ontolojik bir kapsül gardırop yazısı

Kategoriler simple living, style
minimalist gardırop

geçenlerde bir okur, ilkbahar kapsül gardırobunu oluştururken ilham bulmak üzere benim yeni kapsülü beklediğini yazmış. bir yandan ilham alınmak için beklenme fikriyle gözlerim doldu, eda taşpınar filan gibi hissettim kendimi. çok teşekkür ederim! bir yandan da bu güzel soru vesilesiyle kapsül konusunun derinine inmek ve aslında belli bir noktadan sonra ilham alarak güncellenecek hiçbir şey olmadığını söylemek istedim sizlere. radikal gardıropçu bir yazı yazayım dedim.

5 ayı deviren soğuk havalar kapsülüm bugüne dek en rahat ettiğim giysi topluluğu oldu. baştan sonra mükemmel miydiler, elbette hayır. ama hayatıma ve beklentilerime tam geldiler. 4 pantolon yetti, 3 tişört yetti, 4 çift ayakkabı yetti ve hatta arttı. sizin seçimleriniz çok farklı olabilir, olmalı da. ben evden çalışan, şık ortamlarda pek işi olmayan, olsa bile oralara beyaz gömlek üstüne siyah blazer’la gitmekten gocunmayan biriyim. kendimden giysilerimle söz ettirmek gibi bir isteğim yok. ve hepsinden önemlisi kılık-kıyafet konusunda çok fazla seçeneğe sahip olmak bana stresli geliyor.

‘ilham’ epeydir bir deneme kabini benim için. çünkü bir şeyleri başkalarında görmek ve o şeylere çekilmek, onların ille de bana uygun olduğu anlamına gelmiyor. ama denemek güzel şey! siz de kabinlere girin ve canınızın çektiği her şeyi deneyin. buna gerçekten zaman ayırın, aceleniz olmasın. başka bir siz olmanın her haline uzun uzun fırsat verin. önden, arkadan, yandan, oturup kalkarak, kollarınızı indirip kaldırarak, yürüyerek ve hatta zıplayarak. o parçaların içinde kendiniz gibi hissediyor musunuz? kendiniz gibi hissetmek elbette sürekli aynı tarzı tekrar etmek değil – gerçekten istediğiniz şey bu olmadığı sürece. ama emin olun değişim bir günde gerçekleşmiyor. bir günde özendiğimiz, olmak istediğimiz insana dönüşmüyoruz. o mesafe sihirli bir şekilde bir parça giysiyle kapanmıyor. kendimizi gün içinde birçok şey için suçlar, birçok şeyin acısını çeker veya birçok hayati konuda tam olarak bir seçim yapamazken, akşama bir gece elbisesiyle beyonce olmak mümkün değil. önce kafamızı netleştirmek gerekiyor. sahiden beyonce olmak kurtaracak mı bizi? (buraya istediğiniz ünlüyü, rol modelini yerleştirin.)

velhasıl ilham bulmak için moda akımları, ünlüler, dergiler, pinterest veya hoşumuza giden gardıroplar bir yana, bence asıl bakmamız gereken yer tam da kendi kişiliğimiz, seçimlerimiz ve halihazırdaki gardırobumuz. çünkü o gardırobun içinde mutlaka tam istediğimiz gibi, çok sevdiğimiz, her giydiğimizde iyi hissettiğimiz bir şeyler var. işte peşinden gitmemiz gereken ipuçları onlar.

kadın olmak bizi ‘gerçek kendimiz’ olmak konusunda otomatikman kuşkucu yapıyor. olmayı başarırsak mükemmel olacağımız şeyler listesi o kadar uzun ve imkansız ki, daha baştan kazanamayacağımız bir yarışı koşmaya davet ediliyoruz. birileri daima daha genç / güzel / bakımlı / havalı / şık. mağazalar o kadını arayan, kendinden zorla o kadını yaratmaya çalışan bizlerle dolup taşıyorsa, sistemin ne suçu var? gösterilene inanan, hedefleri tutturmaya odaklanan bizleriz. sistem sadece para kazanmanın derdinde. başımıza alışveriş yapalım diye silah dayayan yok. bir de bu açıdan bakalım giyim-kuşam meselesine. ne şanslıyız ki çok fazla alternatif var. istediğimiz her şeyi bulabiliriz. ama her şeyi alamayız. her şey olamayız. sahip olduklarımızın kümesini genişletmek, yapabileceklerimizin veya olabileceklerimizin kümesini genişletmeye yetmiyor çünkü.

dışa yatırım güzel ve eğlenceli. kimileri için son derece önemli ve üstelik stressiz bir iş. eğer sizin için de böyleyse kimsenin seçimlerinizi yargılamasına izin vermeyin zaten. ama en doyurucu yatırım yine de içe yatırım gibi geliyor bana. çünkü sürekli kombin ve giysi düşünmek istemiyorum. kendime yakıştırdığım eli yüzü düzgün birkaç parçayla, 3-5 bakım ürünüyle yeterince derli toplu ve bakımlı hissediyorum. beni yeterince şık bulmadığı için beğenmeyenler oluyorsa varsın olsun. fiziksel veya ruhsal zevkler, yeni fikirler ve düşünsel çeşitlilik, sınırlarım dediğim şeyleri aşmayı denemek, başarsam da başaramasam da bana daha iyi geliyor. bu gezegendeki limitli zamanımı bu şekilde harcamak istiyorum. siz nasıl harcamak istiyorsunuz? işte her gardırobun en karanlık köşesinde bizi bekleyen soru bu.

ontolojik bir kapsül gardırop yazısı” için 20 yorum

  1. beynin ışıldıyor senin.

    çok canım çekti ben de kendi dolabımın karanlık yerini kurcalayacağım bugün bloğa. şöyle el ayak çekilsin. çayım demlensin.

    müsaadenle facebook alemimde yazını paylaşmak isterim.

    1. kahvecan, çok teşekkürler. yazını merakla bekliyorum. benimkini de kimle istersen paylaş tabi. okuyalım, çoğalalım.

  2. Trump icin yapilmis bir caps gormustum. Ici bos olanlar dislarini suslerler diye. Elbette varakli aynalar, koltuklarin icinde bir fotografti o.

    Is yerinde tam bir salasken, cilvelestigim adamin yaninda Kara olabiliyorum 🙂

    Ikiyuzluluks :)))
    Ama not a hypocricy

  3. Yine süper bir yazı Ege’cim, eline sağlık, bir kapsül bizi nerelere getirdi bak:)) bence de etkileyici olan şey tarz sahibi olmak, kendini yansıtan bir tarz… ve tabi son paragrafın yeri ayrı..:)

    1. eren’cim, bence bizim gitmeye gönlümüz var da o yüzden zıplıyoruz oradan oraya =) kapsül bahane, deneyler şahane! çok sevgiler…

  4. pek sevgili kapsülcan,
    bu sakin, huzurlu yazı için teşekkür ederim. ben de esasen kapsül içine girmek istiyorum ama minimalizmin bir yanı da eh işte birazcık sıkıcı olması. az da olsa dantelli, fırfırlı, romantik detayları olan giysileri seviyorum. sade ama zarif, eski moda vb… bu konuda ne dersin? hem az hem öz hem de bana göre bir gardırop nasıl olacak? rumuz goncagül 🙂

    1. sevgili goncagül kızım :p
      minimalizmin sıkıcı olabildiğine katılıyorum. özellikle de eşyayla/giysiyle ilişkisi daha tutkulu, renkli ve eğlenceli olanlar için. ama insan kendini bilince her şeyde olduğu gibi gardıropta da hem minimal hem renkli olmak mümkün. stilini ne güzel özetlemişsin. demek ki hoşuna giden parçalar belli. peki gardırobunun tamamı hoşuna giden parçalardan mı oluşuyor? mesela sen belki çok sevdiğin romantik bluzlarına bir sayı sınırı koymayacak, ama spor ayakkabıda 1 veya 2 çiftle gayet güzel idare ettiğini fark edeceksin. minimalizmi orada hayata geçireceksin. işte bu şekilde (deneye-yanıla) kendi sınırlarını kendin belirleyeceksin. oluru bu gibi geliyor bana =) belki şu yazı da fikir verebilir: http://japonkedi.com/kapsul-gardiroba-farkli-yaklasimlar/

  5. şu 5 paragrafta kendine, bakışına, düşüncelerine ve bence yaşama da dair bir sürü şey anlatıyorsun. ve bunu belkide çoğu kişiye önemsiz gelebilecek kıyafet meselesi üzerinden yapabiliyorsun. ki bu mesele (kapsül) benim yaklaşık 2 senedir düşünüp asla yapamadığım hayli meşakkatli bir şey. yani demem o ki her anlamda sadeleşmek çok zor bir şey aslında. ve kahvesever arkadaşa katılıyorum. harbiden beynin ışıldıyor ;))

    1. mehtap çok teşekkür ederim! aslında yola ille kapsül diye çıkmaya ve bir sayı limiti koymaya gerek yok. sevmediklerini ayıklamayı ve elden çıkarmayı başarmak da çok büyük bir adım. gözünde büyüyorsa ordan başlamanı öneririm. geleceği varsa arkası gelir zaten 😉

      1. evet, kesinlikle öyle. aşşa yukarı bende o yoldayım sayılır. satın alma işini epeyce azalttım, şansım zaten çok alan/harcayan biri olmamam. elden çıkarmak eskiye göre biraz daha kolaylaşıyor gibi. işin zor kısmı içinde iyi hissettiğin o doğru parçaları bulmak. bu noktada hala başarısızım. bunun için kendi dolabınıza bakın önerine katılıyorum. illaki iyi hissettiğimiz bir şey var ve bence de oradan yürümeliyiz. ayrıca bu iş somut tarafı çok göz önünde olan ama daha çok zihinsel bir mesele. çok eşya kafamda yük, çok giyisi gereksiz düşünce kalabalığı gibi geliyor bana son yıllarda. geçici mi kalıcı mı bilmiyorum. sorsan 10 sene önce böyle değildim zira. yaşayıp göreceğiz..

        1. ”ayrıca bu iş somut tarafı çok göz önünde olan ama daha çok zihinsel bir mesele.” kesinlikle katılıyorum. değişiyoruz ve bu iyi bir şey =)

  6. İçe yatırım yap düsturuyla yetişmiş kadınlarız galiba. Ben de senin gibi hissediyorum. Eskiden moda denilen şey herkese bu kadar çok ulaşamıyorken daha anlaşılır birşeydi benim için. Sadece birkaç detay ekliyebiliyordu insanlar tarzlarına. Görebildiği kadar…Şimdi internetin yayılması sayesinde herşey elimizin altında olunca saç kesiminden çorap ayrıntısına kadar tek tipliğin bu kadar aynı olduğu bir dönem hatırlamıyorum ben.

    1. ah gül, ne kadar acı ve doğru bir tespit! ben de geçenlerde bizim genç kız olduğumuz yıllardaki rol modellerini düşünüyordum, yoncimik geldi aklıma. bizim zamanımızda kardashian mı vardı bacım?! taytı çekince hazırız zannediyorduk. ne gölgeli göz makyajı vardı lugatımızda ne eyeliner. bunlarla tee 30 yaşından sonra tanışınca ‘alışmadık dötte don durmaz’ düsturu devreye giriyor 😀

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir