podcast raporu

Kategoriler info

podcast, son 2-3 yıldır hayatımda epey yer kaplayan, besleyici bir konu. kahvaltı veya yemek hazırlarken, ev işleriyle uğraşırken, trafikte zaman öldürürken, yürürken, koşarken veya köpek gezdirirken, kısacası kitap okuyamadığım durumlarda en değerli zihin vitaminim podcast’ler.

geçenlerde bir arkadaşımla sesli kitap dinlemek hakkında konuşuyorduk. kendisi sıkı bir dinleyici olduğundan bahsedince ilk kez durup bu konuda düşündüm. ve bunca zamandır podcast dinlediğim halde sesli kitaba bir türlü gönül verememiş olmamın sebebini buldum: muhabbet 2 kişi arasında emprovize bir şekilde gelişmeyince kopuyorum. dikkatimi canlı tutmak için soru-cevap formatına ihtiyacım var. çünkü ilgimi çeken konular hakkında dahi olsa, bir kişinin tek başına konuşuyor/anlatıyor olması kısa bir süre sonra bende ninni etkisi yapıyor. hele roman dinlemek filan imkansız. ya uykum gelir ya da dikkatim uçar gider.

hal böyleyken kimseye ille de podcast dinlemeyi tavsiye edemem. belki siz benim tam tersime, sesli kitaba/romana yatkınken 2 kişilik ne idüğü belirsiz geyiklerle daralanlardansınızdır. veya işitsel dikkatiniz hiçbirine odaklanmayacak türdendir. ya da yukarda saydığım aktiviteler esnasında müzik dinlemeyi tercih ediyor olabilirsiniz. benim müzikle ilişkim dans odaklı olduğundan, müzik günlük hayatıma nadiren eşlik eden bir şey. tek başımayken değil de sedat’la yemek yerken, resim yaparken, misafirim varsa veya -saçma bir şekilde- duş alırken fonda müzik olmasını seviyorum. bu durumlar dışında mottom şu: müzik açıksa koşmalı veya dans etmeliyim, yoksa uykum gelir. ama bana ilginç bir şeyler anlatın, sabaha kadar dinlerim.

sebeb-i podcast’lerimi de açıklığa kavuşturduktan sonra gelelim düzenli olarak takip ettiğim vitamin programlara:

  • the james altucher show

james’le aramdaki çekim bambaşka dostlar. bu tuhaf, çirkin, ilginç (3’ü bir arada) adam bende nedense inanılmaz bir ilgi ve tanıdıklık hissi uyandırıyor. james-altucher-al-beynimi-kaçır diyesim var kendisine. bunu demiş olmakla birlikte herkese tavsiye edemem jamescan’ı. zira bazen çok abidik gubidik konuklar çağırıyor. çok lokal, spesifik veya unrelatable konulara giriyor. mesela son dönemde stand-up komediye sardırdı, bu alandan çok fazla konuk çağırdı. konuk komedyen diye podcast ille de komik veya ilgi çekici olmuyor. zaten bu durum her türden podcast için geçerli. podcast dinleyiciliğinde yeniyseniz aklınızda bulunsun: sizi ilk 5 dakkadan sarmayan, içine çekmeyen bir kaydı sonuna kadar dinliycem diye kasmayın. ilk 5 dakkadan kaptıramadıysanız kulağınızda vızıltı etkisi yapar, kopar gidersiniz. james altucher belli bir alanda rüşdünü ispat etmiş kişileri çağırıyor ve genellikle konuklarına önce hayat hikayelerini anlattırıyor. ordan da konuyu şu anki kariyerlerine bağlıyor. söz konusu kişinin alanı ne olusa olsun, ondan mutlaka birtakım hayat tavsiyeleri istiyor. sabah 9-akşam 6 işinden bunalan ve alternatif şeylerin arayışında olan dinleyicileri için çıkış yolları soruyor. podcast haftada 1, salı günleri, yeni bir konukla güncelleniyor ve kayıt genellikle 1 saat kadar sürüyor.

  • the tim ferriss show

tim kardeşimiz de james’le aynı yolun yolcusu. kendisini belki 4-hour-workweek kitabından tanıyorsunuzdur. son son bir de tools of titans kitabıyla konuşuluyor. hah, işte bu tuğla gibi ağır kitabın içeriği, bu bilgi değirmeninin suyu nerden geliyor derseniz, işte bu podcast’lerden geliyor. tim’in yıllardır alanında isim yapmış, başarılı olmuş isimlerle yaptığı röp’lerden yani. james’e kıyasla, sohbet gidişatı açısından tim daha metodik. her röp’ün sonunda konuğuna sorduğu klasik soruları filan var mesela. konuğuyla kanka bile olsa bu kankalığı sohbete mani olmayacak şekilde bir kenarda tutmayı beceriyor. (aslında james beceremiyor demek istemem, onun tarzı farklı diyelim.) bu podcast’in röp’leri eskiden aşırı uzun sürerdi. 2,5 saati aşan sohbetler biliyorum. fakat son dönemde tim kendini 1 saat civarında sınırlıyor. sanırım birileri bunun kulağını çekti, konuğu boş bulunca goygoya 2 vakfıkebir ekmeği banar oldun dedi. çünkü dinleyici açısından da sıkıntılı bir durum. 2,5 saat çok uzun bir süre. gerçi feci ilginç konuklarla son derece iştah açıcı konularda o uzun saatlerin nasıl geçtiğini anlamadığım poscast’ler biliyorum tim aga ile. bu kardeşimizin tek sıkıntısı bence bazen soruyu çok fazla uzatarak sorması. ama koskoca tim ferriss, dünyanın en zeki insanlarıyla düşüp kalkıyor, eminim birileri bu konuda da kulağını çekecektir, yakındır.

  • the art of charm

işte podcast camiasının bence en net, en özet, en kıçı başı belli ve ayarında hazırlanan röp’leri! jordan harbinger reyiz, hem ilginç konuklar bulur getirir hem de hepsinden bilgiyi hap şeklinde almayı becerir. sanırım 10+ yıldır podcast’çiliğin içinde olmasından kaynaklı bir uzmanlığı var adamın. sohbeti süper yönlendiriyor, derleyip topluyor, konuğun 10 cümlede anlatmaya çalıştığını 2 cümlede özetleyiveriyor. zaten hukuk okumuş ama sarmayınca bu işlere düşmüş. tam bir laf ebesi, hastasıyım. konular ve konuklar da, mesleği ne olursa olsun ortalama dünya vatandaşına daha bir hitap eder türden: insan psikolojisi, iletişim becerileri, sorunlarla baş etme yöntemleri, motivasyon, ofis taktikleri, kendine güven vs. adamlar abd’de aynı konularda bootcamp’ler filan düzenleyecek kadar meseleye vakıf. dilerseniz sitelerini kurcalayıp bedava toolbox’larını da indirebilirsiniz. ben bunca zamandır dinlememe rağmen nedense hep üşendim ve nedir ne değildir bakmadım, ama jordan reyiz’den asla çapsız bir şey beklemem. bu arada şunu da belirtmek gerekir ki en yoğun içerik bu podcast’te. her hafta en az 1 konuk, 1 minisode monday, 1 fan mail friday derken jordan’ı bıraksanız 7/24 konuşuyor. ben genellikle konuk röp’leri dışındakilere takılmıyorum. ama vaktiniz ve ilginiz varsa neden olmasın?

  • the tony robbins podcast

tony robbins’i bilenlerin radarına çoktan girmiş olduğunu tahmin ettiğim bir röp serisi. gerçi şu ana kadar bahsettiğim podcast’lerin aksine, burada konukları nadiren tony başkan röp’lüyor. genellikle seksi sesli kız (ssk diyelim) yapıyor bu işi. daha doğrusu konuk ortalama önem derecesindeyse ssk yapıyor, ultra meşhursa bizzat tony yapıyor ve bu bölümler tabi ki daha ilginç ve kafa açıcı oluyor. ssk’nın neredeyse her konuyu ve soruyu tony başkan’ın veciz laflarına linklemesi dışında sıkıntısız bir yapım. en fazla 1 saat, hatta çoğu kez 30-40 dakka sürüyor. tony robbins’i beğenmek ve takdir etmekle birlikte, podcast olayına pek de önem vermediği hissindeyim. podcast’in var mı diyene, al buyur demek için girmiş gibi geliyor bana. yoksa adam daha büyük etkiler/işler/organizasyonlar peşinde. zaten düzenli şekilde güncellenen bir podcast değil bu. bazen 2-3 hafta yeni bölüm eklenmediği oluyor. tony başkanı seviyorsanız listenizde bulunsun, fazla yükü yok.

  • corporate warrior

aslında takip listemde yer almayan ama ara sıra ne olmuş diye göz atıp seçtiğim bazı bölümleri dinlediğim bir podcast bu. konusu temelde sağlık ve fitness. ama konuğuna göre iş hayatı, girişimcilik ve kişisel gelişim gibi konular da masaya yatırılıyor. podcast sahibi lawrence neal ingiliz bir kardeşimiz, brit aksanıyla kulaklarımızın pasını alıyor. tabi ki amarıgalı muadilleri kadar teklifsiz ve kankitor olamıyor. ama ilerleme var. kendini geliştiriyor çocuk. lordlar kamarası push-up’ı tartışıyor hissi veren bu yapım, eğer bu konulara ilginiz varsa sık sık güncellenmesiyle de dikkat çekici. konukların genellikle belli bir akıma göz kırpan cinsten olduğunu da ekleyeyim. sonra bana vay bunlar çok yağ yiyor, ağırlık kaldırıyor, proteine takık filan demeyin. yoga/pilates yapıp granola barlarıyla beslenenler için doğru podcast bu değil. onu bulursam raporuma eklerim.

  • where should we begin? with esther perel

bu kadın son dönemde goop sayesinde keşfettiğim inanılmaz bir ilişki terapisti. tespitleri şahane. zihin açıcı sorular soran, insana kendini adeta yeniden keşfettiren bir uzman. podcast konusunda sürekli bir isim olacak mı bilemeyiz, ama gerçek çiftlerle yaptığı 10 terapi seansını, çiftlerin izinlerini alarak ve kimliklerini saklı tutarak kayıt altına almış. işte bu seriyi ekim’de podcast olarak ücretsiz yayınlamaya hazırlanıyor. aslen bölümünü 3,99 dolardan satın alabilir ve hemen şu an da dinleyebilirsiniz. veya audible üzerinden bedava yayınlandığı cuma günlerini değerlendirebilirsiniz – böyle bir iddia buldum, ama denemedim. ben beklemedeyim. vuslat ekim’de.

  • tangosever

son 2 aydır kendime verdiğim en güzel hediye yeniden tangoya başlamak. paris’te haftanın en az 4 gecesi milonga’lardan çıkmazken nasıl oldu da istanbul’a dönüşte kopuverdim bilmiyorum. ilişkilerimle uğraşmaktan, işten güçten ve bazen de lokasyon bazlı (bkz. büyükada’da yaşamak) zorluklardan dolayı hep ertelediğim bir şey oldu. beni bu kadar mest eden bir şeyi bunca uzun süre ertelemiş olmak sadece ve sadece kendi ayıbım ve şuursuzluğum tabi. neyse, doğru zaman şimdiymiş diyelim, önümüze bakalım. uzun zamandır uzak kaldığım ritmlere ve adımlara yeniden alışmak için, geçenlerde podcast app’imi kurcalarken tangosever diye bir podcast buldum. aslında caz fm’de bir süre yayınlanan bir programmış bu. podcast en son haziran 2014’te güncellenmiş de olsa her bölüm birbirinden nefis tango parçalarından oluşuyor. podcast’e aynı isimli sitesinden de ulaşabilirsiniz. şimdilerde, hazır içimdeki tango ateşi yeniden harlanmışken bazen şu yukarda saydığım podcast abilerinin sohbetleri çok ciddi geliyor, kendimi tangosever’in mükemmel tango seçkilerine atıyorum. benden mutlusu yok…

  • tsf jazz

bu bir podcast değil. ama az önce caz dedik madem, caza meraklı okurlar için altın değerinde bir kaynak: 7/24 sadece caz yayını yapan bir fransız radyosu. ister online dinleyin, ister app’ini indirin. bende app yüklü ve epey sorunsuz çalışıyor (siteden dinlemek mac’te sıkıntılı oluyor bazen). cazın her dönemini bu radyoda bulabilir, farklı programlar arasından size uygun tarzı seçip takip edebilirsiniz. fransızca biliyorsanız cazın yaşayan ünlü isimleriyle yapılan röp’ler de ilginizi çekebilir. 14 yıl evvel paris’te yaşarken dinlediğim yegane radyo istasyonum tsf jazz’ın app olduğunu farkettiğimde yaşadığım coşkuyu, dilerim tüm cazseverler yaşar.

evet, podcast listemizin sonuna geldik, hatta hiç hesapta yokken bir de app ismi verdik. bahsettiğim tüm podcast’leri iphone’un podcast uygulamasında bulabilirsiniz. (android’de de benzer bir şey olsa gerek.) podcast’lerin başında, ortasında veya sonunda (bazen her 3’ünde birden) kendi reklamları veya sponsorlarının reklamları oluyor. genellikle 3-5 dakka süren bu kısımları duyduğunuzda şaşırmayın ve takılmayın – atlayın.

sizin de severek dinlediğiniz podcast’ler varsa yorumlara serpiştirin, birlikte beslenelim!

podcast raporu” için 8 yorum

  1. İlk dörde abone oldum. Yine de podcast bana göre mi emin değilim. Dinlediğim zaman pür dikkat dinlemeliyim başka iş yaparsam dikkatimi veremem. Ancak toplu taşımada belki. Deneyeceğim. Çok teşekkürler.

    1. joe’cum, ne demek istediğini anlıyorum, ben de resim yaparken asla dinleyemiyorum mesela. zihnim mutlaka resme kayıyor, işitsel algı kapanıyor. ama otomatik pilotta yapılan ev ve mutfak işleri sırasında deneyebilirsin belki.

  2. İşte bu! Bebek uyuturken kitap okuyordum kindle ile, sonra bu şebek büyüdükçe kindlela oynamaya başladı bırakmak zorunda kaldım. Allahım çok sıkılıyorum! Podcast tam benlik bence.. Hemen deneyeceğim ama hiç denemedim nasıl başlanıyor, bu işi Bilale anlatır gibi bir anlatsan??

    1. tabi 🙂

      öncelikle bu yazıdakiler benim ilgi alanlarımı yansıtan podcast’ler. sen seninkileri google’da podcast kelimesi ile birlikte aratıp en popüler podcast seçeneklerine ulaşabilirsin.

      – sonra, eğer iphone kullanıyorsan, mor ikonlu podcasts/podcast’ler uygulamasına git.
      – açılan sayfanın en altında sağ köşede ‘ara’ seçeneğine dokun ve açılan çubuğa seçtiğin podcast’i yaz. (başta google’dan yap dediğim aramayı buradan da yapabilirsin ama muhtemelen çok fazla seçenek gelir. neyi seçeceğine karar vermek zor olabilir. o yüzden google’layıp dinleyici yorumlarını veya detaylı tanıtımları biraz okuyarak seçmek daha nokta atışı tercihler yapmaya yardımcı oluyor bence. karar senin.)
      – aradığın podcast ekrana gelince üstüne dokun ve açılan sayfada ‘abone ol’u seç
      – burada aslında 2 tercihin var. ille de abone olmak zorunda değilsin, bölümlerden istediğine tıklayıp dinleyebilirsin. ama abone olursan, podcast her yeni bölümle güncellendiğinde, o mor podcast ikonunun köşesinde kırmızı bir rakam belirecek. yani sana görsel olarak haber verecek. podcast uygulamasındaki ‘podcas’lerim’ listesinde de bu abone olduğun podcast’leri sıralı olarak görebileceksin. abone olmadığın takdirde, eğer yeniden dinlemek istersen, her seferinde o podcast’in adını aratıp bulman lazım.
      – uygulamayı biraz kurcalarsan hemen çözersin, zaten çok fazla seçenek yok. ‘öne çıkanlar’ seçeneğinde en popüler podcast’ler konusuna göre sıralanıyor, orayı da kurcalayabilirsin. sonrası deneme-yanılma. daha doğrusu dinleme-sevme-sevmeme.

      kolay gelsin =)

  3. Ben de nicedir bi podcast’e başlasam diyordum. Tony Robbins vücut proporsiyonundan dolayı izlemeye dayanamadığım bir adam, belki sırf sesi olursa katlanabilirim 🙂 James Altucjer hoşuma gidecek gibi, bir bakayım.

    1. sadece proporsiyonları değil sesi de kallavi onun :p

      art of charm’a da bi göz at, sevebilirsin pelin’cim.

  4. Ben de ABD’de öğrenmiş ve alışmıştım ppdcast’lere. Aynen, yürürken, sıkıcı trafikteyken, evde dolanırken ben de çok seviyorum. Seninkilerden bazılarını not ettim harika oldu. Ben daha çok radyo ve social work ve NGOs konuları dinliyorum. Fakat genel kültür konuları da aynı zamanda, ilgini çekerse şu adamın anlatıları güzel: The Social Work Podcast. Jonathan B. Singer..
    Bir de İTUNE u’DA Stanford Unv.’nin Center for Social Innovation güzel.
    Sevgiler,

    1. aze’cim çok teşekkürler! notumu aldım, deneyeceğim. sen tavsiye ediyorsan mutlaka ilginçtir. ara sıra farklı şeyler dinlemek kesinlikle ufuk açıyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir