oğlak yeniayı ve gurur

Kategoriler info, ontolojik
evinize siyah kısımdan girdiğinizi faz edin, böylece daire planınızda bu bölümlerin hangi odalara denk geldiğini görebilirsiniz

astrolojiyle ilgilenenlerin bildiği üzre, bu perşembe oğlak burcunda yeniay gerçekleşiyor. bilmeyenler de şimdi öğrenmiş oldu. peki bu bilgiyle neler yapılabilir? severek takip ettiğim bir astroloğun makalesine göre özellikle kariyerimize daha yakından bakmak için uygun bir dönemdeyiz. ben de yazıdan aldığım ilhamla 2016 başında ne ummuştum, 2016 sonunda ne buldum temalı bir retrospektif fikir sergisi gerçekleştirdim kendi kendime. neyse ki geleneği bozmayıp 2016 başında kısa da olsa bir wishlist karalamışım. böylece elimde data oldu. belki siz de yılın başında birtakım notlar almıştınız. eğer öyleyse o notlara geri dönmenin tam zamanı. özellikle işinizle/kariyerinizle ilgili neler planladığınıza, neler hayal ettiğinize veya nelere odaklanmayı seçtiğinize yeniden bakın.

bendeki sonuçlar dramatik. planlar drama, yoga ve isveççe iken, gerçekler bolca seyahat, metin işleri ve yeni eğitimler olmuş. ara sıra birkaç drama atölyesi yaptım, 6 ay filan yogaya sektirmeden gittim, ilk 6 ay isveççe’ye de devam ettim. ama hiçbiri hayatımda gerçekten ön planda olmadı. tamamen öngörülemez bir şekilde atölyeler metin işlerime, yoga koşuya, isveççe ise seyahatlerime kurban gitti. kurban gitti demek doğru değil aslında. böyle olması gerekiyormuş diyelim. ya da: ancak böyle olabildi. diğer yandan yeni müşterilerim oldu, ilginç işler yaptım, ÇOK gezdim ve sene sonuna 2 de süper eğitim sığdırdım. işte bunlara bakın diyor oğlak yeniayı: siz ne planlar yaptınız, hayat neler getirdi? olmayanı zorla oldurmaya çalışmanın, takıntı haline getirmenin, vicdan azabı yapmanın lüzumu yok. hayatın açtığı kapılar nelerdi? bizim kendi içimizde göremediğimiz ama bize işaret edilen yol hangisiydi? nerelerde parladık?

bu astrolog ablanın bir olayı da astrolojiyi feng shui ile birleştirmek. her yeniayda bir yeniay ritüeli yazıyor ve feng shui’ye göre evinizde nasıl 1-2 ufak değişiklik yapabileceğinizi söylüyor. prestij meraklısı işkolik oğlak burcunun evimizde temsil ettiği alan elbette kariyerle gelen şan-şöhret (fame, reputation, recognition). hakkımızda iyi konuşulması veya cilalı imaj da diyebiliriz. evin şan-şöhret yöresi, giriş kapınızdan girip hiç sağa sola sapmadan dümdüz gidince tam karşınıza denk gelen alan. bizim evde mutfak penceresi ve tezgahı. bir süredir zaten bir ışıklandırma asılıydı burada. herhalde bunca zaman kariyerimden o ışıkların yüzü suyu hürmetine ekmek yiyordum. ama şimdi yeni ekmekler peşindeyim ve bu alana cila çekmek için de en uygun dönem oğlak yeniayı. peki neler yapabilirim diye okudukça her sitede gelen fiks öneri şuydu:

gurur duyduğunuz eşyaları burada sergileyin. örnek:

  • diplomalar, madalyalar, ödüller vs.
  • hayran olduğunuz insanların fotoları
  • size göre şan-şöhret simgeleri
  • kırmızı, mor, turuncu, pembe objeler
  • mumlar, ışıklandırma üniteleri, kaktüs tipi bitkiler vs.

bütün bunları okurken, 36 yaşında, çok net bir şey dank etti kafama: gurur duyamıyorum. ilk maddede o kadar uzun süre düşündüm ve takıldım ki ikiye geçemedim. çoğunun nerde olduğunu bilmesem de elbette birtakım diplomalarım var, ama mesele o değil. hiç kendimi o okullarda okudum diye gururlanırken hatırlamıyorum. öyle denk geldi veya öyle istedim, okudum. ilkokul 5’ten itibaren her sene kompozisyon/öykü/şiir yarışmalarından ödüller aldım. zaten yazıyordum. sağa sola yollayınca ödüller geliyordu. makul bence. bizim okulda sosyal aktivitelere katılanlara da ödül verilirdi (halterci madalyası gibi bir şeyler.) her çorbanın içinde olduğumdan bu madalyalardan bolca aldım. üniversiteye giderken de hepsini toplayıp attım. ne yapıcam kıçıkırık lise madalyasını. durduğu yerde toz toplayacak. çok severek okuduğum bir okuldan mezunum. ama okul yüzüğü takmak aklımdan geçmedi. mezun olurken okul dergisine yazdığım satırlar da aşağı-yukarı şöyleydi: ”bu okulla olan ilişkim onur, gurur gibi kavramlarla açıklanamaz. çünkü bana kanatlanıp uçacak kanatları verdin sj. yerde neler olup bittiği kimin umrunda?” ay keşke bulabilsem o yazıyı. maalesef pre-internet dönemindeydik, online yayıncılık bir opsiyon değildi. caanım eserlerim kayboldu gittiii!

eserlerim demişken ordan devam edelim. 2 kitap yazdım ama, şan-şöhret gua’ma, yani mutfak penceresinin önüne koyacak kadar gururlandığım şeyler olmadıklarını fark ettim. beğenmediğimden değil. eli yüzü düzgün kitaplar. türkiye standartlarına göre başarılı da oldular. ama ben en çok yazmayı sevmiştim onları. yazarken heyecanlanmıştım, düşünmüştüm, eğlenmiştim. kitaplar bitince konu benim için kapanmış oldu. bu hep böyle oluyor. bir şeyleri yaparken seviyorum. o an heyecanlanıyorsam o saatin, o günün yanına bir kalp işareti koymak gibi. ertesi saat, ertesi gün yeni bir boş sayfa. çünkü o kitaplar artık yazıldı. dolayısıyla benle işleri bitti. daha hala gurur ne ola?

yazma becerisinin kendisinden veya kişisel tatmininden çok, ‘yazar’ sıfatına ölüp biten çok geniş bir kitle var. yazara yaklaşımlarından anlıyorsunuz bunu. onlar için yazarlık adeta romantik bir şey. özenilesi, albenili, yüksek bir mertebe. kimi çok iyi yazarlar için bile böyle. hatta o yazarlar tam da bu yazarlık takıntısı yüzünden daha çok üretiyor, yazdıklarını daha bir ince eleyip sık dokuyor olabilir. bu durum işe yarıyorsa ne ala. bana göre edebiyatın diğer şeylerden daha üstün bir tarafı yok. sevdiğim, ilgilendiğim, okulunu okuyacak kadar uzattığım bir şey. bütün bunların sunucunda iyi bir okur muyum, bilemiyorum. fena değilimdir herhalde. kimi yazarların birkaç satırıyla çok derin keşiflere ve keyiflere sürüklenebilmek benim için şu hayattaki en heyecan verici hoşluklardan biri. ama sadece biri. yazmak da aynı şekilde. ve hiçbir yazara peygamber gözüyle bakamıyorum. aslında hiçbir insana bu gözle bakamıyorum. ne kadar başarılı olursa olsun. başarı o kadar muğlak bir kavram ki, kaç milyar insansak o kadar çok başarı tanımı var: unvan, rütbe, güç, para, eğitim-diploma, ana-baba olmak, hayırlı evlat olmak, iyilik, güzellik, zeka, yetenek, şan-şöhret, karizma, güvenlik, rekor kırmak, ilk olmak, son olmak, en olmak…

diplomalar. nayn. madalyalar. cık. ödüller. öff. hadi böylece başarıyı da eledik mi? hayran olduğum insanlar? hmm… ilham verici bulduğum çok insan var. podcast’lerine aboneyim, sitelerine üyeyim, fikirlerine hastayım, yeni bağlantılar kurmada ustayım. ama spesifik olarak en ilham verici olanının bile bir kopyası olmayı istemezdim. onlar başka ben başka. herkes kendine göre başka. sizde olmayan bende var, bende olmayan sizde var. dolayısıyla mutfak penceresine hangi süperzekanın fotosunu koysam, bir süre sonra o surata bakmaktan sinir gelir muhtemelen. elin adamının/kadınının benim penceremde 7/24 ne işi var?

iş demişken, hadi işlerime bakalım. 10 küsur yıldır kaç farklı sektörde çalıştım. ama adı üzerinde iş. hiçbirinden ayrıldığım için sektör yara almadı, kurumlar çökmedi, sistemler etkilenmedi. çoğu çalışan gibi ben de yeri doldurulabilir bir insandım. sanırım bir kuruma bağlı olmayı seçtiğim anda böyle olduğumu düşünüyorum: yerim dolabilir. hem de o kadar kolay ve çabuk dolabilir ki aklım şaşar. zaten hep yazmalı işler yaptım, hepsi okundu bitti – hatta büyük bir kısmı hiç okunmamış bile olabilir. insanların gönlü olsun diye ne saçmalıklar yazılabileceğini bana bu işler öğretti.

gurur özü gereği uzun vadeli bir kavram gibi geliyor kulağıma. belki de anlayamıyorumdur. çünkü benim hayatımın özeti hep kısa vadeli planlar, bir şeylere güçlü bir şekilde çekilmek, çekildiğim şeylere asla karşı koyamamak ve kendimi aşağı bakan köpeğe giderken iran çöllerinde bulmak. dolayısıyla bir kariyeri uzun yıllar sürdürmek, şan ve şöhret kazanmak için gereken stratejik adımları atmak, doğru hareketleri yapmak ve en önemlisi de bu şöhreti sürdürülebilir kılmak adına hiç güven veren bir karakterim yok. ben de böyle bir insanım. belki aranızda benim gibi hissedenler vardır, okuyunca yalnız olmadığını görüp mutlu olur. başka niçin yazıp duruyorum ki buraya?

gurur duyacağım bir şey bulamamanın kederiyle, serpil’ciğimin afrika’lardan getirdiği minik kırmızı gergedanı, bir adet yamuk mercanı ve henüz atmadığım tek madalya olan göteborg half-maraton madalyamı bir araya getirdim, pencerenin önüne dizdim. gergedan heyecan verici coğrafyaların, yamuk mercan şifanın, yegane madalyam da fiziksel kapasitemin simgesi olsun dedim. gurura japonkedi yorumu. bütün bu büyücülük faaliyetlerim ışığında şan-şöhret anlamında hayattan ne bekleyebilirim gerçekten bilemiyorum. bi koşu nijerya’ya gidip şifa mifa dağıtıcam herhalde 2017’de. ha bir de bolluk-bereket simgesi isveç bitkisi ekledim. yani iddialıyım, şifadan büyük kazanıcam. cem uzan’la karayipler’de anılarım olacak.

siz de bir düşünün bakalım, gurur duyduğunuz şeyler neler? feng shui’ye göre başarı ve ün gua’nıza neler koymak istersiniz? kendinizin hangi haline ulaşmak heyecan verici geliyor?

oğlak yeniayı ve gurur” için 5 yorum

  1. Ha ha ha!!

    Son cümlene gülüyorum çünkü Ankara’daki evin tüm camları yere yakın, klasik Ank evi.
    Ve pencere önü (tüm bir cephe) bu tür feng shui objeleri ile dolu.
    Ben de bu haritayı başka bir siteden takip ediyorum.

    Eve hırsız girecek dediği zaman içi tuzlu su dolu kabı bir aydan fazla kapı girişinde tutmuşluğum mevcut.
    Ayrıca ofiste arkamda cam olmaması, Atatürk portesi olması, masamda bir abaküs, bir de dünya olmasına hep dikkat ederim.
    Tabi yine 2 sene önceden kalma kapıya dönük beyaz şaha kalkmış bir at ve elbette Çin burcum olan koruyucu Ejderha.
    Bunların yanı sıra yarı değerli taşlardan, aşk köşemdeki iki mandarin ördeğinden bahsetmedim bile.
    Can evimden vurdun Ege. Evin her tarafında bereket için Çin parası, yatak başında sonsuzluk işareti vs.
    Ay susayım.

    1. obarey. feng shui master J, önünüzde saygıyla eğiliyorum!! senin çin burcun çok karizmatikmiş, benimki maymun. şebek yani bildiğin. hiç estetik değil, kullanamıyorum.
      peki masada abaküs ve dünyanın olayı nedir hocam?

      1. Doğu’da merak salmıştım. Çin’e hastayım ya. Orada yaşayasım var.

        Neyse, abaküs ve globe çok basit: power.
        diğer hepsi de power.

        Taşlar ayrı bir olay. O konuda eğitim alıcaktım geçenlerde ama üşendim İzmir’e gitmeye hehrere

        En iyi bildiğim hematit her türlü kayıba karşı korurmuş. Yine Ank ev girişinde eski iş yerimden aldığım kocaman bir hematit parçası var.
        Avusturalya seyahatinde, tüm valizlerimize ufak parçalar koymuştum. Benim adam valizi İst’da değiştirmiş. Onunki kayboldu sonra. Arkamızdan gelmişti 😀
        Bir de bu güç olayları için Ruyi var. Gerçek yeşim taşından bulabilirsen en güzeli. vs.vs.vs. Yazını piç etmedim inşalalalaa

        Bir de bak önemli adamlar, CEOlar falan masada hep globe bulundurur 😉

        1. oh la laa… neler biliyorsun kuzum?! bende büyükçene bir parça ametist var, birkaç tane de taşçıdayken elimin gittiği diğer taşlardan. bu işleri bilen bir arkadaşım ‘seni çeken taş doğru taştır’ demişti. dolunaylarda hepsini tuzlu suya koyup dolunaya nazır 1-2 gün yatırıyorum. böyle temizleniyorlarmış. bu konuda farklı bilgilerin varsa açığım. buyur yazımı piç eden sen ol, aramızda lafı olmaz!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir