sevgili japon abla, yazmakla ilgili yazarsanız çok sevinirim. yeteneğin payı yadsınamaz ama o yetenek nasıl ortaya çıkartılabilir, kalemimiz nasıl daha kuvvetli olabilir? yeteneksiz olup odun gibi yazanlar kendini nasıl eğitebilir? rumuz: für elise sevgili für elise hanım kızım, bugüne dek yazmanın neredeyse her alanında kalem oynatmış ve hayatımı bu şekilde kazanmış olmakla birlikte, soruna nasıl cevap vereceğimi birkaç gündür kafamda evirip çeviriyorum. benim için son derece doğal ve sıradan olan bir şeyin taktiklerini nasıl verebilirim diye düşünüyorum. aslında sen soruda bana kendi yöntemlerimi de soruyordun ama…“rumuz: für elise” yazısını okumaya devam et

üzerimde bir rehavet. aslında ilkbahar şöyle bir görünüp kaybolduğu için çok mutluyum. lanet sıcaklar ne kadar geç gelirse o kadar güzel bana göre. öte yandan 12 derecenin üstünde seyreden her hava japonkedi’ye bahar zaten. kazak giymeme, yünlü çorap giymeme, manto giymeme havası. hele 16-17 derece demek, hemmen birken’leri çek, ayaklar özgür kalsın demek. işbu termostat ayarlarım nedeniyle, sıcak havalar kapsülümü bir araya getireli epey oluyor. ama merkür retrosu mu dersiniz, venüs yamulması mı, içimde bu kapsüle dair bir eksiklik hissi var. görünüşte her şey tamam….“kapsül gardırop: ilkbahar-yaz” yazısını okumaya devam et

bbg 1’e baştan başlamak ve ilk haftayı tamamlamak bende bir tür aydınlanma yarattı: demek bütün hareketleri yapabilmek böyle bir şeymiiiiş dedim kendime kendime. şınavları -çok fazla aşağıya inemeden de olsa- normal pozisyonda yapabilmeye başlamışım. walking lunge’lar anamı ağlatsa da 24 kere tekrar edebilir olmuşum. hele squat’lar çocuk oyuncağı olmuş. o beni defalarca heder eden leg day’den sonra bu hafta en ufak bir yamulma yaşamadım. ilk turdaki sefaletimden eser yok şimdi. sadece 3 ayda böyle bir fark görebilmek çok ilginç ve kesinlikle umut verici. bbg’nin ilk haftalarında kendimi…“bbg – 13. hafta raporu” yazısını okumaya devam et

şu free çalışma olayını anlatsanız biraz. home ofise geçmek isteyen, çok tedirgin olan mali müşavir soruyor. rumuz: müşavir sevgili müşavir, öncelikle tedirgin olman çok doğal. ebeveynler, eğitim hayatımız ve genel sosyal hayat beklentileri bizi stabiliteye, güvenli bir işe sahip olmaya, geleceğimizi güvence altına almaya sevkediyor. beynimizin binlerce yıllık evrim sürecine rağmen aynı kalmakta direnen ”yaşam risklerle dolu, her an şu köşeden bir bizon çıkıp sana saldırabilir, ölmek istemiyorsan ekstra risk alma, değişime diren” diye yanıp sönen kırmızı kısmı da pek yardımcı olmuyor. bu şartlarda kurulu düzenini bozmaktansa, düzen…“rumuz: müşavir” yazısını okumaya devam et

şimdi, ama hemen şimdi not alın: big little lies son dönemde izlediğim EN mükemmel dizi. bi kere kadro şahane: reese witherspoon, nicole kidman, shailene woodley, laura dern, zoë kravitz, alexander skarsgård ve daha kimler kimler. kaptırıp bir solukta izlemeniz için 1 hafta veriyorum. (zaten mini dizi, 8 bölüm) sonra spoiler olup yağasım var. olaylar abd’nin batı kıyısındaki cicoş kasaba monterey’de geçiyor. sanırım oralardan bizzat geçmiş olmak da beni diziye daha ilk andan çekti. müthiş sahil şeridi, dalgalar, kumsallar, huzur… rüya gibi evler, godoş yaşamlar, bu küçük…“bir dizi tavsiyesi” yazısını okumaya devam et

sevgili fit tavşanlar, japonkedi’de bir deneyin daha sonuna geldik. bbg’de 12 haftayı tamamlayarak 3 aylık 1. tur challenge’ını bitirdik. bu son hafta antep’ten sonra rehabilitasyon dönemi şeklinde vuku buldu. genel olarak kendime gelmeye çalıştım ve yapılacaklar listemin peşinde koştum. bbg 12. haftanın özel bir zorluğu yoktu. buraya kadar geldiyseniz son haftayı da kotarırsınız bence. blog’a pek fazla uğrayamamamın sebeplerini bir ara yazacağım, ama özetle son 3 haftadır hayat çok hızlandı, yepyeni işler kapımı çaldı. dolayısıyla son hafta ilk kez bir devamsızlık yaptım: sadece legs ve arms workout’larını yapacak…“bbg – 12. hafta raporu ve kader anı” yazısını okumaya devam et

dün 3 günlük antep mide fesadı turundan döndüm ve karışık hisler içindeyim. gezimiz tamamen yemek-içmek üzerineydi. arada hazma yardımcı olsun diye çok şahane yerler de gezdik gördük tabi. ama temel olarak yemek yedik. küşlemeler, ali nazikler, lahmacunlar, baharatlı kuşbaşılar, katmerler ve havuç dilimleri içinde geçen rüya gibi 3 günden sonra gerçek hayat çok tatsız. midem antep’te kaldı. en kısa zamanda bir gezi yazısı ile detaylara dalıcam. bu lezzet turunda ilk güme giden şey tam da yüzmüş yüzmüş kuyruğuna gelmişken bbg oldu tabi. cuma günü gidiş öncesi yoğunluğunda 11….“bbg – 11. hafta raporu” yazısını okumaya devam et

gavurun şu ”morning person” dediği insanlardan biriyim. özellikle yalnız olduğumda en morning person formatımda uyanıyorum. bütün gün evde çalışacak dahi olsam, içimde salak bir mutluluk, aklımda yapılacaklar listem, ama önce mutlaka: kahvaltı. bugün benim gibi kahvaltı düşkünleri için en sevdiğim (ve bence gayet de sağlıklı) kahvaltı seçeneklerinden bir derleme yaptım: – menemen, peynir, zeytin – patates, yumurta, dereotlu ve naneli yoğurt – simit, domates, zeytin – biberiyeli patates, yağda göz yumurta – avokado, çilek ve naneli salata – patatesli göz yumurta, peynir, domates – yumurtalı somonlu ekmek…“ay lav yu kahvaltı” yazısını okumaya devam et

son 2-3 haftadır bbg’nin leg day’lerinde bunları yapın denen 8 hareketin en az 4’ünü yapamamak ve kolay versiyonlarına sığınmak benim için bir spor tarzı olmuştu. ama fark ediyorum ki kol cephesinde de çok parlak bir performans sergilemiyorum aslında. mesela bu geçtiğimiz hafta spider pushup diye bir hedeyle tanıştım. hönk? tabi ki sadece uzaktan. insan gibi pushup yapamazken spider’ına girecek halim yok. veya ne bileyim, önce burpee, ordan pushup, ordan da 1 metre havaya zıplayıp önündeki banka kon gibi hareketler var ve bu kombo tek hareket olarak…“bbg – 10. hafta raporu” yazısını okumaya devam et

dün akşamüstü metro çıkışında bir adam dünyanın en tekdüze ses tonuyla ”yetim gülerse dünya güler” dedi ve burnuma bir kağıt uzattı. gözlerimi kaçırarak yoluma seğirttim. bir yardım vakfının fotoğraf sergisi eşliğinde artık bağış mı toplanıyor ne oluyorsa. yetimleri ağlatalım’cı filan değilim ama azımsanmayacak bir çoğunluğun tavrını temsil ettiğimi düşündüm o an. zaten görebildiğim kadarıyla kimse bu adamcağızı ve mesajını sallamadı. çünkü burada birkaç sıkıntı bir arada: 1- mesaj: çok hoş, pek naif. yetimler gülsün, hepimiz gülelim, hayat bayram olsun. ama maalesef bu mesaj yalan. gerçek hayatta böyle…“yetimi güldürmek” yazısını okumaya devam et

”biz bbg kızlarıyla aramızda en kazık hafta 9. hafta diye şakalaşırız eki eki” yazmış kayla instagram hesabında. bu şakayı hiç anlamadım. çünkü sanırım 9. hafta yapabilene zor. benim gibi, özellikle de leg day’i doğru düzgün yapamayana, her hareketin kolay versiyonuna kaçana, evdeki imkanlarla spor yaptığı için alet-edevat eksikliği çekene hiç de zor değil. koy sanat kitaplarını üst üste, al sana step tahtası. çek plastik ikea kutuyu, al sana mini bench. yere uzanıp kalorifer borusuna yapış, gelsin güya bench üstünde bacak kaldırma hareketi. tabi ebat ve…“bbg – 9. hafta raporu” yazısını okumaya devam et

kadınlar gününü kutlamaya lüzum görmeyen veya bu güne anlam veremeyenlerdenseniz buyrun size alternatif bir kadınlar günü yazısı. dünden beri resmen kadınlar günü kustum. instagram ve vatsap mesaj kaygısından yıkıldı. hele filliboya’nın bir filme bin mesaj sıkıştırmayı başarması ruhumu darladı. sedat telefonundan reklamı izlettirirken allaam bitsin artık diye gözlerimi devirdim. bu güne dair hiçbir mesaja inanmıyor ve hiçbir kaygıyı samimi bulmuyorum. birileri ha bire konuşuyor, başka birileri yapıyor. herhangi bir konuda samimiyetine inandıklarım: yapanlar. özellikle de reklamını yapmadan yapanlar. meselenin bir diğer -bence komik- tarafı da doğuştan…“kadınlar günü antipatim” yazısını okumaya devam et

yaban kazları

bugün elimde sadece bir şiir var. şiire pek meraklı olmayan benim bile ense tüylerimi diken diken eden bir şiir. hayata aşık eden cinsten. belki size de iyi gelir. wild geese  you do not have to be good you do not have to walk on your knees for a hundred miles through the desert, repenting. you only have to let the soft animal of your body love what it loves. tell me about your despair, yours, and I will tell you mine. meanwhile the world goes…“yaban kazları” yazısını okumaya devam et

bbg

bbg yolunda 2 ay geride kaldı fitnazlar. 8. haftayı sosyal kelebek olarak geçirdim ve görüştüğüm herkes gözlerini pörtleterek ‘ohaa ne kadar zayıflamışsın!’ dedi. bir yandan haklılar, 2 ayda nasıl olduysa bütün pantolonlarım bol gelmeye başladı. ama dün tartıldım, daş gibi 55 kiloyum. yani tartılara sorarsanız zayıflamak bir yana kilo almış dahi olabilirim. olabilirim diyorum çünkü bbg’ye başlarken tartılmak aklıma gelmemişti. zaten yorumlar da aynı yöne işaret ediyor: kiloya takılmamak lazım. aynı kiloda kalarak dal gibi incelmek mümkün. gelelim haftanın incilerine… leg day diye ağlaya ağlaya hepinizi…“bbg – 8. hafta raporu” yazısını okumaya devam et

hepimizin geçmişe dair yürek titreten bir hikayesi vardır. aşk acısıdır, çocukluk travmasıdır, yanlış anlaşılmadır, hakir görülmedir… bizi en iyi bilenler, o derindeki acıları bilenlerdir. zaten çoğumuz yaralarımızı sadece seçtiğimiz kişilere açarız. (bir de gün teyzesi gibi her yakaladığına yakınan, her kulağa yıkılan modeller var tabi. onlardan olmadığımızı varsayarak ilerliyorum.) ama bence asıl mesele kendimize anlattığımız hikayeler. geçmişe bakınca çoğu kez yanlış kararları, acının dibine vurduğumuz anları ve muhtelif  rezilliklerimizi hatırlamaya meyilliyiz. oysa bütün hepsi, özellikle de o yanlış kararlar bizi bugünkü biz yapmadı mı? 10…“geçmişi baştan yazmak” yazısını okumaya devam et