spora nasıl motive olurum?

Kategoriler info, terli terli

istek üzerine yazı yazmak en sevdiğim şey. bu sayede havaya konuşmadığımı, en azından istek parçasının sahibinin işine yarayabileceğimi hissediyorum. bu yazıyı benden bizzat talep eden sevgili dicle‘ye teşekkür ederim. japonkedi’yi takip edenlerin muhtemelen bildiği gibi, dicle kişisel spor koçu. dün geceki sohbetimizde, bunca zorluğuna rağmen kayla’ya devam etmek için kendimi nasıl motive ettiğimi sordu ve bu konuyla ilgili yazmamın her türden spor öğrencisinin işine yarayacağını söyledi. o zaman yazımız gelsin!

1* önce ‘neden’inizi bulun

”neden spor yapıyorum / yapmalıyım / yapacağım?” bunun nedenleri üzerinde net bir şekilde düşünmeden spor pratiğinizin kalıcı olmasını beklemeyin. nedenleriniz tamamen sizi ilgilendirir ve bu konuda cümle aleme açıklama yapmak zorunda değilsiniz. ama kendinize karşı dürüst olmak zorundasınız. ”spor yapmalıyım çünkü zayıf olmak istiyorum” çok zayıf bir argüman. derinleşin. siz zayıf olunca ne olacak? hayatınızda nelerin değişmesini bekliyorsunuz? şu anda nasıl hissediyorsunuz, zayıflayınca nasıl hissedeceksiniz? ”o hasan hıyarı kölem olacak!” gibi bir neden de spora sardırmak açısından son derece caiz olmakla birlikte, neden’inizi dışsal faktörlere dayandırmanız sıkıntılı bir seçim. zira hasan mutlaka sizden de zayıfına gönül düşürebilir, ters köşeden vurup siz 34 bedene inmişken 42 beden manita yapabilir vs. erkeklerin sadece zayıf kadınlardan hoşlandığına inanıyorsanız öncelikle bu inancı kırmanın yolları üzerinde çalışın. zira kadın veya erkek fark etmiyor, ortalama bir ruh sağlığına sahipsek, kendine güvenen ve sadece kaslarını değil kişiliğini ve hayat becerilerini de geliştirmeyi başarmış insanlardan hoşlanmaya meyilliyiz. yoksa hepimizden daha güzeli, zayıfı, seksisi, yok efendim erotik şempanzesi zaten var bi yerlerde.

konuyu toparlarsak, neden’inizi bulun ve bu neden’in sizinle ilgili olmasına dikkat edin.

kendi adıma, ben incelik hissiyle birlikte gelen hafifliği seviyorum. spor yaptıktan sonra gelen mutluluk hormonu kafasını seviyorum. kafası hızlı çalışan ve ilgileri çabuk değişen biri olarak, bedenimin hayat boyu kafama eşlik edebilir durumda olmasını önemsiyorum. çünkü daha yapmak istediğim çok şey var. emekli olup bir ege kasabasına yerleşmek ve eşimi dostumu ağrıyan yerlerimin detaylarıyla darlamak kesinlikle hayat beklentilerimin dışında. öte yandan zaten kariyerim atomu parçalamak üzerine kurulmuş değil. kendimi daha iyi bir halime getirmekten daha önemli ne yapıcam ki? başkalarına iyi gelebileceğim her türden işi hayata geçirmemin yolu, öncelikle bu bedende iyi hissetmemden geçiyor. en azından bana göre böyle. hareket ederek geçirdiğim her anı bu anlamda yeterince değerli ve verimli buluyorum – o an bulmasam bile, bittikten sonra kesin buluyorum diyelim :p

neden’inizi açık seçik bir şekilde bulup sahiplenirseniz, mata çıkmak veya spor salonuna gitmek istemediğiniz, kanepenin rahatlığıyla, dizilerin heyecanıyla göz kırptığı o kritik anlarda sarılacak bir can simidiniz olur. gerekirse hedeflediğiniz sonuçları temsil eden kişi, görüntü ve alıntılardan bir pano oluşturun, veya size spor disiplini aşılayan bir fotoyu, bir sözü telefonunuzda ekran görseli olarak ayarlayın.

2* öncelik verin ve plan yapın

neden(ler)inizi buldunuz ve içiniz rahat. yine de sporun hayatınıza kolayca entegre olmasını beklemeyin. onu oraya yerleştirmek tamamen sizin göreviniz. bunun için de öncelikle hayatınızın gidişatına daha yakından bakmanız gerekiyor. zamanınızı ne şekilde harcıyorsunuz? sadece işte geçen zaman bloklarını düşünmeyin. zorunluluklarınızın dışında kalan zamanınız nasıl geçiyor? anlık programlar ve arkadaş davetleriyle amaçsız bir yaprak gibi sürüklenmeye meyilli misiniz mesela? bunu eleştirmek için söylemiyorum. plansız ve içimizden geldiği gibi zaman geçirebilmek bence muhteşem bir özellik. ama şu an hiç boş yer yokmuş gibi duran hayatınıza düzenli bir spor pratiği eklemek niyetindeyseniz biraz plan yapmanız şart. spor randevularınıza, işinizle ilgili önemli toplantılar muamelesi yapın. ajandanızı, takviminizi açın, spor yapacağınız zaman dilimlerini daha pazar gününden belirleyip işaretleyin. sosyal hayatınızı spordan geri kalan zamanlara dağıtın.

bbg’yi örnek verelim: sizi canınızdan bezdiren kısım 28 dakika tutsa da, ısınma, esnemeler, duş ve insanlaşma süreci derken top gibi 1 saat alıyor. öyle tesadüfen ayrılacak türden kısa bir süre sayılmaz. programınızı yaparken her açıdan gerçekçi olun. hem spor süreniz hem de spora ayırabileceğiniz zaman açısından. mesela pazartesi iş yerindeki en tahmin edilemez, en yoğun gününüzse, dünya tersine dönse bile 17:30’da paydos eden ptt memuresiymişsiniz gibi saat tam 18:30’a bbg planlamayın. o gün belli ki hayat boka sarma potansiyeli taşıyor. göz göre göre başınıza ekstra stres çıkarmayın. hayatın en tahmin edebilebilir olduğu zamanlardan yer açın. buna rağmen bir engeliniz çıkarsa, yedekte bir b planınız olsun: perşembe öğle tatilini, cumartesi sabahını veya pazar öğleden sonrayı hafta içi atladığınız workout’un telafisine ayırmak gibi. sporu hayatınızın otomatik bir refleksi haline getirmek istiyorsanız, siz otomatikman bu şekilde hissetmeye ve yaşamaya başlayıncaya kadar otokratik düşünmeniz gerekiyor. 

3* rutine sadık kalın

özellikle başlangıçta, uzun bir aradan sonra hareketi hayatınıza yeniden almaya çalışıyorsanız, bedeninizin isyan etmesi, birçok hareketi hakkıyla yapamamak, güçsüz ve yetersiz hissetmek çok doğal. bu duyguyu daha baştan kabullenin. ama ona yenilmek istemiyorsanız spor programınıza sadık kalın. hem plana hem de kesintisiz spor yapma hakkınıza. geçenlerde bbg antrenmanımı yaparken telefon çaldı. arayan kişi 2 gündür bir işimle ilgili olarak ulaşmaya çalıştığım, vakti dar, önemi bol bir insandı. ama cevaplamadım. hem soluk soluğa olduğum ve bu konuşmayı bu şekilde yapmak istemeyeceğim için, hem de o anda sporumu tamamlamak benim için bu kişiden kesinlikle daha önemli olduğu için. telefonunuzla çok içli dışlıysanız, aciliyet kavramınızı sorgulayın. eskiden, cep telefonu olmayan zamanlarda insanlar birbiriyle konuşmak/haberleşmek için bu kadar sınırsız bir özgürlüğe sahip değildi. siz planınızı uygularken gelen her bip’e her dıt’a her dürülü dürülüü’ye cevap vermek zorunda değilsiniz. spor yaptığınız zaman dilimi, sizin için hayattaki en önemli insanın siz olduğu ayrıcalıklı bir zaman olabilir. sırf bu keyfi tepe tepe yaşamanın lüksü bile sizi rutininize derinden bağlayabilir.

rutine sadakat konusundaki bir diğer test ise, henüz bedeninizde çok belirgin bir fark görmediğiniz halde spora devam etmek. ilk haftalarda sık sık boşa kürek çekiyormuşsunuz hissi gelebilir. Belimdeki yedek lastikle de gayet mutluydum, bunca ıstıraba ne gerek vardı diye düşünebilirsiniz. hatta bu hisler, bedeniniz içten ve dıştan değişmeye başladıktan sonra bile hortlayabilir. sonuçta spor zor bir şey. dayanıklılık ve sebat gerektiriyor. insanın en doğal hali de diyemeyiz. şahsen bir hapla, iğneyle, ne bileyim bir çiple bu işler çözülebilecek olsa bbg tarzı bir fiziksel aktivite yapmak aklıma gelmez. elbette ki yaparken son derece sevimsiz bir şey spor! (bu türden bir ilginiz varsa size heyecan veren takım sporlarından veya rekabet hissinden bahsetmiyorum.) kendi kendine antrenman yapmaktan keyif almak, bu işe uzun süre keyif almadan da olsa devam etmekten geçiyor. zira daha başlangıçtan itibaren, yani en lanet okuduğunuz zamanlarda bile, sporu yaparken değil ama sonrasında gelen mutluluk ve rahatlık hissi son derece bariz. bunu es geçmenize, fark etmemenize imkan yok. en büyük tesellinizin bu olmasına alışacaksınız bir süreliğine.

4* kolaylaştırın

spora giden yolu açın ve hareketin hayatınızın doğal bir parçası olabilmesi için gerekli düzenlemeleri yapın. size söylenenlere, internette okuduklarınıza takılmayın. spor yapmak açısından en az acılı zaman dilimini deneye yanıla kendiniz bulun. diyelim ki sabahçı olduğunuza karar verdiniz, sabahlarınızı buna göre düzenleyin. daha erken kalkmak için daha erken yatın, spor kıyafetlerinizi hazır edin, süreci adeta otomatik hale getirin.

uzun bir süre devam ettirebileceğiniz fiziksel aktiviteyi seçerken kimsenin etkisi altında kalmadığınıza emin olun. başlayın, baktınız gerçekten sarmadı, keşke bacağım kırılsa da yapamasam fantazilerinde geziyorsunuz, başka bir şey deneyin. ama bütün başlangıçların zor olduğunu da unutmayın. seçimizi yaparken kriteriniz zorluk/kolaylıktan ziyade, sizin açınızdan sürdürülebilirlik olsun. sürdürülebilir bir spor seçmek, onu bir noktada zaten kolay hale getirecektir.

5* hesap verin

bu konunun önemine son bbg raporumda da değinmiştim. bbg’ye başlayacağımı blog’da duyurmak benin açımdan önemli bir hesap verme zorunluluğu doğurdu. tabi ki burası yüksek ceza mahkemesi değil ve bbg’yi yarıda bıraksaydım gözü yaşlı kalacak milyonlarca okura da sahip değilim. fakat ne olursa olsun sporla ilgili niyetinizi ve hedefinizi kamuyla paylaşmak işe yarıyor. sizi hesap verebilir hale getiriyor, ‘devam etmem lazım’ duygusunu pekiştiriyor. yönteminiz size kalmış. blog duyurusu fazla büyük geliyorsa desteğini alacağınız bir arkadaşınızı / akrabanızı seçin ve sadece onunla paylaşın. bu kişiyi görevi hakkında bilgilendirin. gerektiğinde gaz verirken gerektiğinde hesap sorabilecek biri olsun. tatlı-sert bir kişilik ideal. sizin göreviniz ise kendisine bolca bilgi ve rapor vermek – tabi baymadan. hafta başından antrenman zaman çizelgenizi atabilir, antrenman sonrası yamulmuş fotonuzu yollayabilirsiniz mesela. maksat içsel sorumluluk hissiniz oluşuncaya kadar dışsal destek almak. bu açıdan instagram da işinize yarayabilir. spor yolunda dirayeti, diyeti veya taktikleriyle ilham veren pozitif kullanıcıları takibe alabilir, dilerseniz siz de tamamen spor odaklı bir hesap açabilirsiniz.

6* affedin

en gerçekçi planlar bile hayat tarafından itinayla bozulabilir, beklenmedik gelişmeler rutinimizi sarsabilir, başka öncelikler devreye girebilir. hastalık ve sakatlıklar, tam anlamıyla iyileşinceye kadar sporu rafa kaldırmamız gereken durumların başında gelir. bazen de planlar tamamen hayırlı bir iş için alt üst olur. aşık olursunuz, önemli bir sunuma hazırlanıyorsunuzdur, kocanız sürpriz bir tatil programıyla çıkagelir… rutininize mümkün olduğunca sadıksanız, sadakatinizin sekteye uğratıldığı anlar için hem kendinizi hem de ilgili kişi ve kurumları affedin. 

özet

  • spor yapma nedenlerinizi bulun, gerekirse yazın, sindirin ve daima aklınızda bulundurun.
  • haftanızı planlayın ve önceliği spor antrenmanlarınıza verin.
  • bedeninizde bir fark göremeseniz bile spor rutininize sadık kalın ve rahatsız edilmeden spor yapın.
  • sizin için ideal sporu ve spor yapma zamanını kendiniz belirleyin.
  • hedeflerinizi paylaşabileceğiniz güvenilir bir kişiden destek alın, ona düzenli olarak hesap verin.
  • planlar ve gerçekler birbirini tutmadığında kendinizi hızlıca affedin ve ilk fırsatta sahalara geri dönün.

konuyu başka açılardan ele alan şu ve şu yazılara da bakabilirsiniz.

spora nasıl motive olurum?” için 18 yorum

  1. Ben de bir ay önce Pilates’e başladım. Haftada iki öğle arası gidiyorum ve hocamız sağolsun, epey hırslı. Bu kadar zor olacağını tahmin etmemiştim. Geçen hafta beraber gittiğim arkadaşımın karın ağrısını bahane edip ben de kaçtım resmen, hayatında yogadan başka vücuduyla alakalı bir şey yapmayan biri için Pilates beni oldukça zorladı. Birbirimize hesap veriyoruz ama birimiz salınca öteki de bırakıyor 🙂 Dediğin gibi belki geri dönüp neden yaptığımı sorgulayıp motivasyonumu arttırmam lazım.

    1. hehe siz hesabı bölüşüp birlikte kaçmışsınız pelin =) hoca hırslı derken, sizden senin beklentinin ötesinde bir beklenti içinde olduğunu kastediyorsun sanırım. bu durum kimisine iyi gelir, motive edici olur, kimisini de -senin gibi- kaçırır. pilates’ten komple vazgeçmeden önce belki de başka bir hocayla birkaç deneme yapmak işe yarayabilir. çünkü bbg misali insanı canından bezdiren bir şey gibi kalmamış pilates benim aklımda. hele de aletli pilatesse son derece zorlayıcı olabiliyor ama acısı resistance training’e göre net daha az. kafanda bir hedefin varsa bırakma derim.

  2. of bu yazının zamanlaması bir harika. bu ayın hedeflerini hala belirlemedim, ayın üçte biri geçti bile, fakat sporu öncelikli konu yapmak istiyordum hatta zayıflamayı. çok güzel ipuçları var içinde. tam bana lazım bu.haftalık plan en birinci ipucu mesela. çok teşekkürler.

    1. sevgili küçük joe, bence iki hedefe aynı anda kitlenme. ya spor rutinini ya da sağlıklı beslenme rutinini seç. çünkü ikisi de başlı başına bir olay. sadece birini seçip ona göre plan yaparsan başarılı olma şansın yükselir. tabi bu benim fikrim. iradem çelik gibidir diyorsan bildiğinden şaşma =)

  3. Ege,

    çok güzel, çok basit ve çok doğru özetlemişsin:
    “kendimi daha iyi bir halime getirmek…”
    “başkalarına iyi gelebileceğim her türden işi hayata geçirmemin yolu..”

    bu bir spor motivasyonu yazısı ama spordan öte, bu cümleler hayat boyu düstur edinilmeli. hepimiz için, her insan için.

    gerçekleşmesi dileğiyle, sevgiler..

  4. Yazıyı okuduktan sonra dün bbg ye başladım. ilk 14 dkdan sonra artık bacaklarımı hissetmediğim için en kötü ne olabilir diye devam ettim 🙂
    üstüne bir de aman ne sıkıcı bişey bu bbg deyip bir de zumba yaptım! Önerini dinleyip İnstagram’da bir spor günlüğü de tutmaya başladım.Bu sabah işe gelme sürem iki katına çıktı 🙂 Ama çok mutluyum, çok iyi geldi, yazı için çok teşekkürler bu ağrılar da geçer 🙂

    1. çoook sevindim =) o ağrılar ilk 4-5 günü atlatınca ciddi şekilde hafifliyor. instagram’a hesap vermek de süper bi fikir 😉

      peki zumba’ya nerde gittin yahu? ben de istiyorum!

      1. Zumbaya İzmir’de üç ay gitmiştim ama İstanbul’da hiç gitmedim. Youtube’da Linda Edler diye bir hatun var. Onun videolarını açıp yapıyorum. Her ne kadar kadının ultra mutlu,pozitif hali bazen beni sinirlendirse de zaman daha hızlı geçiyor gibi geliyor 🙂

        1. ay şimdi youtube’dan buldum baktım linda’ya, hakkaten neşeböceğiymiş =D ama ben bu zumbaya gerçekten ter ter tepinebileceğim geniş bir salon ortamında bulaşmak istiyorum. dev aynalar, hoplak kadınlar, gerekirse neşe zıçan hocalar da dahil 😉 kışa doğru kendime bi kurs bakarım belki.

  5. Amanın aradığım motivasyon yazısı!

    Bedeniyle olmasa da, Yeme içme ve yan gelip yatmayla barışık Bi insanım 🙂 Comfort zone’umdan çıkasım yok esasen.

    Açık ve net konuşacağım, sporu hayatıma sokma isteğimdeki en büyük amacım millete qapaqq olsun diye 🙂
    Kadınlar beğensin, taktir etsin, kıskansın; erkekler arzulasın diye değil bak. Bildiğin kapak.
    içten içe “2 çocuk doğurdu, ev hanımına bağladı; eskiden güzel kızdı şimdi patates oldu yazık yazık” diyip hakkımda “schadenfreude” (*) yaşayan ne kadar insan varsa döt olsun diye 😀

    Bu saplantımdan kurtulamıyorum Ege. Çünkü kızken 48 küloydum asjdkflflgl

    Tabi ki sağlık, dinç olma, iyi hissetme kısımları başlı başına en önemlisi. Ama insangızının fıtratında yok başına sevimsiz bir iş gelmedikçe sağlığın kıymetini bilmek…

    Motivasyonlar güzel! Hepsini uygulayacağım, buradan da ilan ediyorum 1 mayısta sağlıklı beslenme (diyet değil) carb-şeker ve işlenmiş gıdayı hayatımdan olabildiğince uzak tutma ve spor uygulamalarıma başlıyorum! Thanx.

    *Schadenfreude (alm.) : birinin bir kaybına, başına gelen kötü bir şeye sevinmek anlamında kullanılır :))

    1. ih möhte fünf köfte’yle sınırlı olan almancama bir güneş gibi doğdun başakitom. o ne bombastik fiilmiş!

      yaa sorma, ben de 48 kiloydum ve 30 yıl tartı nedir bilmeden yaşadım. bu arada zaten bütün anneler de evlendiğinde 48 kilo değil midir?! ama 36 yaşımda 54’ü gördüm işte. üstelik çocuk bile yapmadan.

      senin schadenfreude motivasyonun bence gayet legit. hepsine kapak ol bacım! 1 mayıs kararlarını da gayet gerçekçi buldum. beslenmeyle ilgili olanlar zaten yeterince güçlü aslında. bu bakımdan -sen kendini zaten bilirsin ama- spor kısmında küçük hedeflerle başla bence. önce düzenli yürüyüşü gündelik hayata eklemek gibi mesela. baktın haftada 3-4 kere 40 dakka yürümeyi programına sıkıştırabiliyorsun, o yürüyüşlere hafiften interval koşular ekle. vücudunu şaşırt 😉 neyse o gün gelsin yine haberleşiriz. blog’undan takipteyim =)

  6. Kızken 48 külo olma olayını annelere atfen yazdım zaten aslflfkd. Ama benimki gerçekti ühüühühüh. Bi de annelerin elleri oval şekilde birleştirip “belim na bu kadardı” diye iddia etme rutini var ama benim belim hep kalındı. Öyle efso Bi inceliği olmadı hiç.

    1 mayıs uzun süredir aklımda olan Bi deadline, çünkü 2 numaranın kreşe başlama tarihi ve kendime insani yardım paketi adı altında mit tırları falan gönderebilme ihtimalim :)))

    Yeri gelmişken sorayım: yürüyüşün anlamlı bir fark yaratmadığı yönünde teoriler edindim sağdan soldan. Nabzı yüksek aralıkta tutup kaslara oksijen göndermedikçe yağ yakımı ve kas yapılanması olmaz diyolla. Çare: kardio diyolla.
    Sen yürüyüşü kondisyonu artırma adımı olarak Başlangıç için mi tavsiye ediyorsun yoksa rutinde yürüyüş yeterli mi sence?

    Ben zaten 15dk hızlı tempolu yürüyüş, 10 dk yavaş tempolu koşu, 5 dk tabanı yanmış it gibi koşu olmak üzere yarım saati tamamlayıp; son 15 dk yine yürüyüşe düşerek 45 dk yapıyorum günde. (İdim yani yine böyle başlayayım diye belirlemiştim)

    Ama bu konuda Cidden zır cahilim. Acaba salona yazılıp Bi Hakuş mu bulsam? Kafamda deli sorular.

    1. ooo senin yürüyüş-koşu rutini zaten pro sayılırmış! net o şekilde başla. yoksa sahilde yürüyüş qeyfi temalı yürüyüşten elbette cacık olmaz.

      cardio diyenler haklı. hatta ben hiit’çiyim. high intensity interval training diye ara, zilyon tane workout seçeneği gelir. bu seçenekte her allahın günü 2 saat manyak gibi spor yapmaya gerek yok. haftada 3, max 4 gün, 30 dakka kayla veya interval koşu tarzı, yamultan ve ter içinde bırakan bir şeyler yaptın mı konu kapanıyor. buna günde 10.000 adım atmayı ve nispeten sağlıklı beslenmeyi de eklersen 3 ayda süzülürsün. bak yazdım buraya!

      1. bu arada salona sadece disiplinle aran iyi değilse para ver derim. kendi kendini planlayabiliyorsan -ki bence evet- o parayı tatile filan ayır, ne bileyim pediküre git, cilt bakımı veya masaj yaptır. kesinlikle daha iyi hissedersin 😉

  7. Sevgili Japon Abla, sporla ilgili engin bilgi dagarcıgını goz onunde bulundurarak sana bir soru sormak istiyorum. Ben de Fitguller arasında yerimi almak için kendime haftada 3 gun yapılacak bir plan hazırladım ama nedense o 3.gunu bir turlu bulamıyorum. Az buz degil yani 1 ayı geçmiş suredir haftada 2 gun koşuyorum ama 3. gun hep hafta sonu planlarıma denk geliyor:// sen koşuyla ilgili daha onceki yazında 3 gun demiştin sanırım. Yani sorum şu ki haftada 2 gun yapsam vucudum forma girer mi? Ben de senin gibi kendimi hafif hissetmek için yapanlardanım.
    Not: yukarıdaki yazı için teşekkürler, net ve sade anlatımın ne yazsan sevdiriyor. Sevgiyle 🙂

    1. ah sevgili cansu, son dönemde ben de aynı durumdan şikayetçiyim. bbg programı 3 workout’tan oluşuyor ve ben 2 haftadır sadece 2 tanesini kotarabiliyorum. dediğin gibi hafta sonu planlarıma yenik düşüyor 3 nümero!

      ama nasıl bir koşu antrenmanı yaptığını bilmediğimden soruna nasıl cevap vereceğimi de bilemiyorum. yani elbette hiçbir şey yapmamaktansa 2 kere koşmak/koşabilmek süper. 3. koşu biraz da etkileri arttırmak için. fiziksel bir çaba harcıyoruz, kaslar zorlanıyor ve yoruluyor, sonra 1 gün ara verip onları dinlendiriyoruz. ertesi gün yeniden zorluyoruz. ve böyle böyle gelişiyorlar. haftada 2 kez koştuğunda son koşudan sonra epeyce bir boşluk oluşuyor. bu durum, koşudan maximum faydayı sağlamayı engelleyecektir. ama tekrar ediyorum, tabi ki hiç koşmamaktan iyidir =) ve mutlaka güçleniyorsundur, kondisyonun artıyordur.

      ben artık sadece hiit koşu yapıyorum. bbg’den arta kalan günlerde, genellikle 1 veya 2 kere. 20 saniye depar at, 10 saniye yürü ve kendine gel şeklinde 8 tekrar. öncesinde ve sonrasındaki ısınma/soğuma yürüyüşüyle 10 dakka filan sürüyor.

      vakit darlığından uzun uzun koşamadığın günlerde belki bu türden hızlı bir koşu antrenmanı deneyebilirsin. toplam 10 dakka dediğime bakma, kan ter içinde kalacaksın! çok çok güçlü bir antrenman. hele 7. ve 8. deparda gerçekten enerjinin sonuna geldiğini hissedeceksin. zaten olay da bu. kendini deparlarda maximum zorlamak, koşabildiğin en yüksek hızda koşmak.

      dilerim yardımcı olmuşumdur. sevgiler =)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir