sabah rutini

Kategoriler simple living

gavurun morning routine dediği bu mesele son dönemde sık sık karşıma çıkar oldu. konuyla ilgili birçok farklı girişimde bulundum ve kendi kişisel tarihim boyunca birçok farklı aşamadan geçtim. buyrunuz daha yakından bakalım:

ilkokul, ortaokul ve lise yıllarımda sabah rutinim muhtemelen bütün yaşıtlarımla aynıydı. saat çalar, japon kalkar, yatağını topla, çiş, yüzünü yıka, saçını tara, formanı giy, kahvaltını et, yallah okula. yıllarca 6:30’da kalktım da bir kez olsun isyan etmedim. işin ucunda okul olunca hiçbir varoluşsal sorgulama yaşamamış olmam çok ilginç. evvelden beri ilime irfana aç bir insanmışım.

üniversitede de rutinim pek değişmedi. belki işin içine bir parça daha kişisel bakım girmiştir. kirpiklere rimel, dudak parlatıcısı, acaba ne giysem, ne taksam meseleleri. ama bu kadar işte. o dönemde kahvaltıyı daha çok okulda yapardım diye hatırlıyorum. bilgi’nin pastane kısmının ürünleri motta’dan gelirdi. bkz. lezzetin dibine yolculuk. zeytinli açmalar, aromalı çaylar, kekler, çörekler… yeme de yanında yat.

paris’i es geçiyorum. zira ilk sene hayatım ve biyoritmim tümden tepetaklaktı. sene başında ders programıma bakıp tam bir sabah kuşu olarak salak gibi üzüldüğümü hatırlıyorum: toplam 3 blok dersim vardı, 2’si akşamüstü 5’te ve sadece bir tanesi sabah 10’daydı. allah sizi inandırsın ben çok geç diye burun kıvırdığım o 5 derslerine güç bela yetişebiliyordum. her gece yemek, her gece dans, şaraplar su olmuş akmış, pijamalarımı bile giymeden sızmışım yatakta. sabah 5’te, saati öğleden sonra 4’e kurup yatmak kavramı hayatıma ilk kez paris’te girdi. ama neyse ki bu bohem yaşantım sadece 9 ay sürdü. yoksa gidişat yeşilay’a doğruydu.

2. senemde ise vardiyalı çalışma kabusuyla tanıştım. işim bir hafta sabah 8’den 14’e, diğer hafta 14’ten 20’yeydi. sanırım benim için depresyon sebebi olmaya yetecek bir düzen bu. yani iş dünyanın en şükela işi bile olsa shift’li çalışmak düşman başına. o sene beni ziyarete gelen psikoterapist bir arkadaşım da bu şekilde çalışmanın insan bedenine uygun olmadığını akademik journal’lardan referanslarla açıklayınca iyice karalar bağladığımı hatırlıyorum. sırf ben değildim işte, insanlık bu rutine uygun yaratılmamıştı. bir hafta sabahın kör karanlıklarında kalkıp işe gidiyorsunuz, öbür hafta kaçınılmaz olarak öğlene kadar uyuyorsunuz. anlamıştım ki bu gel-gitli düzenlerin insanı ben değilim. paris’te 2. senemi kabusa çeviren en önemli faktörlerden biri de bu olsa gerek.

neyse, döndük cennet vatanımıza. işe girdik. benim sabah rutini de böylece normale döndü. üniversitedekinden pek de farklı olmayarak sürdü gitti. sabahları ajansa erken gitmek, kahvaltımı etmek ve gazetelerin dedikodu eklerini okumak günün en sevdiğim, en sakin kısmıydı. öğretmenlik günlerimin sabahları de aşağı yukarı benzer şekilde geçti.

veee geldik freelance’çilik kariyerime: bu konuya aslında daha önce de değinmiş ve muhtelif tehlikelerden bahsetmiştim. ama o yazıyı yazdığım dönemde dahi en azından haftada 9 saat derse gidiyordum. şu an hayatım düzenli bir işe gitmek anlamında sonsuz bir boşluk sergiliyor. yazma işlerimi evceğizimde hallediyorum. atölye çalışmalarımı da ilgili kurumların ayarladığı mekanlarda yapıyorum. temiz. kimi günler (çoğu günler) hiçbir zorunluluğum veya planım olmaması, alışmadık götte durmayan bir don misali kaşındırıyor. işbu sebeple sabah rutini meselesine daha yakından bakma ihtiyacındayım ne zamandır.

belki siz de sağda solda okumuşsunuzdur, sabahları güne ne(ler) yaparak başlandığı konusu muasır medeniyetlerde çok popüler. kalkar kalkmaz spor salonuna koşanlar, meditasyon veya yoga yapanlar, o gün neler yapacağını listeleyenler, haberleri okuyanlar, günlük yazanlar, güne sosyal medyaya kesinlikle bakmadan başlayanlar ve daha neler neler var. her sabah 9’da işte olmamı gerektiren bir düzenden yakayı kurtarmışken, her sabah askeri bir adanmışlıkla aynı şeyleri yapıp durmak bana başından beri biraz anlamsız geldiğinden, freelance hayata adımımı attığımdan bu yana epeyce gevşek takıldım. sonuçta iş yetiştirmem gereken gecelerde sabaha kadar çalıştığım gibi, işim olmadığı günlerde istediğim kadar yan gelip yatmakta serbesttim. hala serbestim, engel olan yok. ama içimdeki başak burcu etkisi bambaşka. iyi kötü bi rutin arıyor. yoksa bir müddet sonra kendini büsbütün yönsüz hissetmeye meylediyor.

işte bu hisler peydahlandığından beri birtakım denemeler içindeyim. mesele ilk olarak 2015’te julia cameron’ın sanatçının yolu kitabını okumaya başladığımda tetiklendi. cameron bu kitapta her sabah uyanır uyanmaz 3 sayfa yazmayı ödev veriyor. evet, her sabah. evet, 3 sayfa. ne yazacağınız tamamen size kalmış. bir tür zihinsel sifon görevi görüyor kelimeler. rüyanız, aklınızdan geçenler, yapılacaklar, endişeler, sevinçler, meraklar, artık zihninizde o sabah ne varsa… bu sabah pratiğine büyük heveslerle başladım. işin içinde hem sabah var hem yazmak var, daha ne olsun kafasındaydım. ama kısa sürede gördüm ki işi yazmak olan biri için bile her sabah oturup 3 sayfa doldurmak bir süre sonra bayello. ihtiyaç duyduğum dönemlerde yazar, duymadıklarımda yazmaz olarak deneyimi hem sonlandırmış hem de sürdürüyor sayılırım. ama özetle şunu gördüm: 3 sayfa benim için sürdürülebilir bir sabah rutini olamaz.

gelelim freelance’çi olduğu halde sabah 5:45’te, 6:30’da filan kalkan manyaklara. (bu sizseniz kusura bakmayın, ama bence yine de manyaksınız!) yavrum bu ne disiplin. ben de yıllarca kalktım ama işin ucunda okulum vardı. sabah 5:45’te kalkıp spora gitmek neyin kafası? zaten bütün gün sizin. çocuğu olmayanlar, spor kariyeri yapmayanlar veya sporla özel bir aşk yaşamayanlar için kesinlikle no-no. içimizde yoksa kendimizi asla böyle işkencelere kastırmayalım. form ve sağlık adına yegane zaman dilimi bu manyak saatlerse de haftada 2-3 kerede kalalım derim.

nitekim burda devreye uyku giriyor. kimisi 6 saat uyuyup fişek gibi kalkar. ben minimum 8 saatimi alamazsam, canım diyene canın çıksın diyenlerdenim. sabah 6:30’da kalktığım o yıllarda, akşamları tavuk misali 22:30’da yattığımdan kelli çiçek gibi uyanıyordum. ama kocası işten eve 20:00-02:00 aralığında gelen bir kadın olarak artık 22:30’da yatabilmem söz konusu değil. adamı hiç göremeden aylar yıllar geçer valla.

velhasıl eldeki data rutin açısından şuna işaret ediyor: gece 12-1 yatış, sabah 8-9 kalkış. kalkar kalkmaz terlemek (spor)? hayır. kalkar kalkmaz kahvaltı? hayır. kalkar kalkmaz iş? hayır. peki o zaman ne amk?

kışın bir süre düzenli olarak, kalkar kalkmaz tüm vücudumu kuru fırçaladım. harika bi duygu. sabah sabah full body massage coşkusu. ama yaz sıcağında gel de fırçalan!

yine bir noktada tony robbins‘in sabah rutinini denedim. sonuçta kendisi sözüne güvendiğim bir insan. sabah ilk iş 3 konuda şükran (gratitude), 1 konuda da başarıyı görselleştirme meditasyonu gibi bir şeyler öneriyor. belki henüz yataktan çıkmadan yaptığım içindir, şükranla ilgili 2. konumun ortasında yeniden uykuya dalmamla sonuçlandı denemelerim. en fazla başarıya kadar gelebildim. her seferinde tatlı tatlı uyumuşum. sonuç: sabah sabah meditasyon? hayır.

yine bir noktada tibet’in 5 hareketini denedim. hem de epeyce bir süre. başlangıçta iyi gidiyordum. zaten 5 hareket ve kısa sürüyor. hareketlerin tekrar sayılarını her hafta arttırıyorsunuz. ben sanırım 9 kere yapmaya başladığım hafta, belli bir hareketten sonra sürekli mide bulantısı yaşamaya başladım. konuyu şaman arkadaşlarıma danıştım, sen 9 yapma 7’de kal dediler. bir süre 7 tekrarla devam ettim ama sonra o da tavsadı. aslında hiçbir ekipman gerektirmeyen, son derece basit ve her yerde uygulanabilir hareketler. ilginizi çekerse deneyin. belki ben de yeniden denemeliyim. birisi ‘en azından dönme hareketini yap, çok şifalı’ dediydi, ama kim?

uzun lafın kısası tüm bu yıllar içinde gördüm ki insanın doğal olarak sabah hallerine eşlik etmeyen şeylere girişmesi pek uzun vadeli olmuyor. en azından benim için olamadı. kendine uzun uzadıya kızabilen veya cezalandıran biri değilim. yanlışlıkla dünyayı yok etsem bile hemen o anda affederim kendimi, hiç kırgınlık yapmam. ama af bu kadar çabuk gelince unutma ve tavsatma da yanında bonus geliyor işte.

velhasıl deneye yanıla, yapa boza geldiğim noktada şöyle bir sabah rutinim var:

  • yatağını topla + bu sırada aklına gelirse şükran duyduğun şeyleri say
  • tuvalet + günlük cilt bakım
  • mutfağa git ve 2 bardak limonlu/elma sirkeli su iç

bu kadar. açıkçası benim her sabah aksatmadan yapabileceğim ve her durumda kendimi iyi hissedeceğim şeyler ancak bunlar. bu rutine sonbahar ve kışın kuru fırçalama seansımı da seve seve ekleyeceğim. eklemek istediğim bir diğer şey de barfikste 1-2 dakika asılarak omurgaya hello demek, çeki düzen vermek. bu epeydir aklımda, ama sıcaklardan beynim yandığından olsa gerek hala başlayamadım.

sabah rutinim bu kadar ama sabahlar burda bitmiyor tabi. son dönemde aldığım bir başka karar da sabahın geri kalanını bedensel veya zihinsel olarak aktif şekilde geçirmek: köpekle oynamak, çiçeklerle ilgilenmek, evi toplamak, kitap okumak, bir şeyler yazmak (içimden geliyorsa sabah sayfaları, yani o meşhur 3 sayfa), günü planlamak, nihayet kahvaltımı hazırlamak, bu esnada mutlaka bir podcast dinlemek, mutfağı temiz ve düzenli bırakmak. ve ancak tüm bunlardan sonra mail’ler, mesajlar, vatsap, instagram.

siz de bir sabah rutinine hasret duyuyor, deniyor ve tutturamadığınızı düşünüyorsanız belki de sorun sizin olmayan bir rutini uygulamaya çalışıyor olmanızdadır. bunu test etmek son derece kolay. eğer o rutini tutturmaya çalışırken hayata küsüyorsanız, sinirleniyorsanız veya hiç devam edesiniz gelmiyorsa rutin kasıyor demektir. arkanıza bile bakmadan bırakın. 3 günlük dünya. zaten bi dolu dert var. niye kendimize yenilerini çıkaralım? en sürdürülebilir rutini belirlemek hepimizin kendi bileceği iş. sizin doğanızda her sabah yoga yapıp bisiklete binmek yoksa yoktur. deneyin tabi. içinizden ne geliyorsa deneyin. ama rutin başka bir şey. 4 gün sonra bisiklet de neydi diyecek noktadaysanız demek ki bisiklet rutin olmak için fazla geliyor.

sabah rutini tasarlarken şunlara tikkat:

  • kaçta yatıyor, kaçta kalkıyorsunuz? kendinizi iyi hissetmek için kaç saat uykuya ihtiyacınız var?
  • sabahları hiç efor harcamadan yaptığınız, yapmayı sevdiğiniz şeyler neler?
  • sabahları mutlaka yapmak zorunda olduğunuz şeyler varsa bunlar neler?
  • çoluk-çocuk varsa kendinize huzurlu bir başlangıç ayarlamak için nerden zaman koparabilirsiniz?
  • mevsimden mevsime değişen halleriniz/beklentileriniz varsa bunlar neler?

özetle, mökkemmel bir insan olmak üzere her sabah 4-5 farklı büyük hedefi tutturmaya çalışıp kendimize eziyet etmektense, kendi halinde birkaç davranış hepimize daha iyi gelebilir. eğer size güne başlamaktan keyif aldıran şey, her sabah en sevdiğiniz 2 şarkıyla en salakça hareketler eşliğinde dans etmekse, bırakın 1 saat meditasyon başkalarının olsun be yau!

sabah rutini” için 7 yorum

  1. Hiç ama hiç sabah insanı olmayan biri olarak bu yazı bana iyi geldi 🙂
    Podcastler ile ilgili post var mıydı blogda? Yoksa da olur mu acaba ümitle beklesem?

    1. pelin, podcast’lerle ilgili ayrı bir yazı sözüm olsun. aslında sadece 3 tane takip ediyorum ama bana tam geliyor. bir sonraki yazımda bahsedicem, çok teşekkürler!

  2. Benim rutinim de yeni med ile epey uzadi.
    Sabah bir bardak imonlu su iciyordum, 500ml oldu. Kavanoza doldurup iciyorum.
    Su gratitude iyimis. Sabah cogunlukla 7 oncesi uyanip yatak keyfi yapan biri icin guzel. Bugun ben rutinr bir de bilimsel olarak kanitlanmis 7 dakka egzersizi ekledim. Sutlac gibiyim su an. Kahvalti yapip h.sonu icin planlarimi yapacagim.

    1. aa yoksa meşhur 7 minute workout mu?? helal olsun J başkan! o serinin hastası olmakla birlikte daha 3. dakkada hayata küsüyorum ben, gerçekten etkili. sendeki sonuçları merakla bekliyorum.

  3. Bence insanları sabah insanı-gece insanı diye de ikiye ayırabiliriz. Yani gözlemlediğim böyle bir şey var. Ben tam bir sabah insanıyım mesela. Tatil, iş günü, işsizlik, hastalık fark etmiyor; erkenden güne başlamayı seviyorum. Hatta bir sebepten az fazla uyur, öğlene doğru uyanırsam falan acayip mutsuz ve huysuz oluyorum. Güne istediğim saatte başlayınca da biraz hareket, sahil yürüyüşü en güzeli tabi de olmuyorsa evde leslie falan, sonra kahve yapıyorum, müzik açıyorum ve muhakkak bir şeyler okuyorum.Evi topluyorum, duş, bakım ve kahvaltı. Ofise gitsem de evde hazırladıklarımı çantama atıyorum. Son zamanlarda yürüyüşü biraz aksattım ama genel olarak sabah modum bu oluyor. Ve bana iyi geliyor:) Ha okuma kısmında bloglar da var tabi.. Bayılıyorum sabahları blog gezintisi yapmaya:) Vallahi, iyi ki yazıyorsunuz! 🙂 Teşekkür ederim.. Tibet’in 5 hareketini ve de şu sirkeli-limonlu su rutinini deneyeceğim;)

    1. merve, fazla uyumak beni de biraz tatsız yapıyor, anlıyorum seni. yazdıklarına bakılırsa epey hareketlisin ve bence tibet’in beş hareketini de sevebilirsin =) bu arada sirkeli-limonlu su şöyle: aynı bardakta hem sirke hem limon karışık değil. yani belki böyle içenler de vardır ama benim yöntem ya yarım limon sıkılmış 1 bardak su, ya da içine 1 yemek kaşığı elma sirkesi katılmış 1 bardak su. üstüne 1 bardak da normal su. gece boyunca susuz kalan metabolizmayı uyandırıp canlandırma amaçlı. çok sevgiler!

  4. Haftsonları da tatilde de hep erken kalkarım. Sabah mutlaka ilk iş su içerim. sonrası klasik çiş yüz yıkama ne giyceğini düşünmek (işe gidiceksem) oğlumu uykuda izlemek şükretmek..ama düdük beni uyandırmışsa o zaman oflamak 🙂 🙂
    bir ara nefes egzersizi yapıyordum ama işe geç kalıcam stresiyle uyanınca bıraktım. akşamları yapıyorum sadece.
    yazarlık yaratıcılıkla ilgili bir kitap okumuştum ordada sabahları uyanır uyanmaz saçmalasan da yazacaksın etkinliği vardı 🙂 epey bi süre yaptım sonra sıkıldım 🙂 keşke yazdıklarımı saklasaydım okur gülerdim :))

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir