rumuz: für elise

Kategoriler sevgili japon abla

sevgili japon abla,

yazmakla ilgili yazarsanız çok sevinirim. yeteneğin payı yadsınamaz ama o yetenek nasıl ortaya çıkartılabilir, kalemimiz nasıl daha kuvvetli olabilir? yeteneksiz olup odun gibi yazanlar kendini nasıl eğitebilir?

rumuz: für elise

sevgili für elise hanım kızım,

bugüne dek yazmanın neredeyse her alanında kalem oynatmış ve hayatımı bu şekilde kazanmış olmakla birlikte, soruna nasıl cevap vereceğimi birkaç gündür kafamda evirip çeviriyorum. benim için son derece doğal ve sıradan olan bir şeyin taktiklerini nasıl verebilirim diye düşünüyorum. aslında sen soruda bana kendi yöntemlerimi de soruyordun ama bilerek o kısmı çıkardım, çünkü benim yazmakla ilişkimi belirleyen unsurların bu saatten sonra başka birisi için yapay olarak bir araya getirilmesi imkansız:

  • bebekliğimden itibaren bana yıllarca bıkmadan kitap okuyan bir anneye ve düzgün türkçe konuşmanın önemsendiği bir aile ortamına sahip olmak
  • belki bunun doğal bir sonucu olarak çok okuyan bir çocuk, genç ve yetişkine dönüşmek
  • yazmayı öğrendiğimden itibaren çok sevmek ve sürekli yazmak
  • yazmayı farklı açılardan ele almamı sağlayan sektörlerde epey zaman geçirmek (basın-yayın, reklam, hatta öğretmenlik), sinir bozucu bir editörlük gözü geliştirmek (yükselen: başak, ay: başak)
  • bir de yazma konusunda nazsız niyazsız bir insan olmak: ilham beklememek, eşref saati aramamak, bu işe su içmek gibi doğal ve sıradan bir şey gözüyle bakmak

peki hayat bize bu şartları ve kişilik özelliklerini sunmadıysa nasıl yaparız da yazma becerimizi geliştiririz? yola kendimden çıkacağım ama tıpkı senin sorunda olduğu gibi kendimi geliştirmeye çalıştığım başka alanları düşünerek cevaplayacağım. çünkü bana sorarsan mantık aynı.

ve bir japon abla klasiği olarak önce sorularımız gelsin:

1) biz daha iyi yazınca ne olacak? beklentimiz nedir?

bence burdan başlamak iyi bir fikir. neden dersen ‘yazarlık’ kavramının etrafında öyle cafcaflı bir hale var ki, yazar olmayanların kafasında gerçekdışı beklentiler yaratıyor. oysa iyi yazmak, iyi yemek yapmaktan veya iyi rapor hazırlamaktan çok da farklı değil. bir kısmı doğal yetenekse çoğunluğu bolca pratik. dolayısıyla daha iyi yazan birine dönüşmek senin için meslek dışı bir hedef, bir tür tutku veya hobiyse, (bunu yayınlanmış ve bundan sonra da yayınlanacağını bilen bir yazarın rahatlığıyla söylüyorum): hayatında içsel olarak hiçbir şey değişmeyecek! her kim isen o olmaya devam edeceksin. velev ki çok ünlü oldun, kitabın yüzbinlerce sattı, olduğun şeyleri daha fazla olacaksın sadece. iyi veya kötü. sıfatların çeşitlenmeyecek, zaten seni anlatanlar iyice bağırmaya başlayacak. kendinden razıysan daha razı, şirretsen daha bi şirret, korkaksan iki kat korkak olacaksın. dolayısıyla daha iyi yazarak elde edeceğini düşündüğün şeylere gerçekçi yaklaşmanı tavsiye ederim.

yok benim amacım kelimeleri bir araya getirme, hikaye anlatma ve okuyanı içine çekme becerilerimi geliştirmek ve yazmanın tadına varmak diyorsan harika! yazmak ve matbu şekilde yayınlanmak ayrı şeyler. yazmaya başlarken matbu hedefleri düşünmemeyi başarırsan işin kolaylaşır. zaten belki senin yegane amacın kendi dilini kurup gönlünce yazabileceğin bir blog yaratmaktır. o zaman işin daha da kolay. kendi kendini yayınlayacaksın zaten. her durumda ilerisi için büyük hayallerin olabilir ve hayallerini öldürmek aklımdan geçmez. ama yola o büyük hayallerle çıkmanı tavsiye etmem. hedeflerini çok büyütürsen, ezilip altında kalmanı kolaylaştırırsın. burdan hemen 2. soruya atlayalım o zaman:

2) yazmak bizi heyecanlandırıyor mu? ve düzenli olarak yazmaya gönlümüz var mı?

bak ‘yazmayı seviyor muyuz?’ demedim. çünkü sevdiğimiz şeylerin kolay olacağına dair bir yanılsama var çoğumuzda. bu yanılsama, o şeye emek vermeden de ulaşabileceğimize dair başka bir yanılsamayı besliyor. ki tahmin edebileceğin gibi, işler genellikle böyle yürümüyor. sevmek ayrı, öğrenmek, uygulamak, denemek ve yanılmak ayrı. ama heyecanın belirtileri bence daha net. seni gecenin bir vakti uykundan uyandıran ve işte bunu şu şekilde yazmalıyım diye laptop başına oturtan şeydir heyecan. bazı anlarda hissettiğin yoğun duyguları telefona sarılıp falanca arkadaşına anlatmak değil de, hemen oturup yazmak istemektir mesela. bir kitabı okurken hoşuna gidenin, sadece anlam yüklü, tam da senin fikrini yansıtan cümleler değil, o cümlelerin kuruluş şekilleri olmasıdır. bunun için de yazmaya aşık olmana hiç gerek yok. yazma dinamiklerine heyecan yapmak daha değerli. aşk karşılıklı yanılsamalardan beslenir, eninde sonunda uykudan uyanırsın. oysa heyecan tamamen senden beslenir. bazen seversin, bazen beceremeyip nefret edersin, bazen bunaltıcı gelir. ama heyecanın samimiyse, dönüp dolaşıp kelimelere geri dönersin.

3) mükemmel’i lugatımızdan çıkarmayı başarabilecek miyiz?

birinci soruyla bağlantılı aslında. yazmaya başlar başlamaz kendimizden (buraya en sevdiğin yazarın ismini koy) performansı beklemek, büyük bir hayalgücünden ziyade büyük bir egonun habercisi. bizi üzerler dostlaar! sadece yazıda değil her konuda. kimse anasından çehov doğmuyor. evet yetenek önemli tabi ama hayata geçirilmeyen, kullanılmayan, geliştirilmeyen yeteneğin ne kıymeti var? hatta bana sorarsanız, yetenek kimseye özel olarak bahşedilen bir şey değil. sizi doğal olarak kendine çeken ilgilerinizi takip etmek, yani neye dikkat ettiğinize dikkat etmek, yetenek denen şeyin temel taşı. üstüne gidip yeni tuğlalar eklerseniz onu güzel bir şeye dönüştürebilirsiniz. kıçınızı devirip üstüne yatarsanız hiçbir şey olmaz. diyelim ki kararlı bir şekilde tuğlaları kapıp empire state inşaatına giriştiniz. 7 ceddiniz müteahhit olsa bu yolda tek başınıza olduğunuzu bilin. yol gösterenleriniz, su verenleriniz olsa bile sonuçta düşe kalka, kendi iç savaşınızı vererek öğreneceksiniz. küçük adımlarla, her gün yeniden.

hepsine varım diyorsan, senin için minik bir yol haritası önereceğim hanım kızım. ama bunların şahsi keşiflerim olduğunu düşünme. yazmakla ilgili düşünmüş ve yazmış olan kimi okusan aşağı-yukarı bunları söyleyecektir:

  • oku. zaten okuyorsan daha çok oku. iyi bir okur olmadan iyi bir yazar olunamaz. sevdiğin ve ben de böyle yazmak isterdim dediğin yazarları neden sevdiğin üzerine düşün, listeler yap. yazma tarzını, kime hitaben yazdığını ve derdini bir cümlede tanımlayabilir hale gel. (ilerde hoşuna gitmezse veya sıkılırsan tarzını elbette değiştirebilirsin. bugün, bugüne odaklan.)
  • yaz. hafta başından ajandanı/takvimini aç ve yazacağın günleri/saatleri işaretle. bu planlamayı yaparken gerçekçi ol. rahatsız edilmeden yazabileceğin bir ortam yarat. sana en kolay gelen yöntemi seç. ve başla. diyelim ilk 2 ay, her oturuşta sadece 20 dakika boyunca yazmayı hedefle. daha uzun süre yazmayı başarırsan ne ala. ama asla zor hedefler koyma. cumartesi akşamları arkadaşlarınla dışarı çıkma alışkanlığın varsa ve bundan keyif alıyorsan, cumartesi akşamı 20:00-22:00 arası yazacağım diye program yapma mesela. veya her gün 1,5 saat yazacağım deme. önce alışkanlığı kazan. önce yazmayı otomatik hale getir. 15 dakkayla başla. 20 dakkayla başla. ama o 15-20 dakka boyunca yaz. telefonunun sesini kıs ve göremeyeceğin bir yere koy. kapıyı kapa. odaklan. belki yazdıkların saçma sapan şeyler olacak. önemli değil. önemli olan kendine verdiğin sözü tutman ve yazmakla olan randevuna sadık kalman. bu süreci kolaylaştırmak ve profesyonel destek almak adına çeşitli yazma kurslarına gidebilirsin de. ama günün sonunda yazmak tek kişilik bir iştir. yazma hocası devreden çıkınca kaytarmaya başlıyorsan, sorunun hocada değil sende olduğunu bil. sadece başkalarının güdülemesiyle yazıyorsan belki de daha çok yazmaya değil, daha çok sosyalleşmeye ihtiyacın var. yol yakınken hobi değiştir.
  • ilham kelimesini unut. ilhamın tek başına hiçbir önemi yok. sen yazmakla olan randevuna ne kadar sık gidersen yazma pratiğin de o kadar çok gelişir. ilhama minik fikir kırıntıları gözüyle bakmayı dene. aklına gelen konuları, ilginç anekdotları, dikkatini çeken şeyleri defterine not al (deftersiz gezme!). ara sıra notlarını yeniden oku. ama ilhamdan senin için roman yazmasını bekleme. sen romanını yazmaya başla, ilham bir noktada uğrar. veya uğramaz. sen yazmaya devam et.
  • kötü şeyler yazacağını kabullen. ilerde dönüp baktığında berbat bulacağın şeyler yazıyor olacaksın. önce kötü yazmadan iyi yazmaya başlayamazsın. şu an muhtemelen kötü yazdığını kabullen ve yine de yazmaya devam et.
  • yazdığından kimseye bahsetme. çünkü bahsedince yazmayı bıraktığını fark edeceksin. bahsetmek o kadar tatlı gelecek ki yazmak içinden gelmeyecek. bahsettikçe coşacaksın, gözlerin parlayacak, ve yazmanın hiç de parlak bir süreç olmaması sana daha da ağır gelecek. yazarlığını uzunca bir süre kendine sakla. amacın blog yazarlığıysa bırak okur kitlesi kendi kendine oluşsun. tanıdığın herkese mail atıp duyurma. her arkadaşını kolundan çekip davet etme. belki bir süre sonra, yazarlığıyla ilgini çeken blogger’lara duyurabilirsin. ama onlardan bile alkış bekleme.
  • alkış bekleme. çünkü günün sonunda herkesin eli kalem tutuyor. ve tam da bu nedenle, iyi yazmak takdir edilmesi zaman alan bir şey. ayrıca kendi adıma, iyi yazdığım için bana aşık olan veya benimle yatan kimse olduğunu sanmıyorum. bu sebeple dostum olan da yoktur. kimse bana sırf bu yüzden daha iyi işler veya daha çok para da vermedi. (hele bu ikisi kesinlikle iyi yazmakla değil, pazarlama ve pazarlık etme yeteneklerimizle ilgili. iyi yazmak ve iyi satmak birbirinden dağlar kadar farklı.) kitap yazıyorsan bittikten sonra fikrine değer verdiğin ve iyi birer okur olan kişilere yolla. eleştirilere açık ol ve daima teşekkür et. onca meşguliyeti arasında senin kitabımsını okumak için zaman ayıran her insan öncelikle teşekkürü hak ediyor. peki aralarında samimi bir heyecanla, daha 100 sayfa olsa okurdum diyen var mı? o zaman yayınlanmak adına doğru yoldasın. (yayınlanmak başlı başına bir yazı konusu, istersen ona ayrıca değinirim.) blog yazıyorsan, yazılarının kaç ‘like’ aldığıyla, ne kadar çok okunduğuyla ilgilenme. hepsi başkalarının beklentilerini yansıtıyor. sen kendi beklentilerine odaklan. seni heyecanlandıran şeyler yazmanın yollarını takip et. herkes gibi yazıp 1000 okurun olacağına (olmaz ama), kendin gibi yaz, 10 okurun olsun. inan daha mutlu olursun. yani:
  • kendin için yaz. biliyorum, zor. ama sadece yazmayı değil, bence herhangi bir beceriyi geliştirmenin en özgür yolu bu: yaptığımız şeyi yapmanın kendi tatmini içinde kalmayı ve bundan zevk almayı yeterli bulmak. dev hedefler koymadan, mükemmeliyeti düşünmeden, kimse bilmese bile, o şeyi yapmayı sürdürmek. nazım hikmet’in dediği gibi tam da: ”yetmişinde bile, mesela zeytin dikeceksin. hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölümden korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak yanı ağır bastığından.”

sevgili kızım, azmin elinden hiçbir şey kurtulmaz. yeter ki o azmin arkasındaki sebeplerde kendine karşı dürüst ol. yaratmanın her alanında inanılmaz faydasını göreceğin bir kitap tavsiyesi ile bitireyim: julia cameron / sanatçının yolu

seni daima destekleyen,

japon ablan

austin kleon’la da en kısa zamanda tanış!

rumuz: für elise” için 13 yorum

  1. Offf iki gün uğramadım bloglara az kaldı bu nefis yazıyı atlayacaktım. Gerçi dönüp tek tek kaçırdıklarımı yakalamayı düşünüyordum ama ya kaçırsaydım? Çok güzelmiş…

  2. tavsiyeler çok yerinde, ve bir noktaya şiddetle katılıyorum: yazdığından kimseye bahsetme… şahsım adıma söyleyim, blogumu tanıdığım birine tavsiye ettiğim an yazmak için ilham perim kaçıyor, yazmak istediklerimi bile yazamıyorum. Mükemmel yazılar yazdığımı iddia etmiyorum ama yazabildiklerim de kaçıyor benden 🙂 Kendi halimde yazmaya devam ettikçe ise okurken keyif aldığım kelimeler dökülüyor kalemimden 🙂

    1. haklısın elvan. normalde disiplin ve motivasyona ihtiyaç duyduğumuz hallerde yapacaklarımızdan bahsetmek / birine söz vermek ikilisinin yararlarını sonuna kadar savunurum. ama yazmak söz konusu olduğunda bahsetmek kuyumuzu kazıyor. en azından bir kısmınıza böyle oluyor belli ki.

  3. Vay be! Yazmak bu kadar net anlatılabilirdi! Okurken mest oldum, kendi tanımlarımın aynadan yansımasını gördüm sanki…
    “Yazmak bende bir tutku, yazarak iyileşmek, ilham, zihinsel bir kopuş gerçekleştirip o fazda yazmak” gibi kalıplara sümük atmayan bir sidikli blog yazarı olarak; yazma eylemi ve bunu profesyonelliğe döküş tüyoların inanılmaz hoşuma gitti.

    Hiç bir fikrim olmadan, sağ duyumdan hareketle, dediklerini bire bir yapmışım neredeyse!
    Öncelikle çok okudum, zamanla iyi bir yazının inceliklerinden devasa etkilenmeye başladım. Beğendiğim teknikte/üslupta bir paragraf, bir cümle hatta bazen bir kelime yakaladığımda gözlerimi kısıp havalara falan bakmaya başlar oldum :))) iyi yazı-kötü yazı şıp diye süzgeçten geçirir ve eleştirilerimde yanılmaz oldum kehkeh.

    30lu yaşlarıma yaklaşırken okuduğum yazıda ne anlatıldığının değil Nasıl anlatıldığının tatminini yaşamaya başladım. Konusu saran Best seller işler yerine, durağan, akmayan, hiçbirşey anlatmayan ama berrak bir göl gibi okuduğun sayfalara yapıştıran romanlara gönül verdim 😀

    Yazma maceramsa henüz 2-3 yıllık. (Öncesinde portfolyom tırt bir ortaokul günlüğü ve Türkçe dersi kompozisyonlarından ibaret :))
    Yazdıklarımı kimselere duyurmadım. (Hala da anonim kalmaya çalışıyorum) Çok tık alan sitelerde paylaştığım, geniş kitlelere ulaşan yazılarım oldu. Onda da dediğin gibi olumlu ve ya olumsuz hiçbir eleştiriyi, gaza getirici ve ya küstürücü bir etken olarak içselleştirmedim.
    Ve Bingo! En çok kendim için yazıyorum, yazdıklarımı en çok kendim okuyorum 🙂

    Tavsiyelerine eklemek istediğim bir nokta var: yazan kişi yazım kuralları ve noktalama işaretlerine hakim olmalı; (blog ise) paragraflara ayırma, yazı fontu, arka fon, görsel kullanımı konularında da titiz davranmalı diye ekleyeyim naçizane. (Editör olduğun için ve grafik tasarım işlerinde deneyimli olduğun için sen daha iyi yorumlarsın tabi bu söylemek istediğimi ama dikkat edelim derim ben :P)

    Tabi ki gönlümde yatan aslan, bir gün elle tutulur birşeyler yazmak, bir iz bırakmak… Ama şimdilik böyle devam 😉

    1. başak! çok çok önemli bir noktaya değinmişsin, bunu unuttuğum için kendime kızdım: yazım kuralları, noktalama, görsellik ve en önemlisi de doğru türkçe. hala çoğunlukla yanlış yazılan de-da’lara, ki’lere inanamayan biri olarak belki de vermem gereken ilk tavsiye ‘allah aşkına önce bir türkçe dilbilgisi kitabı alın’ olmalıydı! yazıyı destekleyen görsel unsurlar, yazı karakteri seçimi ve büyüklüğü, kontrast, paragrafların bölünmesi, hadi diğerlerinden geçtim ama bari virgül ve noktanın yerli yerinde kullanılması… galiba bunları beceremeyenleri uzun uzadıya okumakla vakit kaybetmediğimden, tavsiyelerimi en azından işin bu kısmını halletmiş olanlara hitaben hazırlamışım.

      o dediğin kalıplarla (tutkular, kopuşlar, şifalar) yazdığını iddia edenlerden köşe bucak kaçarım :p daha 2 satır yazmadan yazarlık fantezisiyle götü başı ayrı oynayanlar istisnasız hep o kategoriden çıkar bak.

      burada kendimce listeler yaptım, ama dediğim gibi, yazmakla bilinçli bir ilişki geliştiren herkesin aşağı-yukarı söyleyeceği türden şeyler hepsi. o bakımdan senin de bireysel olarak aynı yollardan geçmene hiç şaşırmadım. gönlünde yatan o aslanları bir gün uyandırman dileğiyle!

  4. sevgili japon abla,
    yaşam enerjimin bir hayli düştüğünü hissediyorum. hem ruhen, hem bedenen çok yorgunum. belki de bu yüzden sağlığımın da kötüye gittiğini söyleyebilirim. tembellik, erteleme, endişe hep benimle. yapmak isteyip de yapamadıklarımdan bir dağ yaptım, üstünde oturuyorum. sabahları keşke şimdi akşam olsaydı da uyusaydım diye kalkıyorum. doktoru karıştırma. işe yaramıyor. ne dersin? ne yapmalıyım?

    1. minnik kuş, ilgilenicem seninle. bu konu ayrı bir yazıyı hak ediyor. birkaç güne dermanın bende. öperim gözlerinden!

  5. Bugün bu yazıya denk geldiğim için kendimi çok mutlu hissettim; teşekkürler sevgili Japon Kedi 🙂 Bu arada bir konuda sizin fikrinizi almayı çok isterim. Çünkü üstteki yazınız ve yorumlara verdiğiniz içtenlikli yanıtlar beni size danışmak için heveslendirdi.

    Ben devlet okulunda çalışan bir rehber öğretmenim; okul mevcudu 1500’den fazla.. Haliyle öğrenciler ve ailelerine dair o kadar çok vaka dinliyoruz ki.. Ben de bunları isimleri saklı tutmak kaydıyla kaleme almak; dolayısıyla bir blog açmak istiyorum. Amacım, ele alacağım konularda (örneğin boşanma) öğrencilerin yaşadıklarını canlı birer örnek olarak sunmak. Bu konuda bana neler tavsiye edersiniz; böyle bir rehberlik blogu açmalı mıyım?

    1. sevgili mistral, fikir muhteşem, bence kesinlikle açmalısın!! burada soru açmalı-açmamalıdan ziyade, belki önce oturup bir plan yapmak: sende en fazla iz bırakan veya en sık karşılaştığın, bir de belki çok nadiren kaşına çıkan ama önemli olan sorunların/durumların bir listesini çıkarmakla başlayabilirsin. bu plan tamamen kendin için.

      sonrası kafanı toplayıp zaman ayırmak ve yazmak. senin durumunda, yazıları doğru konu başlıkları/etiketler altında toplamak da önemli. çünkü sen yazdıkça birçok eğitimcinin ve ana-babanın da yararlanabileceği bir şeye dönüşme potansiyeli var. arandığında bulunabilmesi önemli. bence harika bir iş yapmış olursun! her türlü yanındayım, başka sorun varsa her zaman beklerim =)

  6. Geri bildiriminiz için çok çok mutlu oldum; nasıl teşekkür etsem bilemedim.. İyi ki varsınız 🙂 Hem bu yazıyı hem sizin bu yanıtınızdaki hususları göz önünde bulundurarak en yakın zamanda planımı yapacağım. Yetersiz kaldığım noktalarda sizin kıymetli görüşlerinize başvurmayı çok isterim.

    Yeniden teşekkür ediyorum:)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir