sevgili japon abla,

8 aydır radarımda olan ve muhabbetini çok sevdiğim adamla nihayet bir yemeğe çıkmak kısmet oldu. ancak bu dönem benim feminizmdi minimalizmdi derken bir kadın olarak erkek rahatlığına ulaşmayı hedeflediğim bir döneme denk geldi, yani o gün lise arkadaşımla buluşur gibi kotu tişörtü çekip, süse püse hiç girmeden gittim buluşmaya. sonuç: adam beni bir daha aramadı. sence beni çirkin mi bulmuştur? oysa ben ille de o modundayım!

rumuz: cns

sevgili cns kızım,

evrensel bir yasayla başlayayım: biz kadınlar ne kadar feminist de olsak erkek dediğin bünye erkek olmaya devam edecek. bu bünyenin default özelliklerine gelirsek: 2 mastır, 3 doktora da yapmış olsa, sana gece gündüz ”ben senin ruhuna/zekana/kalbine aşığım” da dese, aslında poponu beğenmeseydi bu ilişkiye hiç başlamamış da olabilirdi. bir ilişki için ille de ve sadece poponu beğenmiş olmalı demiyorum ama erkekler temelde görsel canlılar. tabi bunun için ademoğullarını suçlamaya gerek var mı? kesinlikle yok. yoksa suçla suçla ömrün çürür mazallah. onlar bizim hayal ettiğimiz insanlar değil. akıllı olan modelleri ödüle giden yolda (ödül: anladın sen onu) bizim ne duymak istediğimizi bilip fabrika ayarlarını ona göre değiştiriyor, ama özlerinde değişen bir şey yok. bunu bir kenara yazalım.

peki canım yavrum, sen niye feminist oldun? erkeklerle eşit olduğuna erkekleri ikna etmek için mi? sence erkeklerin umrunda mı? yolda omuz atan, metrobüs’te ford çeken, evde karısını döven abiler birtakım kadınlar feminist oldu diye değişecek mi? ayrıca gerçekten eşit miyiz ki? bedenimiz, hormonlarımız, psikolojimiz eşit mi ve eşit olmasına da gerek var mı? ben sana diyeyim, erkeklerden hem daha güçlü hem de daha akıllısın. hal böyleyken neden onlarla eşit olmak için mücadele edeceksin?! meclise girmeyi ve bıyığına aşık adamları eşit haklar yasalarına ikna etmek için çalışmayı filan hedeflemiyorsan tez elden vazgeç bu feminizmden. erkeklerin senin hakkını yediğini düşündüğün durumlar olduysa bunlara hakkını savunamadığın münferit vakalar olarak bakmanı ve şu dünyada her kadının başına en büyük çorapları yine başka kadınların ördüğünü (örebilecek kadar zeki olduğunu) hatırlamanı öneririm.

ille de feminist olacaksan, bu kartı iş yerinde oyna: osman benden daha sonra başladığı halde aldı deyip kendine terfi iste, ben de hüseyin kadar sıkı çalışıyorum deyip maaşına zam iste, bu cümlelerin içini doldurabiliyorsan ne istersen iste. ama sana söyleyeyim, patronun erkekse yine de bu isteklerini konuşmak için gittiğin gün dar eteğini veya pantolonunu, jilet gibi ütülü beyaz gömleğini, topuklu ayakkabını ve mümkünse minik bir parça da dekolteyi eksik etme. saçın başın temiz, makyajın ölçülü olsun. (patronun kadınsa dekolteyi iptal edebilirsin. bir ipte 2 cambaz oynamaz! bak denklemde 2 kadın varsa hemen arızalar arızalar…) adam kararını bunlara bakarak verecek diye değil. bütün bunlar sonuçta senin bu işe olan saygını, bir kadın olarak kendine olan sevgini ve özgüvenini, ve nihayetinde de istediğin şeyleri hak ettiğine dair inancını temsil ettiği için. kadın olmak çok güzel bir şey. feminist olup erkeklerle eşitleşmek için yağlı saçla gezmek yerine, kadın olduğunu kabul edip bunun tadına varmak, erkeklerden kat be kat fazla olan gücünü kullanmak, farkını ortaya koymak daha eğlenceli değil mi?

zira minimalizmi bilemeyeceğim ama feminizmin en büyük sıkıntısı: adam bağırabilir. ben de bağırabilirim. adam kılına tüyüne özgürlük verebilir. ben de verebilirim. adam pasaklı olabilir. ben de olabilirim. iyi de günün sonunda kendini adama beğendirmeye çalışan kişi kadın olduğu sürece sence bütün bunlar ne kadar anlamlı eşitlikler? adamların mekanizması bu derece basit ve belliyken üstelik. (bkz. ilk paragraf.) kaybedeceğini baştan bildiğin bu yarışa girme. yoksa 30 sene sonra, ev işlerine yardım etmedi, çocukların altını değiştirmedi, gözü başka dekoltelere kaydı diye sürekli kocasından şikayet eden nadan teyzelere dönersin. adamların doğasında yok bunlar. zaten niye olsun? hoş şeyler mi allasen! bir yolunu bulursan sen de yapma. feministlerin ‘medeniyet’ dediği şey, ödüle giden yolda verilen tavizlerden ibaret. kimi toplumlarda kazanılıyor bu ‘medeni’ alışkanlıklar, kimilerinde kazanılmıyor. ama şu bir gerçek ki, doğuştan getirilmiyor.

şimdi, bütün bunları not etmekle birlikte bir de kimya denen bir nane var, oraya gelicem. yoksa bence de mesele sadece güzel popo, derin dekolte, buğulu bakış değil. bu işin bir de kimyası var. kokusu, feromeni, çekimi var. eğer adamda da sendeki çekim olsaydı muhtemelen o günkü kılığına hiç takılmazdı. ya da buna rağmen kılığına takıldığı için bu iş olmuyorsa, sittir et zaten. daha gelişmiş, akıllanmış bir model bulabilirsin rahatlıkla! söz konusu kimya olunca da sex&the city’nin meşhur ”he’s just not that into you” bölümünü izlemeni tavsiye ederim. ne demek istediğimi anlayacaksın. belki adamın hayatında veya kafasında başka biri var. detaylı background check yaptın mı?

güzel kızım, buraya kadar yazdıklarımı okudun. ama sezon finalinde beklemediğin yerden vurmak arzusundayım: istersen saçını 2 hafta yıkama, elin ayağın krem yüzü görmesin, anne kotundan başka bir şey giyme… sen kendini seviyorsan, kendini başkasına değil, kendine beğendirmek için yaşıyorsan brad pitt’in bile dikkatini çekebilirsin. feminist olup pankart açmana hiç gerek kalmaz. şimdi bence ara o zibidiyi, makara kukara 2. bir buluşma için adamın hiç aklına gelmeyecek cin bir fikir, bir mekan, bi şey bul. o buluşmaya giderken de kendine -çok değil- 2 tık özen göster. sohbet zaten varmış gibi geldi yazdıklarından. o sohbeti hiç beklenmedik yönlere çek, al o salağın aklını! bakalım sana yetişebiliyor mu? %500 orada ol, ama her an uçup gidebilecekmiş gibi dur. baktın yine de öptürmüyor, modunu hiiiiç düşürmeden, gülümsemeni hiiiiç kaybetmeden yoluna git. mızmız, bağımlı, birörnek karılara müstahak demektir bu herif. senin seviyen bu olmasın şekerim!

rumuz: cns” için 11 yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir