerine kadar yöneticilerin %90’ı duygu ve düşüncelerini yazıya dökme konusunda ilkokul 2 öğrencisi başarı grafiğine sahip. bu hafta yine bir şirketin hem genel müdürü hem de yönetim kurulu başkanı için faaliyet raporuna 2 A4 seneyi değerlendiren yıllık mesaj yazdım. işin komik tarafı, yarın bu adamlarla yemeğe çıksam daha başlangıçlar gelmeden anlatmaya başlar ve tatlıya kadar bitiremeyebilirler. şirketimiz şöyle, gelişmeler böyle, şunu yaptık, bunu ettik diye atomu parçalamışçasına bir kafa ütüsü. gel gör ki, otur kardeşim bunları insan gibi yaz deyince karanlıkta araba farı görmüş ceylan gibi kaçıyorlar. hadiii ben açıyorum mahfi eğilmez hocam seneyi nasıl yorumlamış, yaşar erdinç başkan ne gibi öngörülerde bulunmuş, süreyya serdengeçti reis nelere dikkat çekmiş. ama bana ne yahu! iş sizin, kar sizin, karar sizin. bu konuda bir başkasına nasıl bunca güvenebildiklerini anlamam mümkün değil. şimdi diyeceklerdir ki ben bu şirkette daha kaç işle uğraşıyorum, senin haberin var mı? yok. olmasına gerek de yok. zira aramızda bu şirkeyi yönetmeye soyunan sensin dodo kuşum. ben değilim.

mesafe batağına saplanmaca: bu tip yöneticinin en büyük handikapı yoğun görüşmelerle bezeli bir iş ve sosyal hayatın yanı sıra, outsourcing’in çapını da gereğinden daha geniş algılaması. hoşuna gitmeyen her işte parasını veririm, biri benim için yapar mantığı hakim. eyvallah, bu sayede yıllardır ekmek yiyorum. da iyi bir yönetici olmak ille her açığını kapatacak birini bulmak değil, açık verdiği konulara yönelik gelişim ve dönüşüme açık olmakla da ilgili bence. tamam uçak biletinizi sekreteriniz ayarlasın ama, kendi işinizi anlatamamak, işinizin faydasını, getirilerini sözcüklere dökememek, elinize geçen iletişim kurma fırsatlarından kaçmak, bugünün dünyasında hiçbir yöneticiyi daha kıymetli yapmıyor. otur ve accık düşün sevgili yönetici, sen bu işi niye yapıyorsun? bu sektöre neden inanıyorsun? senin işini diğerlerinden farklı kılan ne? şunları adam gibi 5-6 cümlede açıklayabilecek kaç yönetici var ülkede bilemiyorum. iki elin parmağını geçer mi ki sayısı?

uzun ve hamasi olmalıyım endişesi: olma. sen lafı uzattıkça dinleyenlerin sabrından ve saygısından yitirmeye başlıyorsun. yapılmaktadır, edilmektedir diye bitirdiğin her cümle kulaklara ninni. duymuyoruz seni. buna güvenerek mi uzun konuşuyorsun acaba sevgili yönetici? allah için bir kere içten gelen, hesaplanmamış, halkla ilişkiler şirketinin plastiklik standartlarından sıyrılan bir cümle kur. bir hata yaptıysan kabul et, özür dile. hayatında bir sıkıntı yaşıyorsan kabul et, insan ol. seni dinleyenlere gerçekten dinlemeye değer bir şeyler söyle. belki 2 dakika, belki 40 saniye. akılda kalmak, önemli olmak için uzun olmaya ihtiyacın yok. ciddi ve hamasi olmaya hiç ihtiyacın yok.

samimiyet batağına saplanmaca: 2-3 yıl boyunca yurt çapına yayılmış dağıtımcıları olan bir kobinin bültenleri için diyar diyar dolaştım, röportaj yaptım. 2010’lu yıllardayız, niye? aslında elimizde 8 tane soru vardı. ama adamlara e-mail atınca verdikleri cevaplar toplamda bazen 8 cümleyi bile bulmuyordu. ille kalkıp makamına gideceksin, gündelik geyikler yapacaksın, adamı ısıtıp kıvama getireceksin de insan gibi cevap verecek. len zaten senin işini tanıtmak, satışını arttırmak için yapıyoruz bu işi. bunca naz niyaz niye? hiç çözemedim. kobi’lere sevgim, saygım ve inancım çok büyük olmasına rağmen çözemedim. sorulara yazılıda mesut yılmaz’a bağlayan amcaların, önüne kayıt cihanı konunca bülbül olup şakıyarak şarjları bitiren bir performans sergilemesi nasıl açıklanabilir? yazmak soğuk geliyor türk yöneticisine. gel bi çayımızı iç, ben sana anlatayım.

gel bi çayımızı iççilik: işte iş dünyasının en ucuz, en süfli cümlesi. ama çok aristokratım da çayı küçümsüyorum gibi algılanmasın. bakınız sevgili yöneticiler, hiçbir insan dostunu, sevdiğini, ahbabını ‘gel bi paykekimi ye’ diye eve davet etmez. olay ikramın kalitesinde veya pahalılığında değildir zira. birisine değer veriyorsanız evinde/ofisinde önünüze ne çıkarsa, ne çıkarabilirse kabulünüzdür. hiçbir şey ikram etmese bile kabulünüzdür. yoksa bir insanla türkiye’nin en dandik içeceği olan çaya tamah ettiğiniz için görüşecek haliniz yok. ama gel bi çayımızı iç’çilik, devlet su işleri memuresinden köşedeki beyaz eşya bayiinin yeni yeni palazlanan mağaza görevlisine kadar türk yönetici ve yönetici adaylarının en büyük açmazı bence. arkadaşım sen benim içecek seçeneklerimi daha neden en baştan kısıtlıyorsun? pis ucuzcu. dar vizyon. belki kahve içicem. belki kola içicem. belki su içicem. masum bir cümleye takmışım gibi durabilir ama bence bu cümle küçük hesapçılığın söze dökülmüş hali. kendini anlatmaktan aciz yöneticinin sözde iyilik, yücegönüllülük göstergesi. oysa ‘gelin misafirimiz olun’ desen, ‘gelin yüz yüze konuşalım’ desen türkiye’nin öbür ucuna gelmeye razıyım ben zaten. bu cümleye bel bağlayıp pijamamı yanıma alacak halim yok.

türk yöneticilerin en büyük sorunu” için 8 yorum

      1. samimiyet güzel şey bence. ama sadece samimiyet bir süre sonra sorun çözmek için kısır bir yetenek.

  1. Jardzy’e katılıyorum. İlaveten, sistem kurmaya olan gönülsüzlük. İşlere hakim olmayı, her şeye karışmak olan algılamak vs vs… İki yıl boyunca dış ticaret firmalarını dolaştım istanbulda uzuuun bir giriş yapmadan ki bu da futbol, boş siyaset, işin gücün azlığı, olmadan asıl konuya hayatta gelemiyorsunuz.
    Oysa vakit nakit, de diyeceğini hep beraber işimize bakalım…

    Güzel konu, güzel yazı.

    1. sistem konusunda doğrusun aze’cim. gerçi yöneticiler genellikle kendilerini sistemden üstün görmeye meyilli olduğundan sistem kursalar ne olacak. muafiyet allahın emri.

  2. bazılarında mizah girişimcisi var. mizahın çabasına elbette saygım var fakat korkutucu derecede kötü mizah ?

    gel bi çayımızı iç, tüm kağıt mendillere selpak demek gibi olabilir. genel içecek menüsü adı.

    tüm maddeleri gördüm yaşadım.
    katılıyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir