rumuz: müşavir

Kategoriler sevgili japon abla

şu free çalışma olayını anlatsanız biraz. home ofise geçmek isteyen, çok tedirgin olan mali müşavir soruyor.

rumuz: müşavir

sevgili müşavir,

öncelikle tedirgin olman çok doğal. ebeveynler, eğitim hayatımız ve genel sosyal hayat beklentileri bizi stabiliteye, güvenli bir işe sahip olmaya, geleceğimizi güvence altına almaya sevkediyor. beynimizin binlerce yıllık evrim sürecine rağmen aynı kalmakta direnen ”yaşam risklerle dolu, her an şu köşeden bir bizon çıkıp sana saldırabilir, ölmek istemiyorsan ekstra risk alma, değişime diren” diye yanıp sönen kırmızı kısmı da pek yardımcı olmuyor. bu şartlarda kurulu düzenini bozmaktansa, düzen kurmak ve rutine teslim olmak zaten insanlığın herhalde %90’ının seçimi ve bence şaşılacak, eleştirilecek bir tarafı yok.

freelance çalışmak isteyenler için vakti zamanında şöyle bir yazı yazmıştım. bu yazıyı dikkatli bir şekilde okumanı öneririm. bununla birlikte, (yaşını bilmiyorum ama) eğer 30’dan gençsen henüz freelance çalışmanı önermem. 30 yaş çok hayati bir mihenk taşı veya aydınlanma noktası olduğundan değil, genel olarak standart iş hayatında 7-8 yıllık bir pişme sürecinin insana kesinlikle çok şey kattığını düşündüğümden. millennials denilen 2000 civarı doğumlularda gözlemlediğim eğilim, kimseden emir almak istememek ve bir an önce kendi kafasına göre yaşamaya başlamak. şartları elverenlerin böyle bir kariyer yolu seçmesine kim ne diyebilir? ama hepimizin bildiği gibi, bir okuldan/üniversiteden mezun olmak insanı o dakka kalifiye bir meslek sahibi yapmaya yetmiyor. hatta iş hayatına girince yaşayıp dumur olduğumuz nice durum gösteriyor ki, okul başka iş hayatı bambaşka. işin içine insan faktörü girince, o insanların tabiatına bağlı olarak, bütün işler daha keyifli ve kolay veya çok daha zor ve tatsız hale gelebiliyor. bütün bunlarla baş etmek de öyle 2 günde öğrenilmiyor genelde. zaman alıyor. emek vermek gerekiyor. sadece insan ilişkilerini çözmek için değil, işin kendi detaylarını anlamak ve deneyim kazanmak için de en az 7-8 yıl şart bence.

şimdi. bütün bunların senin için zaten geçerli olduğunu varsayarak devam edelim. çalıştın çabaladın, dağ gibi deneyim biriktirdin. artık mali müşavirlik işine son derece hakim olduğunu düşünüyorsun. artık bu işi yapmak için birine bağlı olmaya ve hesap vermeye ihtiyaç duymuyorsun. hatta birinin altında çalışmak sana kolaylıktan ve destekten çok yük olmaya başladı. eğer bu noktadaysan öncelikle mali müşavirlik işini bağımsız olarak icra eden bir hocana, sözüne, aklına fikrine güvendiğin birkaç tanıdığına danışarak başla derim. bağımsızlaşma sürecinde onların en çok nerelerde zorlandığını dinlemek, sana da sağlam bir yol haritası sunar. yine bu veri+deneyim toplama/dinleme sürecinde kendi kafan da netleşecektir:

  • ne türden şirketlere/kurumlara/kişilere hizmet vermek istiyorsun?
  • asla girmek istemediğin alanlar/sektörler neler?
  • bu işten keyif almak ve para kazanmak için nasıl bir müşteri kitlesiyle çalışmaya, ne türden bir iş yoğunluğuna ihtiyacın var?
  • seni sırf sen olduğun için (okuduğun okullar, seçtiğin kariyer yolu, bugüne dek ilgilendiğin işler/müşteriler, çözdüğün zor durumlar, müşterilere sağladığın faydalar vs), diğer mali müşavirlerden farklı kılan özelliklerin, güçlü tarafların neler? neden falanca firmaya/kişiye değil de sana vermeliyiz bu işi?

salim kafayla oturup düşünmen ve cevap vermen gereken sorular bunlar. bu süreçte bazı eksiklerin olduğunu fark etmende bir sıkıntı yok. onları en kısa sürede tamamlamaya ve öğrenmeye açık olduğun sürece, hepsi yoluna girecektir. bu düşünme (ve gerekiyorsa öğrenme) sürecinde işi bilen biri olarak sadece senin sahip olabileceğin deneyim ve içgüdülerle sektöre daha yakından bakmayı dene. nereler aksıyor? bu hizmetin verilme sürecinde yapılan (sence) yanlışlar neler? sen olsan nasıl yapardın? bu hizmet nasıl verilse çok daha etkili olurdu ve iki tarafı da daha çok mutlu ederdi? amaan bin yıllık mali müşavirlik işi işte deyip geçme! senin önemsemediğin bir şeyi karşındakine önemsetmen mümkün değil. bin yıldır yapılan her şey mi doğruydu, iyiydi, işe yaradı? illa ki aksayan, hakkı verilmeyen, başa bela olan bir tarafları vardır bu işin. hah, işte oralara ver dikkatini. sen oralarda nasıl bir fark yaratabilirsin, başkalarının sunmadığı ne gibi faydalar, kolaylıklar sunabilirsin?

pr’ını ise kesinlikle üstü kapalı bir şekilde yapmanı tavsiye ederim. yolda belde her rastladığın tanıdığa ”ay ben de kendi home office’ime geçtim!” diye müjdelemek ve ”yollamazsam darılırım bak!” diye müşteri rica etmek yöntemlerin en sempatiği ve etkilisi sayılmaz. bunun yerine daha şimdiden kendini bir sorun çözücü olarak kafalarda yerleştirmeye başla. eşe-dosta, meslektaşlarına, müşterilere, bazen de sadece akıl almak isteyen insanlara karşı daima son derece profesyonel ol ve bilgini cömertçe paylaş. google’a da sorabilirlerdi! seni seçip sordukları için hayatlarında bir fark yarat. senden istenenden bir gıdım fazlasını sunmanın yolunu ara, bul. müşterinin o anda göremediği olası bir duruma karşı özel hazırlamış bir bilgi/önlem paketiyle git mesela. (işinin detaylarını hiç bilmediğimden örneklerde saçmalıyor olabilirim ama ana fikri anlamışsındır.) kafalarda mali müşavirliğin sakin, hızlı ve güvenilir sorun çözücüsü olarak yerleşmeye başladığında senin sokaklara dökülüp müşteri aramana zaten gerek kalmaz. müşteriler seni birbirine tavsiye ederek portföyünü oluşturur.

elbette bu bir süreç. bugünden yarına gerçek olmayacak. bu süreçli en önemli yardımcın ise kendini bedenen ve ruhen formda ve güçlü tutmak. bunun için en büyük yardımcın: elbette para! kenara para koymadan, en az 6 ayını, mümkünse 1 yılını temel ihtiyaçlarını karşılayacak kadar garantiye almadan bu işlere girişmek seni iki kat sabırsız ve tahammülsüz yapar. bu da insanlara göstermek istediğin en şahane halin olmayacaktır. hele de müşteri bulmaya çalıştığın bir dönemde. yine kalem-kağıt vakti. otur ve hesap yap:

  • hayatından memnun olman için ayda kaç para kazanmaya ihtiyacın var?
  • masrafların neler, nelerden kısabilir, nelerden taviz vermezsin?
  • hizmetlerini farklı paketler halinde sunacak olsan nasıl fiyatlandırırdın?
  • hangi paketten kaç müşteriye sahip olman gerekiyor ki, mümkün olan en az çalışma saatiyle en fazla parayı kazanabilesin?
  • sana en fazla para kazandıracak müşteriler hangileri ve nerelerde takılıyorlar?
  • onlara ne şekilde ulaşabilirsin?
  • mesela: onlardan birini seçsen, (tabi olayların iç yüzünü bilme imkanın varsa) sence mali/hukuki açıdan yaşadıkları bir soruna farklı çözümler geliştirsen, bütün bunları bir plana/sunuma oturtsan ve (elbette işin asıl vurucu trick’lerini ve aksiyon planının inceliklerini kendine saklayarak) bu arkadaşlarla bir toplantı yapsan? ”bana bu sorunu çözmem için 3 ay verin, başaramazsam yollarımızı ayırırız” gibi net ve hodri meydan bir teklifle gitsen. müşterinin kaybedecek hiçbir şeyi yok – 3 aylık ücretin dışında. onu da zaten kimi çalıştırsa verecek. eğer bu sorun müşteri için hayati bir sorunsa para asla ama asla sorun olmayacaktır.
  • öte yandan hizmetlerine umutsuzca ihtiyaç duyan ama karşılayacak yeterli mali destekten yoksun olan birtakım düzgün stk’lara, işini ciddiye alan yardım kurumlarına veya derneklere gönüllü olarak hizmet vermek bu süreçte hem sana hem de bu kurumlara çok iyi gelecektir. (bkz. iyi karma!) hangi kurumları seçeceğin tamamen sana kalmış. hangisinin derdini kendine yakın ve önemli buluyorsan. bu iş gönüllülük esasına dayandığından kendine durduk yerde yeni sıkıntılar yaratmaman şart.

kendine güven müşavir evladım. kendine güven. hatta hemen şimdi otur ve kendine güvenmek için sebeplerini teker teker yaz. gerekirse her sabah ve her akşam yeniden oku. dilersen her gün bu sebeplere küçük de olsa bir yenisini ekle. bu işin doğru zamanı yok. eğer bağımsız çalışma isteğin korkularından büyükse mutlaka başarırsın. sonuçta senden önce başarmış olanlar da einstein değillerdi ya?!

öperim gözlerinden,

japon ablan

rumuz: müşavir” için 6 yorum

  1. Kafasında böyle şeyler olan insanlar için (ben dahil) bu yazın ve eklediğin önceki yazın tekrar okumalık, düşünmelik ve not almalık bence.
    birde önceki yazında bahsettiğin arkadaşın dicle’nin sayfasındaki yazılardan birinin son cümlesini çok beğendim ve söylediklerinle benzer + mevzuya yönelik olduğundan buraya ekliyorum.
    “tek ihtiyacımız olan akıllıca düşünmek, tasarlamak ve cesaret etmek.” güzel özetlemiş. hepimiz bambaşka yerlerde, alışkanlıkları, imkanları, sahip oldukları yada olmadıkları birbirinden farklı insanlar olsak da yol/yordam/tavsiye konusunda ortak noktalarda birleşiyoruz sanki.
    gerçekçi bir risk/durum değerlendirmesi yaptıktan sonra her şey denemeye değer. hayali/isteği olan herkesin yolu ve şansı açık olsun..

    1. mehtap bayılıyorum analizlerine! evet, aslında izlenmesi gereken yollar genellikle birbirine benziyor. gerçekçi kalmayı başarırken yine de cesur olabilmek ise herhalde en zor şeylerden biri. her zaman beceremesek de her zaman denemeye değer.

      1. Ege, çok teşekkür ederim.
        (iç ses der ki: “bayılıyorum mu, gerçekten mi, ne hoş” gülümsemeler, mahçubiyetler..)

  2. ay çok teşekkür ederim nasıl mutlu oldum post için:)34 yaşındayım büromuzu açalı 8 yıl oldu eşimle beraberiz ofiste hatta 8 yaşında oğlumuzda bizimle.İş anlamında tüm güçlüğü aştık artık aylık bize yetecek artan oranlı değişkenlikte bir gelirimizde var.Tek sıkıntı artık büroda tıkılı kalmak istemiyorum.Sabah 8 akşam 6 muhabbeti kendi işimde olsa sıktı beni.Home ofis Konya için uzak bir fikir.Anaa dükkanları yokmuymuş derler eminim:)Tek sıkıntım mekan yani seyyar olmak,zamansız mekansız çalışmak istiyorum.Ama ne derler kısmı kafamı kurcalıyor.Biliyorsun iş dünyasında ambalaj herşey ofiste buna dahil.

    1. amanın. konunun detaylarını bilmeyince senin açından biraz saçma bir yerden ele almışım gibi olmuş! yeni sorunu yeni bir cevapla ele alacağım 😉

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir