teknik arızalar

Kategoriler ontolojik

hayır merkür de retro değil ama nedense hayatımda teknik arızalar sıraya girmiş vaziyette. laptop’un touch pad’i iyice betona bağladı derken şimdi de japonkedi’nin öne çıkarılmış yazı ve görsel banner’ındaki kimi görsellerde yamulma var. ortam kütüphanesinde paşa paşa duruyor görünüyorlar ama sitede görünmüyorlar. wp forumlarında geze geze derbeder oldum, çözemedim. yarın bir de merope bacım bakacak, kısssmet. aranızda bu işlerden anlayan varsa yorum ve önerilerinize açığım canlar.

bugünlerde tembelliğin dibine vurmuş vaziyetteyim. ama italya dönüşü yazmak üzere bir sürü fikrim var. kapsülseverler için de bir sürprizim olacak! bekleyiniz.

güneş’in yazısından ilhamla hazır bu post’u açmışken burda bırakmayayım, biraz gevezelik edeyim. evden çalışmak yanarlı dönerli bir tercih. 3. yılımın içindeyim ve birçok gelgit yaşadım, hala da yaşıyorum. ilk yıllar her işe talip olmakla geçti, kendime 2 yumurta kıracak vakti bulamayasıya çalıştım. yoğun dönemlerde sabahladım, düşünmeden kabul ettiğim nice işi, lanet yağdırarak da olsa tamamladım. ama şu son dönemde müşteriler konusundaki seçiciliğim tavan yapmış vaziyette. nerdeyse benden iş isteyenden cv + motivasyon mektubu isteyeceğim. öyle ya, acaba bu şahıs işinin ne kadar farkında, isteklerinde ne derece gerçekçi, beklentilerinde ne ölçüde ölçüsüz?

ücretlendirme politikam da ona göre şekillendi. sonuçta kotarılmayacak iş yok, ama insanı hayattan soğutma potansiyeli olan müşteri çok. hah, bütçeleri epeydir işte tam da bu kritere göre vermeye başladım. yani müşteri mıymıysa / derdini anlatma özürlüyse / maymun iştahlıysa net daha çok para istiyorum – iş tek paragraf da olsa 10 sayfa da olsa böyle. sabrımın ve sinirimin karşılığı olarak. yoksa hangi metin ne kadar zor olabilir allasen. yazıp çiziyoruz işte. ortada parçalanmayı bekleyen bir atom söz konusu değil.

bir diğer kriterim de işin bana sevdiğim ve güvendiğim arkadaşlar üzerinden gelmesi. arada tampon görevi görecek, beni dışardan çalıştırıp müşteri ile yüzgöz etmeyecek şartlar varsa, tam bir yav gönüller bir olsuncuyum. ne kadar verebiliyorlarsa kabulüm, maksat iş görülsün kafası.

işte düşe kalka geldiğim bu noktada, sanırım ilk kez bu yaz, araya hiçbir iş almadan kompakt bir tatil ve tembellik hakkı verdim kendime. 1-2 minik talep olursa geri çevireceğimden değil tabi. ama ilk kez para gelecek mi, işler sürecek mi endişem yok. koskoca istanbul’da hangi iş bitmiş? ben istediğim müddetçe elbette işler bana gelecek.

burada iş iş diye bahsettiğim işler sadece yazmakla ilgili olanlar, bunu da belirtmek gerek. zira grup çalışmalarını ‘iş’ diyemeyecek kadar çok seviyorum. yazma işleriyle ilgili bu genişliğimin/rahatlığımın bir diğer sebebi de, grup çalışmalarına daha çok ağırlık verip bir noktada tamamen onlardan para kazanma isteğim sanırım. kaç yıldır hayalini kurduğum şey bu. kariyer değil, iş değil, vizyon-misyon hiç değil. bir şeyi yaparken kendini ve zamanı unutmak, tamamen o anın içinde olmak, o an ortaya çıkabilecek bir sürü sorun için çözüm üretmekten keyif almak. yazmanın tam tersi gibi bir bakıma. önünde bir word dokümanı açıkken istediği kadar bekleyebilir, yazıp silebilir, en iyi kelimeyi seçmek, en doğru cümleyi kurmak için sonsuz düşünebilir insan. grup çalışması modere ediyorsanız böyle bir lüks yok. o an olabilecek en doğru yolu seçmek, yaratmak, sunmak zorundasınız. son derece anlık, kestirilemez bir süreç. ve tam da bu yüzden çılgınca heyecan verici. beynimin sürekli yeni aksiyonlar almaya, çaktırmadan ortamın mr’ını çekmeye, nabız tutmaya, gerilimi yükseltmeye veya düşürmeye, tıkanıklıkları açmaya odaklanması, ve tüm bu süreçteki belirsizlik, meğer benim için ideal işin tanımıymış. gönül hem otonomi hem adrenalin istiyormuş.

görüyorsunuz ya, bazen freelance çalışmak sadece bir basamak. yaptığınız işlerden yapmak istediğiniz işlere geçmek için güvenli bölge, zıplama tahtası.

ay teknik arızadan nerelere geldim. hadi yetsin bugünlük bu kadar. öperim gözlerinizden.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir