protest bir netflix seçkisi

Kategoriler info

eylül geldi, uykular serinledi, bayramlar, tatiller ve merkür retrosu bitti. yani aslında oturup daha sık yazmak için ideal şartlar mevcut. ama yazamıyorum, kafam meşgul ve üstelik haftaya seferiyim. abd kanyonlarında 10 gün boyunca fink atıyor olacağım. öncesindeki kaçınılmaz hazırlıklar ve acil iş teslimleri, sonrasında ise hayatımı piç eden jetlag kafası derken eylül’e şimdiden kayıp ay gözüyle bakıyorum sanırım. ekim gelince hayata dönüş operasyonuma kaldığım yerden devam edeceğim inş.

tatilde sedat’la bomboş istanbul’da uzun yürüyüşlere çıktık ve bi dolu şey izledik. gelsin son derece protest ve sübjektif netflix listemiz:

noam chomsky: requiem for the american dream

işin garibi üniversitedeyken her dediğine inandığım bir adamdı bu, ama aradan geçen bunca yıldan ve yoldan sonra açıkçası chomsky’nin endişeli entel dünyası beni hiç açmadı. felaket senaryolarınızı beslemek, insanlık olarak ne kadar vahvah bir durumda olduğumuza dair aydın cümleleri duymak istiyorsanız buyrun. ama artık sıkılmadık mı? bence türünün en zamanda takılı kalmış örneklerinden biri olmuş. yapım tarihi 2015 ama internet’i, bilişim devrimini ve yeni nesil ihtimalleri tamamen yok sayıyor. hele o okula-eğitime tapma kafasına kaçınılmaz olarak gözlerimi devirdim. sen sisteme karşı çıkıyorum deyip sistemin en mühim araçlarından birine, örgün eğitime, bu kadar rağbet et, hiç olmadı noam’cım. çok tontoşsun ama etrafta beyninden kıvılcımlar çıkan bi dolu yeni insan var. yani daha taze, daha orijinal bir şeyler söylemeyeceksen florida’ya yerleşip domates-biber yetiştirmenin vaktidir canım.

get me roger stone

epeydir oy kullanmıyorum. sebebi çok basit: politika denen ve kitleleri yeri geldiğinde gaza getirip yeri geldiğinde diken üstünde tutan bu oyunda en ufak bir rolüm olduğuna inanmıyorum. en gerçekçi, en dişe dokunur rolüm yakın çevremde, kendi etki alanımda olabilir. zira bence hepimiz, yani bütün dünya, paranın ve gücün anasını bellemiş, insanlıkla kuklalar gibi oynamaktan büyük keyif ve heyecan duyan bir avuç insanın ve şirketin ellerindeyiz. ki bu durum beni rahatsız da etmiyor. sistem dediğimiz şey bu çünkü. şikayet ettiklerimiz kadar, bugüne dek işimize gelen her türden hizmet, fikir, ürün ve medeniyet de bu sistem sayesinde var. ama tercihlerimizde sonuna kadar selektif olabiliriz. ben işime yarayanları kullanıyorum, gereksiz strese sokanları ve mutsuz hissettirenleri pas geçiyorum. politikadan keyif almıyorum mesela. politikayı besleyen o hakim olma enerjisi bana zerre kadar hitap etmiyor. ama politikada öne geçmek için ateşli kalabalıklarla kedinin fareyle oynadığı gibi oynamaktan hoşlanan, ahlaksız, vicdansız ve zeki insanları izlemekten müthiş keyif alıyorum. bu tür şeyler sizi de cezbediyorsa adamınız belli: roger stone!

gringo: the dangerous life of john mcafee

vay arkadaş ne hayatlar yaşanıyor demek için izlenebilir. antivirüs yazılımların babası mcafee abimizin bir ömre sığdırdığı 3-4 farklı hayatı izlerken çok güldüm. silikon vadisi ve antivirüslerden girip dağ başında yoga center açmalara, hatta 4-5 de kitap yazmaya soyunan, sonra ‘öeh yetti bu kadar omculuk’ deyip belize’in tropikal sahillerinde kendi küçük kriminel köyünü yaratan john kardeşimiz, cinsel hayatıyla da izleyiciyi şoklamalarda yeni bir boyuta taşıyor – meheh işte şimdi merak ettiniz di mi!

nobody speaks: the trials of the free press

bu da yalan dolan politikanın kraldan çok kralcısı basın hakkında bir güzelleme. konusu: fazlaca büyütülmüş gibi duran bir basın davasının arkasında yatan asıl gerçekler. bu belgeselde sözlerine kulak verdiğimiz basın mensupları haklar ve özgürlükler diye çığrınsa da, yaptıkları haberciliğe daha yakından bakınca şarkıcı poposu ve şovmen pipisi görmek beni anırarak güldürdü. yani siz birilerinin kıçını başını çekip haber diye kakaladığınızda her şey hak-hukuk dahilinde, ama başka birileri bundan hoşlanmayıp sizi bitirmeye, kapatmaya çalıştığında haksızlık. çünkü yeter ki özgür olalım, çapsız olup olmamız nasıl olsa kimsenin umrunda değil. gücü gücü yetene çifte standartlar medyasında yaşanan seyirlik şebeklikler işte… pas geçin.

iris

bunca ucuz fikre ve içeriksiz yoruma maruz kaldıktan sonra, moda ikonu iris apfel’in hayatına odaklanan bu belgesel, bünyemde bir bardak naneli limonata etkisi yarattı. yapma bir güzellik mitinin fotokopisi olmak için yarışan tüm genç kızlara zorunlu müfredat olsa keşke diye düşündürdü. erkek olsam, şu kadın ve bir top model arasında bir seçim yapmam gerekse, net iris’ciğimle date ederim. yaşadıkları, gördükleri ve şu yaşında hala yaptıkları yeter! ne olduğunu ve ne yapmak istediğini bu kadar iyi bilen birinin hayatına daha yakından bakmak hepimize ilham verebilir. izleyin derim.

*

şu günlerde oliver stone’un the putin interviews‘ünü izliyoruz. daha bitirmedik ama onu da tavsiye ederim. stone’un kimi zaman ilkokul 2 zihniyetinde seyreden sorularına rağmen çok ilginç bir yapım. putin resmen kapak üstüne kapakla kıskıs şov yapıyor. şu ana kadar en unutulmaz anekdot, stone’un putin’e zorla dr. strangelove seyrettirmesi ve sonra da dvd’yi putin’e hediye etmesi, odadan çıkarken dvd kutusunun boş olduğunu fark eden putin’in ise bu içi boşluğa binaen ‘tipik amerikalı hediyesi işte’ diyerek lafı yapıştırması. bir de röp’lere ara verdikleri bir süreden sonra stone’un ‘beni özlediniz mi?’ diye sorduğu, putin’in ise ‘son görüştüğümüz günden beri ağlıyorum’ dediği sahneye bittim! adamın o zımba gibi rus soğukluğunun ardında epey eğlenceli bir taraf varmış. tabi bu ince espriler bir yana, röp’lerde dünya gündemiyle daha yakından ilgilenen arkadaşlar için de son derece ufuk açıcı bilgiler mevcut.

yaa asıl o değil de şu iddiaya ne diyorsunuz? botox fazla mı kaçmış ne?!

protest bir netflix seçkisi” için 9 yorum

  1. Mcafee’nin serüvenlerini merak ettim şimdi, GOT’da bile hala/yeğen ensestinden sonra hiçbir şey beni şaşırtmaz derim ama bir bakalım hayal gücü nasılmış :p

    Vlad’a gelirsek bence Brit cemiyeti de en az Amerikalılar gibi komplo teorilerine bayılıyorlar, botok ve dolgu fazla kaçmış gibi 😀

      1. bence de botoks cepte =) ama almancayı artık konuşmayıp tercüman talep ediyor olması da epey tuhaf geldi didem.

        mcafee got’a fark atar, öyle diyeyim!!

  2. Netflix sifresi var ama kullanmadim hic.

    Vlad hakkinda iddialara yoktur oyle birsey diyemeyecegim. Her sey mumkun. Ama evet botoks fazla kacmis.
    Benim de gozlerim iyicene bozulunca kas aramda ciddi iki cizgi olustu. Orama botoks yaptirabilirim. Kaslar noldu senin?
    Yazinin konusu ile yorum arasindaki kanyon ahahahaha
    18inden sonra yine yaniyormusuz bu arada. Okullar acik ve muhtesem bir tatil firsati!

    1. aşkitom, kaşları mayıs’ta yaptırdım ben, çok memnunum. gözyaşartıcı acılıkta bir işlem ama neyse ki sonuçlar uzun vadeli. mail atıcam sana before-after 😉

      valla 24 eylül’de dönüyorum ve havaları en fazla 23 derecelerde görmek istiyorum. hadi inş. sen yine nerelerde gezicen kimbilir?!

  3. Ajahahajsjjs 😜

    Direkt paylaşıyorum fb sayfamda. Okusun istediklerim varr. Belki de dolaylı yoldan okusun istediklerim :)))

    Amariga demek? Ben ki orta yaşlı halimle yurtdışı diyince sadece amariga anlıyorum. Bana dünyanın avrupasını, çeşitli etnik kültürünü, çağlar önceden ortamları ver, yine de kalbim amarigada kaldı. Bir gün çiçeğimi yaptırıp gideceğim işalağ.

    Eminim bize ordan bol geyik getirirsin ??

    1. ahahaa benim de hisleri aynı yaa: ne avrupa ne asya ne uzakdoğu, ille de amariga =D resmen zihnimi açıyor o diyarlar. tarihe marihe de hiç merakım yok ya, belki ondandır? hele avrupa’da ölmeden mezara konmuş gibi hissediyorum. gelecek heyecanımı tetikleyen tek yer sam amca’nın toprakları. (ay gerçi ben ortadoğu’ya da baygınım bak, daha listemde lübnan, israil ve ürdün var – bkz. turizmi uçlarda yaşamak)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir