rakçıyla rakçı, popçuyla popçu

Kategoriler ontolojik, sevgili japon abla

bu benim işte.

aşık olduğu çocuk dinliyor diye 14 yaşında metallica albümü almış insanım sonuçta. zaten her şey öyle başladı galiba. o güne dek madonna, michael jackson, sezen aksu filan dinleyen biriyim. siyah kapaklı metallica kasedini 1 tur dinleyince kafam zonklamaya başladı. bildiğin gürültü. bi insan bunu nasıl dinleyebilir diye ciddi ciddi düşündüm. ama yılmadım. seviyorum çocuğu. herhalde 40 kez daha dinlemişimdir. en nihayetinde kulağım eh biraz alıştı işte. yani metalciyle muhabbet kurabilecek kadar metalci olarak çıktım bu yola.

yıllarca okul sıraları senin, rakı masaları benim, normal şartlarda aklıma bile gelmeyecek ne varsa itinayla başıma getirdim. ağzıma sigara koymamışım, tophane’de nargile içmeye gitmek rutinimdi bir dönem. her cumartesi aynı grubun çaldığı barda dans ettim, ama şişleri getirdiler, okul kantininde örgü de ördüm. devrimciyle devrim, isyankarla isyan kafasında takıldım. katilden hırsıza, arsızdan yüzsüze herkese hak verecek bir nokta mutlaka buldum. mantar yedim, hap yuttum, kokain denedim. sonra evime dönüp sebze çorbası pişirdim, foucault okuyup faaliyet raporu edit’ledim. kurtlar vadisi’ne de gittim bağımsız fransız filmlerine de. porno da izledim, mantra da söyledim. ömrümde bir gün oruç tutmadım ama rte’li iftar sofrasına da oturdum. gördüm ki bir süreliğine herkesin dünyasına girebilirim. ve hatta sanki hep oradaymışım gibi görünebilirim dışardan bakanlara. ama sıkılıyorum tabi bir noktada. en çok kendi dünyamı seviyorum. herkesi ve her şeyi deneyip hep kendime dönüyorum.

dün bir bahis sitesiyle ilgili çalışacağımızı öğrenince geldi aklıma bütün bunlar. ali başkan ”valla yıllarca orkid’e fikir düşündüm, bana gelip de yok ben futbol sevmem, futbolla ilgilenmem demeyin!” demiş ajanstaki çocuklara. çok haklı. ben de brief’ten konuşurken serpil’e tam da futbolcuyla futbolcu olduğum dönemden bahsediyordum: keo koyu beşiktaşlı, ben galatasaraylıyım. ama benim taraftarlığım lafta, onunki yürekte. hop hemen entegre oldum, yıllarca beşiktaş maçlarını asla kaçırmadım, ilk 11’den yedek kulübesine ligin kurdu formatında yaşadım. o dönemdeki dünya kupasını da müthiş bir heyecanla takip ettim. hatta kendimize özel tezahüratlar filan yazıp bestelemiştik. yuh artık, evet!

reklamcıyken beni en mutlu eden en iyi işlerimi, işine/şirketine/markasına dair inanılmaz bir bilgisi, saygısı ve sevgisi olan müşterilerime yaptım. hislerine hiç çabasız iletken oldum. bana geçirmeyi başardıkları bütün duyguları ben de başkalarına geçirdim.

düşündüm taşındım, bu iş metallica dinlemekle olmuyor dostlar, gerçek metal benim! bakır tel gibi iletkenim. kimin yanına koysan elektriğini işliyorum üzerimden. dünyanın en hızlı adaptasyonu ve en hızlı kaçışları benden sorulur. kokmaz bulaşmaz, halis muhlis aracıyım. ve madem ki işkolik bir bukalemunum ve 2 dakkada herkesin kafasına girebiliyorum, şu blog’da disiplinli bir şekilde yazmak için bari kendime görevler uydurayım dedim. işte tam da bu sebeple yeni bir köşe açmaya karar verdim: sevgili japon abla.

mail adresime istediğiniz soruyu yollayın, derdinize derman arayın, varoluşsal sıkıntılarınızı sorgulayın. acaba başkaları ne düşünür diye kafanızda evirip çevirdiğiniz konular varsa sevgili japon abla’ya yazıp cevap isteyin. hayatın sırrı bende diyemem. ama averaj cevaplar vermeyeceğime dair garanti verebilirim. ha cevaplarım hoşunuza gider/gitmez bilemem. ama her sorunuzun itinayla cevaplanacağından emin olun. soru ille sizin sorunuz olmak zorunda değil, bir arkadaşınızın veya tanıdığınızın sorusu/sorunu da caizdir. tek ricam sorunuzu en fazla 5 cümleyle açıklayarak yazmanız. bir de elbette rumuzunuzu eklemeniz – bu işin raconu bu 🙂 birden fazla soru sorabilirsiniz. cevabım/cevaplarım en kısa zamanda blog’da yayınlanacaktır. ilgililere duyurulur!

rakçıyla rakçı, popçuyla popçu” için 7 yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir