orhan yine yapmışsın…

Kategoriler ontolojik
orhan pamuk
bu sabah başladığım kırmızı saçlı kadın‘ı akşamüstü bitirdim. ve freelance hayatın en güzel yanlarından birinin, canınız istediğinde bütün gün kanepeye uzanıp kitap okuma lüksü olduğunu fark ettim bir kez daha. tıpkı eskiden, bitmek bilmeyen yaz günlerinde bir kitabın sayfalarında, günlerden ve saatlerden bihaber kaybolduğum gibi.

orhan pamuk’ta beni hep geçmişe sürükleyen bir şeyler var. öyle ki, venedikli savaş esirlerinden de, takıntılı aşıklardan da, kuyucu çıraklarından da bahsetse aslında bana beni anlatıyormuş gibi okuyorum. ortak benliğimizi, ruhumuza işlemiş yaraları, şu hayatın sadece bize has yorumlarını işlediği her romanda, bir yazarı kendi dilinden okumanın hem harika hem abartılan bir şey olduğunu da düşünüyorum yeniden. bir kültürü anlamak sadece dilini öğrenmekle olabilseydi keşke. ama olmuyor. bir yabancıyla birlikte olmak gibi biraz. aşkınız ne kadar büyük olsa da, arada daima tam çevrilemeyen bir şeyler eksik kalır. sizin dilinizi öğrense ve konuşsa bile bazı duyguların, tecrübelerin ve hele de geçmişin tercümesinin imkansız olduğunu anlar insan. orhan pamuk’u okuyan ve bunca seven yabancılara karşı şefkatli bir şüphe beslemem de bu yüzden. cem yılmaz’ın şu meşhur ‘neyine hazırsın?!’ esprisindeki gibi hissediyorum sanırım. biz yıllarımızı verdik sevgili gavur kardeşler. ben bu adamın yazdıklarına neden hayran olduğumu çok iyi biliyorum da sizlerin hayran olduğu şeyi merak ediyorum bazen. neyse. zaten kimse sevmeseydi de ben yine sever okurdum onu.

”modern kişi şehrin ormanında kaybolan kişidir. bu da babasız kalmak demektir. babasını araması da boşunadır aslında. kişi modern bir bireyse şehrin kalabalığında babasını bulamayacaktır. bulursa da bu sefer birey olamayacaktır.”

diyor orhan pamuk. belki de en büyük sorun babaların kaş çatıp ceza vermekle imajlandırıldığı bir toplumda, arka planda bir annenin çaktırmadan ağzımıza, ne bileyim, dolma sokuşturması, cezai indirim fırsatlarını zorlaması ve çifte standart yaratmasıdır. her çocuğa konması gereken sınırların bizzat sınır koyucu konumundakilerden biri (anne) tarafından mütemadiyen ihlal edilmesidir türk insanının hem birey olamama hem de kaybolma sebebi. hikayedeki ana modelinin, oğluşunun hayran olduğu pipisine 2 kez göndermede bulunmasını bu anlamda tam da türk işi ve şoke edici buldum. özgür seçim yapıyorum deyip kafayı kırmızıya boyatmakla olmuyor işte. modern bile olsa duygusal kaderini değiştiremiyor türk kadını. özetle bu kitabın derdi babalar olmakla birlikte bence türk toplumunun asıl kanayan yarası analardır.

diyor ünlü sosyolog japonkedi.

orhan yine yapmışsın…” için 11 yorum

  1. Ay yazının detayını sonra okuyacağımda, az önce bu kitaptan bashettim laf arasında, fiyatını yanlış hatırlamıyorum umarım diye sormak istedim; kaçaydı? 🙂

  2. Orhan Pamuk ne yazsa okurum, bu kitabıyla da beni benden aldı yine, bu arada kitabın kapağı ile ilgili espri inanılmaz hoşuma gitti, senin yazının resmi de çok hoş ayrıca:)

  3. kitabı epey bir zaman önce beyim satın aldıydı. arkasında 12 tl yazıyor aze. herhalde o fiyattan almıştır. hayırdır?

  4. 🙂 kitaplar hakkında ucuz-pahalı tartışmam vardı da kendi bloğumda, bakınız Orhan Pamuk'un kitabı 15TL, hatırlıyorum son kitabını, diye bir ifade kullanmıştım. Sonra hemen senin yazını görünce, merak ettim fiyatı. bak bak daha da düşükmüş:-)

  5. ben de dün başladım okumaya. çantamda şu an.
    anneler konusuna katılıyorum.
    erkek anneleri türk toplumunun en büyük ÇIBANIDIR!!!

  6. Sanırım aynı dönemlerde okumuşuz. Ben bu kitap ve Masumiyet Müzesi’nde diğer kitaplarının aksine daha sade bir anlatımla karşılaştım. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

    1. kesinlikle katılıyorum. hatta hemen bu kitaptan sonra kafamda bir tuhaflık’ı okudum ve onun dilini de gayet sade ve akıcı buldum. henüz okumadıysanız tavsiye ederim, bence en güzel romanlarından biri olmuş.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir