dün 3 günlük antep mide fesadı turundan döndüm ve karışık hisler içindeyim. gezimiz tamamen yemek-içmek üzerineydi. arada hazma yardımcı olsun diye çok şahane yerler de gezdik gördük tabi. ama temel olarak yemek yedik. küşlemeler, ali nazikler, lahmacunlar, baharatlı kuşbaşılar, katmerler ve havuç dilimleri içinde geçen rüya gibi 3 günden sonra gerçek hayat çok tatsız. midem antep’te kaldı. en kısa zamanda bir gezi yazısı ile detaylara dalıcam. bu lezzet turunda ilk güme giden şey tam da yüzmüş yüzmüş kuyruğuna gelmişken bbg oldu tabi. cuma günü gidiş öncesi yoğunluğunda 11….“bbg – 11. hafta raporu” yazısını okumaya devam et

gavurun şu ”morning person” dediği insanlardan biriyim. özellikle yalnız olduğumda en morning person formatımda uyanıyorum. bütün gün evde çalışacak dahi olsam, içimde salak bir mutluluk, aklımda yapılacaklar listem, ama önce mutlaka: kahvaltı. bugün benim gibi kahvaltı düşkünleri için en sevdiğim (ve bence gayet de sağlıklı) kahvaltı seçeneklerinden bir derleme yaptım: – menemen, peynir, zeytin – patates, yumurta, dereotlu ve naneli yoğurt – simit, domates, zeytin – biberiyeli patates, yağda göz yumurta – avokado, çilek ve naneli salata – patatesli göz yumurta, peynir, domates – yumurtalı somonlu ekmek…“ay lav yu kahvaltı” yazısını okumaya devam et

son 2-3 haftadır bbg’nin leg day’lerinde bunları yapın denen 8 hareketin en az 4’ünü yapamamak ve kolay versiyonlarına sığınmak benim için bir spor tarzı olmuştu. ama fark ediyorum ki kol cephesinde de çok parlak bir performans sergilemiyorum aslında. mesela bu geçtiğimiz hafta spider pushup diye bir hedeyle tanıştım. hönk? tabi ki sadece uzaktan. insan gibi pushup yapamazken spider’ına girecek halim yok. veya ne bileyim, önce burpee, ordan pushup, ordan da 1 metre havaya zıplayıp önündeki banka kon gibi hareketler var ve bu kombo tek hareket olarak…“bbg – 10. hafta raporu” yazısını okumaya devam et

dün akşamüstü metro çıkışında bir adam dünyanın en tekdüze ses tonuyla ”yetim gülerse dünya güler” dedi ve burnuma bir kağıt uzattı. gözlerimi kaçırarak yoluma seğirttim. bir yardım vakfının fotoğraf sergisi eşliğinde artık bağış mı toplanıyor ne oluyorsa. yetimleri ağlatalım’cı filan değilim ama azımsanmayacak bir çoğunluğun tavrını temsil ettiğimi düşündüm o an. zaten görebildiğim kadarıyla kimse bu adamcağızı ve mesajını sallamadı. çünkü burada birkaç sıkıntı bir arada: 1- mesaj: çok hoş, pek naif. yetimler gülsün, hepimiz gülelim, hayat bayram olsun. ama maalesef bu mesaj yalan. gerçek hayatta böyle…“yetimi güldürmek” yazısını okumaya devam et

”biz bbg kızlarıyla aramızda en kazık hafta 9. hafta diye şakalaşırız eki eki” yazmış kayla instagram hesabında. bu şakayı hiç anlamadım. çünkü sanırım 9. hafta yapabilene zor. benim gibi, özellikle de leg day’i doğru düzgün yapamayana, her hareketin kolay versiyonuna kaçana, evdeki imkanlarla spor yaptığı için alet-edevat eksikliği çekene hiç de zor değil. koy sanat kitaplarını üst üste, al sana step tahtası. çek plastik ikea kutuyu, al sana mini bench. yere uzanıp kalorifer borusuna yapış, gelsin güya bench üstünde bacak kaldırma hareketi. tabi ebat ve…“bbg – 9. hafta raporu” yazısını okumaya devam et

kadınlar gününü kutlamaya lüzum görmeyen veya bu güne anlam veremeyenlerdenseniz buyrun size alternatif bir kadınlar günü yazısı. dünden beri resmen kadınlar günü kustum. instagram ve vatsap mesaj kaygısından yıkıldı. hele filliboya’nın bir filme bin mesaj sıkıştırmayı başarması ruhumu darladı. sedat telefonundan reklamı izlettirirken allaam bitsin artık diye gözlerimi devirdim. bu güne dair hiçbir mesaja inanmıyor ve hiçbir kaygıyı samimi bulmuyorum. birileri ha bire konuşuyor, başka birileri yapıyor. herhangi bir konuda samimiyetine inandıklarım: yapanlar. özellikle de reklamını yapmadan yapanlar. meselenin bir diğer -bence komik- tarafı da doğuştan…“kadınlar günü antipatim” yazısını okumaya devam et

yaban kazları

bugün elimde sadece bir şiir var. şiire pek meraklı olmayan benim bile ense tüylerimi diken diken eden bir şiir. hayata aşık eden cinsten. belki size de iyi gelir. wild geese  you do not have to be good you do not have to walk on your knees for a hundred miles through the desert, repenting. you only have to let the soft animal of your body love what it loves. tell me about your despair, yours, and I will tell you mine. meanwhile the world goes…“yaban kazları” yazısını okumaya devam et

bbg

bbg yolunda 2 ay geride kaldı fitnazlar. 8. haftayı sosyal kelebek olarak geçirdim ve görüştüğüm herkes gözlerini pörtleterek ‘ohaa ne kadar zayıflamışsın!’ dedi. bir yandan haklılar, 2 ayda nasıl olduysa bütün pantolonlarım bol gelmeye başladı. ama dün tartıldım, daş gibi 55 kiloyum. yani tartılara sorarsanız zayıflamak bir yana kilo almış dahi olabilirim. olabilirim diyorum çünkü bbg’ye başlarken tartılmak aklıma gelmemişti. zaten yorumlar da aynı yöne işaret ediyor: kiloya takılmamak lazım. aynı kiloda kalarak dal gibi incelmek mümkün. gelelim haftanın incilerine… leg day diye ağlaya ağlaya hepinizi…“bbg – 8. hafta raporu” yazısını okumaya devam et

hepimizin geçmişe dair yürek titreten bir hikayesi vardır. aşk acısıdır, çocukluk travmasıdır, yanlış anlaşılmadır, hakir görülmedir… bizi en iyi bilenler, o derindeki acıları bilenlerdir. zaten çoğumuz yaralarımızı sadece seçtiğimiz kişilere açarız. (bir de gün teyzesi gibi her yakaladığına yakınan, her kulağa yıkılan modeller var tabi. onlardan olmadığımızı varsayarak ilerliyorum.) ama bence asıl mesele kendimize anlattığımız hikayeler. geçmişe bakınca çoğu kez yanlış kararları, acının dibine vurduğumuz anları ve muhtelif  rezilliklerimizi hatırlamaya meyilliyiz. oysa bütün hepsi, özellikle de o yanlış kararlar bizi bugünkü biz yapmadı mı? 10…“geçmişi baştan yazmak” yazısını okumaya devam et

minimalist gardırop

geçenlerde bir okur, ilkbahar kapsül gardırobunu oluştururken ilham bulmak üzere benim yeni kapsülü beklediğini yazmış. bir yandan ilham alınmak için beklenme fikriyle gözlerim doldu, eda taşpınar filan gibi hissettim kendimi. çok teşekkür ederim! bir yandan da bu güzel soru vesilesiyle kapsül konusunun derinine inmek ve aslında belli bir noktadan sonra ilham alarak güncellenecek hiçbir şey olmadığını söylemek istedim sizlere. radikal gardıropçu bir yazı yazayım dedim. 5 ayı deviren soğuk havalar kapsülüm bugüne dek en rahat ettiğim giysi topluluğu oldu. baştan sonra mükemmel miydiler, elbette hayır. ama hayatıma ve beklentilerime tam…“ontolojik bir kapsül gardırop yazısı” yazısını okumaya devam et

işlerimdeki yoğunluğa rağmen bbg’yi kotarmaya çalıştığım bir hafta oldu. normalde workout’ları pazartesi-çarşamba-cuma şeklinde organize ediyorum. bu haftanın yamukluğu sonucunda ise mata ancak salı-cumartesi-pazar çıkabildim = 4 gün aradan sonra ara vermeden 2 gün üst üste abs&arms ve full body workout. dün gece kütük gibi uyumanın yanı sıra, inanın şu an klavyede harflere basmak bile kollarım için bir mücadele. workout’lar arasındaki dinlenme ve kendine gelme günleri boşuna değilmiş. onlara saygı duymak ve kendimize gelmeye zaman ayırmak gerekiyor. ben bu hafta o zamanı ayıramadım. ama bugün (pazartesi)…“bbg – 7. hafta raporu” yazısını okumaya devam et

bu stresli anları yaşamayanımız var mı? belki kendimi özdeşleştirip dibine kadar sahiplenebileceğim hiçbir cool kategori olmamasından, vegan kardeşlerimize gönül rahatlığıyla giydirmek üzere yazıyorum bu post’umu. sevgili veganlar, vejetaryenler & türevleri, içine girip de vegan, vejetaryen & türevi olduğunuzu belirtmeden durabildiğiniz herhangi bir sosyal ortam oluyor mu? soruyorum, çünkü benim gözlemlediğim kadarıyla pek olmuyor. bir numaralı ve hatta bazen yegane sohbet konunuz bu. belki çok kibar arkadaşlarınız var ve size itiraf edemiyorlar. buyrun ben söylenmeyeni söyleyeyim: bu hiç de cazip bir sohbet konusu değil. hadi 1 kere anlattınız,…“vegan zulmü” yazısını okumaya devam et

fitness bbg

anne mutfağının uçsuz bucaksız nimetlerinden de bbg’mden de fedakarlık etmediğim bir haftayı geride bıraktım fitellalar. tebrikleri kabul etmeye hazırım. mümkün olan en zayiatsız şekilde kapanmakla birlikte, kolay bir hafta değildi. aslında annemin mutfağı sağlıklı ege mutfağı. çatısı bu mutfakta kurulmuş bir insan olarak ben de 30 yaşıma kadar 48 kiloydum zaten. home sweet home. yani asıl zorluk yemekler değil zamansızlıktı. ama iman ettim, aile ortamları ve çok çeşitli ziyaretlerin arasına leg workout, arms&abs workout, 1 adet hiit koşu seansı ve 1 başka gün 11 bin adımlık yürüyüş sığdırabildim. full…“bbg – 6. hafta raporu” yazısını okumaya devam et

sanırım 20 sene öncesinden bir anım var bugün menüde. lise arkadaşımın yazlığında tesadüfen tanıştığım genç bir kadından dinlediğim ve o günden beri unutamadığım bir hikaye. genç kadın türk’tü, kocası japon. kocasının yanlış hatırlamıyorsam birleşmiş milletler’deki işi sebebiyle hayatları bir orada bir burada geçiyordu. tanıştığımız yaz, kısa bir süre önce afganistan’dan dönmüşlerdi. laf dönüp dolaşıp o döndemde de epey tekinsiz ve çalkantılı bir ülke olan afganistan’daki günlük hayatın neye benzediğine geldi. elbette onun hayatı ortalama bir afgan’ın hayatından çok farklıydı. çocukları batılı çocuklara özel bir okula gidiyor,…“bugünden daha güzel bir gün” yazısını okumaya devam et

sevgililer günü

günün anlam ve önemine uygun bir yazı yazacağım hızlıca. kulağım annemde, gözüm laptop’ta, bir yandan aile saadeti yaşıyor, bir yandan da üstüme hücum etmek için bu haftayı bulan işlerime yetişmeye çalışıyorum. bizim evde gerçek anlamıyla izlenebilir bir tv olmadığı, hiçbir kanal/kablo/çanak vs bulunmadığı, tv ekranının izlemek istediğimiz şeyleri yansıttığımız bir araç olduğu bilgisini müteakiben, aile evimizdeki tv’nin beyoğlu cep sineması ebatlarında ve mütemadiyen açık olduğunu söylemem şart. reklamcılığı kurumsal anlamıyla bıraktığım 2012 yılından bu yana sevgililer günü ilanı yazmak zorunda kalmamanın mutluluğunu yaşıyorum (+ anneler günü,…“ilişkiler neden biter?” yazısını okumaya devam et