nefret, arkadaşlık, flört, aşk, evlilik

Kategoriler info, ontolojik

okur-yazarlık coşkusunu 80’lerde tatmış olanlar hatırlayacaktır. o yıllarda, yaptığın seçimlere göre sayfalarında bir oraya bir buraya gönderildiğin kitaplar vardı. her seferinde pek severek okumaya başladığım halde, bana yazarları tarafından ciddi şekilde sevilmediğimi düşündürmüş tek kitap serisi buydu herhalde. macera temalı kitaplar yazacak kadar kendini maceraya adamış olan bu kişilerle kendi aramdaki net farkı hemen tespit etmiştim. bu kitaplar insanı bir anda içine çekiveren bir konuyla başlıyor ve tam da mesela silahlı bir çete reisi sizi karanlık bir arka sokakta kıstırmak üzereyken: eğer sokağın ucundaki uçurumdan atlamayı seçerseniz yok efendim 35. sayfaya, tam o sırada yanınızda duran arabaya atlayıp gazlamayı tercih ederseniz 46. sayfaya giderdiniz. ben her aklıselim sahibi insanın yapacağı şekilde arabaya atlamayı seçer ve daha ilk seçimde yollandığım 46. sayfada, arabanın içinde patlayıcı olması sebebiyle mesela havaya uçarak can verirken, “uçurumdan atlarım yiea, ne var ki” diyen okur, o uçurumda ağaç dalına takılıp hayatta kalır, bu ve benzeri komple saçma seçimleriyle ya sonunda meşhur olup gazetelere çıkar ya da eşek yüküyle paraya konardı. böylesine fantastik seçimlerin prim yaptığı kitaptaki ödüllere de bak hele! hani uçurumdan atlayıp sağ kaldık, sonunda bari görünmez ya da ölümsüz filan olsaydık. naapayım hürriyet gazetesine manşet olup, allahsızlar…

ha madem ölüyodun bütün bunları nerden biliyosun derseniz, tabi ki daha 3. dakikasında diskalifiye olduğum bir kitabı öylece bırakmaz, kitabın nerdeyse tamamını oluşturan yapmadığım seçimleri adım adım takip edip tam anlamıyla oha filan olurdum. adeta farklı bir gezegendi ‘macera’ ve belli ki benim orada uzun süre takılma ihtimalim yoktu. zaten isteğim de yoktu. bu kitapların havalı ‘macera’ algısıyla, daha sonraki yaşlarımda, bar-konser ortamında ağzıyla içemeyip ille de başkalarının üzerine kusanlar, bilmemkimde ot varmış diye hayatın anlamını bulmuş gibi ordan oraya koşanlar, ya da işte eğlenceeee, maceraaa diye ortalarda adeta davul çalan türden insanlar arasında bir paralellik kurmuş, ortak bir şuursuzluk paydası bulmuş olabilirim. ben de insanım sonuçta. neyse yani, özetle mainstream macera konsepti 10 yaşından beri bana ters.

aradan 20 küsur yıl geçti ve geçen ay alice munro ile tanıştım. macera kitabındaki 9. seçiminde bile (bkz. yüksek gerilimli ray hattına atlarım) hayatta kalanlara tavsiye edebileceğim bir yazar -kesinlikle- değil, müsterih olsunlar. kahramanlık, çılgınlık, hele hele maceraperestlik söz konusu değil. dünyanın en sıradan, sıkıcı, normal insanları hakkında, her biri ayrı ayrı şaşırtan, düşündüren, bir dakika sonra olacak veya olmayacak olan gayet basit bir şeyin gerilimini insana etinde hissettiren cinsten hikayeler var içinde. dünyanın en olası duygusuna, en tuhaf en olmayacak bir anda ev sahipliği yapan kadın karakterlerin tamamen şuurlu ama tedirgin ürpertisi, şimşek gibi çakıp kaybolan gel-gitleri ve belki çok sonra duyulan bir gökgürültüsü…

kulağa pek heyecanlı gelen seçeneklere ezberden koşarak değil, gayet sıradan seçimleri paçalarımdan heyecan akarak yaparken tattım hep macera hissini. tıpkı sıradan, sıkıcı, normal bir insan gibi. belki de bu yüzden alice munro’ya bayıldım. sıradan, sıkıcı ve normal okurlara şiddetle tavsiye ederim.

alice munro

nefret, arkadaşlık, flört, aşk, evlilik” için 3 yorum

  1. ben ilk defa okuyorum, adeta çarpıldım! konuyu orta yerinden alıp bir noktada başlangıca ve sona bağlamayı, anlamlı hale getirmeyi çok iyi başarıyor gibi geldi bana. diğer kitapları bilmiyorum ama bu kitaptaki öyküler hep ters köşeye yatıran, kademe kademe açılıp anlam kazanan cinsten.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir