nasıl varyemez oldum?

Kategoriler info, para para para
yatırım

son 5-6 yıldır kişiliğimde pıtırcıklanan bir durum var: para aşkı. hayır gayet de memur çocuğuyum, yani soydan soptan devraldığım bir şey değil. ben para kazandıkça yavaş yavaş büyüdü ve sahnelere atıldı bu sevda. ilginç de bir yandan. çok param olsun, dünyayı gezeyim türü bir sevda değil. çünkü 1) dünyayı gezmek için çok paraya ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum 2) sürekli bir yerden bir yere zıplamalı, yok londra’da sabah kahvaltısı new york’ta akşam yemeği tarzı jetset gezmelerin insanı ben değilim. dengem bozulur, içim şişer, yatağımı özlerim.

çok param olsa (çok’un da kriteri nedir bilemiyorum şimdi, siz deyin 1 milyon ben diyeyim 100 milyon dolar) yılın en az 6 ayını yine sevgili istanbul’umda, aynı adreste, aynı şartlarda, yazıp çizerek geçirir, 2-3 ayı abd’de ilham depolamaya harcar, kalan 2-3’ünde de belki 1, bilemedin 2 yeni ülke gezmekle yeterince mutlu bir insan olurum. ne spor araba alırım (hala ehliyetim yok) ne yalıya taşınırım. özetle: bu hayatı yaşamak için milyon dolarlar gerekmediği aşikar. şimdi de çok uzağında değilim zaten. dolayısıyla bahsettiğim para sevdası şöyle bir şey: velev ki hesabıma havadan 1 milyon dolar gelsin, hemen o dakka o parayı nasıl 2 milyon yaparımı düşünmeye başlarım. heavy investor alert. 2 milyonla yapacağım/alacağım şeyler olduğundan hiç değil. sadece parayı çoğaltma hevesimi ve heyecanımı tatmin etmek için. ruhuma varyemez amca kaçmış. geleceğin teknolojilerine para akıtırım, toprağa yatırım yaparım, orijinal iş fikirlerine ortak olurum, şirket alır satarım, ay yazarken bile heyecanlanıyorum. işte tüm bunlar için dünyanın öbür ucuna bile gidebilirim mesela iş bağlamaya. resmen parayı satın alabilecekleri sebebiyle değil, adeta sihirli bir şekilde çoğaltılabilen bir tür oyuncak gibi seviyorum.

birçok evlilik ve ciddi ilişkide para birliği yapılıyor. kesemiz bir hesabımız ortak mantığını anlamakla birlikte bu durum bana hiç uymuyor. parayla ilişkimin hayatımdaki insandan %100 bağımsız olmasına ihtiyacım var. yani paramın kontrolü tamamen bende olmalı. adam ne kazanmış, ne harcamış, kenarda parası var mı yok mu, kendi bileceği iş. (‘çocuğun yok da ondan’ dediğinizi duyar gibiyim ve kesinlikle katılıyorum. da benim hayatımın gerçeği bu. böyleyken böyle.) ha adam benden akıl isterse seve seve veririm, ama günün sonunda ne zorlar ne karışırım.

çünkü bireysel finans çok bireysel bir şey. tam sizin gibi düşünen/harcayan/biriktiren biriyle birlikte olma ihtimaliniz çok düşük. hayatınızdaki kişinin harcama trendlerine bakıp bakıp sinir krizi geçirmek çok mümkün. geleceğiniz hakkında ortak bir şeyler kotarmaya çalışmak sıklıkla çok büyük dert. hatta finansal açıdan %100 ortak ve birbirine bağımlı olmak birçok ilişkinin bitme sebebi. bu bilgiler ışığında, aramızdaki evli (ve özellikle finansal açıdan beyiyle uyumsuz olduğunu düşünen) kadınlara naçizane bir tavsiyem var: hesabınız ortak olsa bile, sadece kendinize ait başka bir hesap açın ve azar azar kendi paranızı çoğaltın. bunda suçluluk duyacak hiçbir şey yok. o hesabı açın ki paraya sadece stres değil oyuncak gibi bakma ihtimaliniz doğsun. çünkü: bileşik faiz! ne kadar erken başlarsanız o kadar süper. na şuraya yazıyorum, algılarınız açılacak, hayat daha tatlı gelmeye başlayacak, bel ve sırt ağrılarınız hafifleyecek. olmazsa gelin bulun beni.

bu yazımın asıl amacı da parayı oyuncağa çevirmeye sıcak bakan varyemez bünyelere birkaç ipucu vermek zaten. henüz 1 milyarı 2 milyar yapma fırsatı elime geçmediyse de, son 10 yılda hayata geçirdiğim seçimlerin ve alışverişlerin beni getirdiği güncel durumdan bahsetmek. yani: buraya nerelerden geldim, nasıl varyemez oldum? teoriler değil, rakamlar konuşsun.

* her şey, reklamda bir yandan ömür tüketirken bir yandan da kalan ömrümü, akıl sağlığımı ve geleceğimi korumak adına girdiğim sadeleşme eğilimiyle başladı. ihtiyaçlarımın ne kadar az olduğunu gördükçe, para stres olmaktan çıkıp daha hafif bir statüye kavuştu. birikmeye başladı. o büyüdükçe ben de büyüdüm, hayallerimin çapı büyüdü. bu blog’daki ilk yazılarımdan biri ocak 2010 tarihli ev aldım yazısıdır. daha o zamandan niyetim belliymiş: çalışmak zorunda olmadan çalışmak ve yaşamak. masrafsız insanlar için bunun son derece mümkün olduğunu okuyor ve hissediyordum. 2008 krizi sonrası olmasına rağmen ekonominin durumu da bugüne kıyasla daha bir iç açıcıydı. evi (40 m2 stüdyo daire) aydınlı’da 53 bin tl’ye aldım o vakit. şimdi komik bir para. biriktirdiğim 35 bini nakit verip kalanı için kredi çekmeden 10 taksitli senet yaptırmıştım. böylece banka faizi de ödemedim. ama 2010 yılı boyunca manyak gibi senet ödedim.

* 2012’de tesadüfen tam da evlilik sonrası iş değiştirmem gündeme gelince durduk yerde evlilik tazminatı alarak ayrıldım işten. kriz sonrası az göstermeler sebebiyle altı üstü 10 bin tl idi. ama varyemezlik yolunda ilk kıvılcım işte bu para oldu canlar. sonuçta hiçbir şey yapmadan kazandığım bir meblağ olmasından mıdır nedir, hemen vadeli hesaba yatırıldı ve kafada tilkiler dönmeye başladı.

* kader ağlarını acilen ördü. nerden nereye. bundan 6 ay sonra bir özel okuldan kitap etkinliğine çağırdılar. o gün şansıma okulun şoförü meşgulmüş, beni evden almaya başka bir görevli geldi. tarabya’dan küçükçamlıca’ya kadar bizde bir sohbet bir sohbet. yol uzun, adam inanılmaz ilginç. kaynının sinop’ta alabalık çiftliği kurup şimdi ortamı aile restoranına çevirmesinden girdi, ceviz tarımının finansal açılımlarından ve karşılaştırmalı mali tablolardan çıktı. ballandıra ballandıra anlatıyor. anadolu tipi hayali yatırımcı. olmayan paralarla sürekli iş kuruyor kafada. bakın hanfendi, ceviz çok özel bir ürün. dışındaki yeşil kabuk kimya sanayinde kullanılıyor, iç kabuğu mdf’cilerin dolgu maddelerinden, eh cevizin de kilosu kaç lira malum, altın gibi mübarek diye diye kafama girdi mi sana! resmen hipnotize olmuş vaziyette, etkinlik dönüşü sahibinden.com’da ceviz bahçesi bakmaya verdim kendimi. ki ceviz ağacını incir ağacından ayıramayacak düzeydeyim. yaşını başını almış bahçeler inanılmaz pahalı. 30-40 dönüm 300-400 bin tl. kim kaybetmiş ben bulmuşum. ama işte bu çılgınca arayışlarım esnasında bilecik’te 8500 tl’ye 4,5 dönüm bir cevizliğe rastladım. önce google maps’ten bilecik nerdeymiş diye baktım tabi. pek ünlü bir ilimiz sayılmaz. çok uzak olmadığını gördüm. sonra açıklamayı okudum, sahibi resmen destan yazmış. çok içten. çakma bir ilan olmadığı da belli. bir merakla aradım ve sonuçta ilk defa konuştuğum bu kişi bende anında güven duygusu uyandırdı. gayet makul şekilde anlatıyor, bütün sorularımı cevaplıyor, ille gelin buraları bir görün, almasanız da olur diyor.

o gün benim için ikinci bir kader anıymış ama bilmiyordum. çok sonra anladım. nedense bazen içimiz bir şeylere %100 evet derken bile birilerinden fikir ve onay almaya ihtiyaç duyarız ya, işte benim hayatımda bu türden son majör ihtiyaç anı bu oldu sanırım. o gazla hemen bu işlerde aklına fikrine güvenebileceğim 2-3 kişiyi aradım, durumu anlattım. hepsi, ama hepsi, aynı şeyi tembihledi: sakın alma! köylü adamlarla uğraşamazsın, başın ağrır, kazık yersin vs vs vs. herkesi tek tek dinledim. sonra cevizciyi yeniden aradım. o gün cuma’ydı. pazartesi günü geliyorum ben dedim. çünkü bütün hücrelerim el ele vermiş bilecik’e doğru yola çıkmıştı bile. öyle bir his. isterse bütün dünya karşı dursun.

pazartesi sabahı otobüse binip izmit’e gittim, ruhi bey’in (artık tanış sayılırdık) ofisi oradaydı. o ve bir arkadaşı beni arabayla otogar’dan alıp bilecik’e götürdüler. yol boyu muhabbet. hayat hikayeleri anlatıldı ve dinlendi. her bahçede durup dalından kopartarak erik, kiraz, şeftali yendi. son derece samimi, gönlü zengin, kendi hayat gailesinde insanlar. 2 saate benim müstakbel bahçeye vardık. 900 metre yükseklikte sırtını çamlı bir yamaca yaslamış, uçsuz bucaksız bir vadiye bakan, ne bir eve ne bir köye komşu, hiçliğin ortasında bodur bodur ceviz fidanları. bayıldım! kimisi ev almaz komşu alır. ben yalnızlık ve huzur peşindeki yaban kategoridenim. tee bilecik’lere gitmişim, son arzum meraklı komşu teyzeler, kıraathane kuşu dayılar, yaygaracı çocuklar. bir şehir insanı olarak bu her yerden ırak bahçeyi görünce depresyona girip ‘oldu, geri dönelim madem’ diyeceğimi düşünen ruhi bey’i şoklara sürükleyerek hemen o dakka ‘oldu, alıyorum’ dedim. sanırım ruhi bey bana ancak tapuya vardığımızda inanabildi. o akşam saat 6 itibariyle bir elimde plastik dosyadaki tapu senedi, diğer elimde ruhi bey’in ille de hediye verdiği 8 kiloluk kiraz kolisi ve suratımda dünyanın en şapşal gülümsemesi, izmit otogarında istanbul otobüsü bekliyordum.

aylar ayları kovaladı. ruhi bey’le sürekli irtibattayız. birkaç kez bahçemi ziyarete gittim. hep aynı özen, güleryüz, samimiyet, ikram. birkaç ay sonra tesadüfen bu alışverişimden bahsettiğim ve işinden yeni ayrılmış olan seçil (aslında birçok arkadaşıma bahsetmiştim de yatırım kafası zorla bulaştırılan bir şey değil. insanda ya var ya yok.) hemen ertesi hafta kendi tazminatıyla bir bahçe almak üzere yola çıkmıştı bile. o zamandan bu zamana tam 4 arkadaşım aynı yöreden ceviz ve kiraz bahçeleri aldı. onların arkadaşları da onları takip etti. işte bu şekilde yavaş yavaş bilecik’teki müstakbel komşularımızı kendimiz oluşturur hale geldik. köy dedeleri gibi mahsul gelirlerimizi hevesle bekliyoruz her yıl.

* bu ilk cevizlikten 1 yıl kadar sonra banka kasasında pinekleyen düğün sonrası altınlarımızı bozdurup aynı yöreden 2. bir arsa aldım. bu kez üstünde ceviz filan yoktu. düz toprak. 12 bin tl’ye aldığım bu arsaya 6 ay içinde talip çıkınca 20 bin tl’ye sattım gitti. o parayla istanbul-ankara yoluna komşu, daha küçük ama değerlenme potansiyeli daha yüksek başka bir arsa aldım. şu anda 3 yıldır beklemede. 100 bin seviyesine ulaşınca vedalaşıp başka bir yatırıma koşacağım. 1 milyon dolar değil ama bakarsınız başka türden yaratıcı girişimlerin başlangıcı olur.

* bütün bunlar olup biter, biz her yıl saadet zinciri misali genişleyen ruhi bey & dadaşlar ekibimizle sevgi, heyecan ve tarım voltranını oluştururken, benim stüdyo dairedeki hostes kiracı çıkıyorum demesin mi? ayda 350 tl olan kira gelirimin yokluğu bütçemde fırtınalar koparmasa da, emlaktan soğumam tam bu döneme rastlar. yeni kiracı bul, orayı burayı yaptır, badana boya ettir süreçleri feci şekilde gözümde büyüyordu. işte o günlerde ruhi bey’i aradım ve acaba elinde benlik bir şeyler var mıdır diye sordum. 66 bin tl’ye 2 dönüm 100 ağaçlık bir kiraz bahçesi olduğunu öğrenince benim evin kaderi çizilmiş oldu. o dakka vedalaştım ve birkaç hafta içinde (aldıktan 4 sene sonra) evi 70 bin’e okuttum. çok matah bir kâr sayılmaz. ama o dönemde ancak bu kadarı mümkündü. benimse 3’e 5’e bakacak halim yoktu. evden kurtulmak kirazlara kavuşmak derdindeydim. zira bu bahçenin yıllık mahsul getirisi 15 bin tl civarında idi. benim kira geliriyle kıyaslayınca tereddüte yer kalmıyor bence. bahçe kendini 4 yılda kompanse ediyordu.

* hanımağalık sürecimin son yatırımı ise, geçen yılki mahsul gelirlerime mahsuben aldığım 1 dönümlük 4 yaşındaki yeni cevizlik oldu. lise arkadaşım ılgar’a bahçe almaya gitmiştik. ben de klasik arkadaş yancısı ve ortamın kaynaştırıcısı. ruhi bey benim ilk cevizliği çok sever, şu an boyu 3 metreyi aşan bakımlı ağaçlarla dolu bahçeyi herkese örnek bahçe diye gezdirir. ılgar’ı da önce oraya götürdü. tam artık dönüyoruz, benimkine komşu cevizliğin ihtiyaçtan 25 bin tl’ye satılık olduğunu öğrendim. o dönemde (ilkbahar) o kadar nakit param olmasa da olaylar gelişti. yaz sonu alacağım mahsul parasını ruhi bey’e gönül devri yapıp akşamüstünü yine tapuda bitirdim. ılgar’a diye gitmiştik, ben de bahçelenip döndüm.

şimdilik yatırımlarım bu kadar. bundan sonra bir süre mahsul gelirlerimi yemek ve böylece sevmediğim işleri hayatımdan ayıklamak niyetindeyim. ruhi bey’i tanımasaydım, veya tanıyıp da güvenmeseydim, bunların hiçbiri olmazdı. bana sakın alma diyenler, sonradan bu işin ne kadar verimli ve düzgün bir şekilde ilerlediğini öğrenince kafayı taşlara vurmadı değil. insanlar bilecik maceralarımı dinleyince sık sık ‘ama sen şanslısın, karşına ruhi bey gibi güvenilir bir insan çıkmış, bu işlerde dolandırıcı çok’ der. fakat bence buradaki mesele şans değil. şans her an hepimizin karşısına çıkabilir. mesele güvenmek ve risk almak. evet, 4,5 dönümlük cevizliği acilen satılık olduğundan 8500 tl’ye bulmak her dakka olmaz. ama çoğu insan risk almaktan o kadar çekiniyor ki bu şartlarda bile satın almayı başaramıyor. burada meblağın küçüklüğü bir başka avantajdı belki. kaybedeceğim miktar azdı. en kötü ne olabilir, baktım umduğum gibi çıkmadı, en azından aldığım fiyata satarım diye düşündüm. toprak sonuçta, azalacak değil. ne mutlu ki her şey tıpkı ruhi bey’in söz verdiği gibi gelişti ve ruhi bey’in kendisi hayatıma hep güzellikler getiren, ailecek görüştüğümüz bir dosta dönüştü. ekibini genişletti, şu anda 600’den fazla bahçenin bakımını organize ediyor. civar köylerdeki işsiz köylüleri yetiştirerek hem yörede istihdam sağlıyor hem de hepimize gayet uygun fiyatlara bahçe bakım hizmeti veriyor.

sizin yatırım tercihleriniz çok farklı olabilir. gayrimenkul, arsa, borsa, altın, dolar, hisse senedi… benim gönlüm toprağı seçti. hayat karşıma topraktan yana fırsatlar çıkardı. 4 duvardansa meyvesini yiyebileceğim ağaçlara yatırım yapmak beni daha çok cezbetti. fiyatlar elbette olayların yaşandığı yılların ekonomik şartlarını yansıtıyor. ama bu durum sizi yıldırmasın. çünkü durup bir hesap yaparsak, aslında şu anki asset’lerimin kaynağı 7 yıl önce alınmış kıçıkırık bir stüdyo daire ve 10 bin tl gibi gayet uyduruk bir tazminat. toplam 63 bin. katiyen önemli bir para değil. bugün zaten değil de, o zaman da değildi. gerisi hiçkimseyi dinlemeden heyecanını takip ediş ve ilk fırsata göbekleme dalış. sonrası harika bir dostluğun ve güvenin sadece bana değil kaç arkadaşıma gelir kapısı, mutluluk kaynağı, kaçış planı olması.

virginia woolf her kadının kendine ait bir odası olmalı der. bence her kadının kendine ait bir banka hesabı ve (bu işe heyecan duyan kadınların) oyun oynayıp risk alabileceği yatırımları da olmalı. bakın heyecan önemli. bunun üzerine biraz mesai yapmak, kendini yoklamak lazım. sizi çeken yatırım aracı ille de doğrudur ve çok kazandırır demek istemiyorum. büyük ihtimalle kazandırır. en azından gönülsüzce iteklendiğiniz bir yatırım aracından daha çok kazandırır. ama asıl önemlisi, zarara girseniz bile bu deneyimden alacağınız paha biçilmez dersler…

bu yolda size daima yapma etme diyenler olacak. bu insanların endişelerini sahiplenirseniz bir arpa boyu yol gidilmiyor. felaket tellallarını bertaraf etmek adına 1) kimseye bahsetmeden 2) küçük meblağlarla yatırım yapmayı tercih edebilirsiniz. son kuruşunuza kadar her şeyi bir anda tek bir yatırıma gömmek, eğer yatırım konusunu ilk defa bu yazıyla düşünüyorsanız, sizin için en doğru karar olmayabilir. keza şimdi gaza gelip biraz bulaşınca aslında yatırıma gönülsüz olduğunuzu, sizin için fazlaca stresli olduğunu fark edebilirsiniz. zorla güzellik olmaz. o zaman ufaktan bileşik faizi tırmalayın derim. kaybedeceğiniz hiçbir şey yok. kazanacağınız çok şey var.

nasıl varyemez oldum?” için 18 yorum

  1. Hiç o hırs yoktur bende diye düşünürüm……fekat bir an heyecanlandım yahu…
    ben vadeliye para koyup ohh şükür diyenlerdenim aslında…ama keşke daha cesur olabilseydim 🙂
    bu arada kesinlikle hemfikirim. Sevgiliden ayrı bütçe olmalı bir kadında..elbette zor zaman olur sevgiliye destek olursun ama ayrı bir dünyası olmalı kadının
    yazdıklarının enerjisine hayran kaldım yaa 🙂

    1. vadeliye para atıyorsan süper! zaten herkesin rahat ettiği yöntem farklı. asıl mesele paranın bizi değil bizim parayı idare etmemiz.

  2. içinde uyuyan güler sabancı’yı uyandırma ama hakikaten bağ bahçe güzel iş. ben kendi adıma banka hesabı açmayı akıl etsem de, biriktirmediklerimi harcamak yerine, harcamadıklarımı biriktirdiğimden çok yavaş ilerliyorum. e zaten gelir de malum tabii. bir de kenara para koyarken hep bir gün zor duruma düşme korkusuyla hareket ediyoruz. bırakalım efenim bunları. yok öyle zor durum falan. hayat standardımızı yükselmek maksadıyla, ohh keyif için yapalım bunu. mesajın sahibi anlamıştır umarım 🙂

    1. çok doğru bir tespit: parayı kötü gün için biriktirme düşüncesinden kurtulmalı insan. kötü günü çekmeye başlıyoruz yoksa. hedef: keyif!

      güler sabancı’ya koptum bu arada =)

  3. Tam yıllık bütçemi düzenlemeyi ertelediğim günler, tam bugün bindiğim taksici bana “cesaret sermayenin yarısı” demiş ve kafamda bazı nöronlar ilk defa el ele vermiş. Tabii ki ölçüp biçmek gerek, hesaplı risklere girmek demek. Mesela ben bilirkişi olarak saptadığım herkesin “sakın yapma” demesiyle durabilirdim. Ama tabii insanın diğer taraftan edindiği olumlu izlenimin ağırlığı da önemli. Çok faydalı ve ilginç bir posttu, kendi adıma çok teşekkür ederim.

    1. küçük joe, bak bence bu bir işaret, hatta taksici de var, etti sana 2 işaret! belki bu yıl bütçende farkı bir gelişme olacak, belki de daha önce hiç almadığın bir risk alacaksın.

  4. Ege Hocam

    Hikayeni bir su gibi içerken yine güldüm baya =) Varyemez gibi altını sevenlerdenim ben. Şayet hep artışta olması ve özellikle son dönemde durduğu yerden bu nedir ya dedirtecek tatlı paralar getirmesi yüzümü güldürüyo. Kurumsalı bıraktığım ve elime geçen tazminatımla finansallarıma yeni bir gözle baktığım dönemde bankada ki müşteri temsilcimi arayıp günlük yatırım rehberini göndermelerini ve neler yapabiliriz üzerine ara sıra beni aramalarını rica ettim. Piyasalara göre altındaki parayı al çek bekle sat satın al şeklinde oyunlar oynamak ve sürekli kazanmak (çok nadir az bir kayıp yaşanabilir ama sıkıntı yaratmaz bünyede) beni de bahsettiğin gibi daha çok harcama yapacağımdan değil ama büyüyen bu para ile istediğim zaman çalışma istemediğim zaman inziva kafasına sürüklediğinden mutlu ediyor. Bu yazıyı kendi klasmanlamamda ”başka fikirler” başlığı altına koydum bacım =)

    1. dicot the golden trainer! işin sırrı tazminat galiba yaa. böyle havadan gelen para daha kıymetli oluyor, insan kolayca yatırım kafasına giriveriyor. sen altından devam o zaman. daha bu paracıklarımıza güvenip bitli aşram köşelerinde sefil olucaz beraber hemşirem, yapılacak listemiz uzun biliyosun 😉

    1. Bağ evi için Kula’yı adres gösteriyorum.
      Hatta yanikulke.com’daki otele bir bak istersen. <3
      Bozcaada'da istersin sen şimdi 😀

      1. uff buraya mutlaka yolu düşürmek lazım, tam kafa dinleme yeri! ama ben bağ evimi kendi yaban bilecik topraklarımda düşünüyorum hemşirem, bozcaada fazla ‘in’ kaçar =p

  5. 1. Varyemez resmini görmek beni çocukluğuma götürdü çok mutlu oldum.
    2. Senin parayla olan ilişkine bilimsel bir açıklama getiriyorum sıkı dur: Tam bir “Boğa” davranışı 🙂 5 yaşındayken bayram paralarını, her tür cep harçlığı ve para üstünü biriktirerek annemden 100 Dolar almasını isteyen kardeşim bugün hala ailenin en zengin insanı 🙂
    3. Societe General’e gidip kendi adıma bir hesap açmak için randevu aldıktan sonra (dikkatini çekerim hesabı açtım diyemiyorum. Randevu!) bu yazıyı okumuş olmam da ma-ni-dar! Yine kalvyene sağlık.

    Keyifli hafta sonları Egec’cim!

    1. boğa’lık bunu gerektiriyordu aslında, haklısın valla deniz. kardeşine çok güldüm! benim kardeşim de boğa, fazla gelen köftelerimi para karşılığı yerdi piçoz – 5 yaşında falandı daha. ona kıyasla sonradan açıldım sayılır, boğa’lığımı 30 yaşımdan sonra paraya çevirebildim.

      sana SG’de iyi şanslaaarrr. ihtiyacın olacak :p sakin ol, derin derin nefes al, evrak çantan da tamsa bu hafta belki bir banka hesabın olabilir.

  6. mrb, herhalde bu blogu 2,5-3 sene önce okumaya başlamıştım, ki nispeten daha iyi bildiğim 2 blog varsa 1.mahfihoca 2.sen. benim arayışım dolap düzenleme, hayat kurtaran 10 kıyafet vs üzerineydi. demek ki bu kelimelerden biri, beni bir yazına götürmüş ki, o gün, o güne kadarki tüm yazılarını okumuştum. sadelikten kapsüle, gezme tozmadan, elma sirkeli öksürük tedavisine, iş hayatına bakıştan cevize kadar herşey için özet yorumum “tam benlik”. hayat kurgusu yaklaşık olarak benzeyen ve dünyaya bu minvalden bakan insanların yazdıkların için aksini düşünmesi zaten mümkün değil diye düşünüyorum. ki bu benzeyiş ve arayış bizi bu sayfaya getirmiş olmalı. aklımda kalan çok not var ki dönüp dönüp okuyorum bazen. hatta bu konulara biraz ilgili olanlara tavsiye blogum. günümüz tabiri ile, sessiz ve sıkı takipçinim yani 😉 bu günkü yatırım özeti niteliğindeki yazında ayrı güzel. vurucu kısmı ise içerikten bağımsız olarak, varyemez amca. resimle birlikte kısa bir an herkes çocuk haline gidiyordur sanırım.. içeriğe gelince: “hala var mı bi 3-5 dönüm, komşu olalım” diyeceğim. o kadar etkilendim. benzer bir sürü işin, olayın, hatta ceviz ve kiraz için uygun bir çevreninde içinde olmama rağmen, onlardan değil de burada yazdıklarından feyiz almam hatta fena gaza gelmem de hayli enteresan! benim için mütevazi ölçekte bir nevi yaşam koçluğu, yatırım danışmanlığı, gezi rehberliği yapıyor gibisin, daha ne olsun.. sevgiler

    1. mehtap, sabah sabah 40 tane sevimsiz işe uyandım ve yorumunu görmek gerçekten moral oldu, çok teşekkür ederim! aklımda, hayatımda neler dönüyorsa buraya da yazmaya çalışıyorum. bana zaten iyi geliyor ama başkalarına da iyi geldiğini bilmek güzel. bilecik’te toprak çok, komşu olmak istersen mail at bana, seni doğru kişiye yönlendireyim. en sessiz ve derinden sevgilerimle =)

  7. Ben bu yazıyı nasıl görmemişim ya!

    Daha geçen gün birine dedim ki, “piyangodan 100bin lira çıksa koşup gerçekleştireceğim bir hayalim yok, gider bankaya koyarım.” Bir başkasına acıklı gibi gelse de durum tam olarak bu. Ama hayalsiz olduğumdan değil, aslında tam da istediğim gibi yaşadığımdan. Ne oturduğumdan büyük ev isterim ne de gücüm yetmiyor diye gezemediğim bir yer var. Hemen bugün Kamboçya’ya gitmiyorsam sadece üşendiğimdendir (: Ama paranın durduğu yerde çoğalan bir oyuncak olması fikri beyin kıvrımlarımı kıpırdatıyor ve senin böyle bir durumun olduğunu hiç bilmiyordum (:

    Neyse, bıraksan bi bu kadar daha yazarım. Yatırımlarından öpüyorum 😀

    1. niye acıklı olsun ayol, şahsen aynısını yaparım. koy parayı bankaya, uyut büyüt, yatırımlara koşşş. tam da istediğimiz gibi yaşadığımız ve bunun farkında olduğumuz için şanslıyız bence.

      kamboçya’ya üşenmenden öperim ben de 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir