kutsal annelik müessesesi hakkında

Kategoriler ontolojik

motherhood-single-mother-mothers-day-childless-funny-ecard-Pw9

rutin jinekolojik muayane sonrası doktor bey “çocuk yapmayı ertelemeyin” dedi. en bi kariyer kadını hastaları bile çocuk yaptıktan sonra “yüce rabbim ah neden ama neden daha önce yapmamışım” oluyor, kafasını taşlara taşlara vuruyormuş. “bir kadının tam anlamıyla kadınlığını yaşadığı en büyük mutluluğu çocuktur sonuçta” dedi bana adam. evet, adam! “ama ben zaten böyle çok mutluyum, hiç de eksik hissetmiyorum” dedim. bu lafımı bile çevirdi, “ay böyle diyenler çok iyi anne olurlar” diyerekten ağlara gönderdi. ille de çocuk yaptıracak.

bu ‘bir kadının doğurganlığı onun başının tacıdır’ yörüngesinde gezinen muhabbetler büyük eğlence vesilesi. tam da bu doktor eğlencemin öncesinde füs’te kaldığım gece tesadüfen yine çocuk muhabbeti yaptıydık. türk anaları kusura bakmasın, analığı kişiliklerinin ayrılmaz bir parçası görmekle birlikte çoğu çocuk yetiştirmeyi beceremiyor. ota boka zırlayan, her istediğini yaptıran, her şeyi kendine hak gören, ekseriyetle hiperaktif, değilse obez, o da olmadı dikkat yamulması olan tosuncuklar yaratıyorlar. bu tabloya dışardan bakınca da, çocuk yapmayı istemek kulağa ciddi bir mazoşizm belirtisi gibi gelebiliyor.

füs’ün fransız arkadaşı muhteşem bir laf etmiş: bizde bir çocuğun altı temizse, karnı toksa ağladığı zaman asla başına koşup pışpışlamayız, hatta umrumuzda olmaz. çünkü bunu bir kez yaparsak o çocuk artık sittin sene her istediğini yaptırmak için ağlar durur demiş. ne diyelim, kuzey avrupalılar çocuk yetiştirme konusunda hakkaten nirvanada. veletler akşam 7-8 dedin mi banyosunu yapıp yatıyor. ben yatmak istemiyorum gibi bir mızmızlanma opsiyonları da yok. büyüsün, hayatını kursun, isterse hiç uyumasın. ama ana-baba ocağında my way or highway kuralı işliyor.

füs’le temas ettiğimiz bir diğer konu başlığı canından çok seveceğin bir şey olarak çocuk, iki, yaşlanınca yalnız kalmayayım diye yapılan çocuk. beni birinci madde, füs’ü ise ikinci madde düşündürüyor. neyse ki çok üzerinde durmadan düşünüyoruz. “80 yaşımda bana baksın diye yapıcam ama belki de 40 yaşımda ölüp gidicem, 10 yıl boyunca kusmuk temizleyip kapris çektiğimle kalıcam” diye bağladı füsun’um. yaşlanınca bana bakar diye çocuk yapacak olanların dikkatine.

bana gelince kendimi çocuksuzum diye yarım veya eksik hissetmiyorum. keza yalnız olduğum dönemlerde sevgilim olmadığı için yalnız hissetmediğim gibi. ben kendi kendime her durumda mükemmelen tamım. hepimiz de öyleyiz bence. sadece bunu görmek, kabul etmek ve seçimlerimizin sorumluluğunu almak istemiyoruz. belki de yaptıklarımıza ya da yapamadıklarımıza bir çocuğu/sevgiliyi/karıyı/kocayı bahane etmek kolayımıza geliyor. yoksa bizi fulltime kendimizden daha çok kim sevebilir ki? (annemiz diyenler için romantizm oscar’ı siparişlerini verdim.)

bir gün çocuk yaparsam bunu onun üzerinden hayata fiyakalı bir imza atmak için değil, biri bana muhtaç olsun ve manyakça sevsin diye de değil, sadece hayattaki binlerce ihtimalin birini daha denemek için yapacağımı biliyorum.

kutsal annelik müessesesi hakkında” için 8 yorum

  1. emin değilseniz yarardan çok zararı olur bence, çocuk bakmak, yetiştirmek çok zor çünkü. ama emin olacağınız zaman gelecek mi, ona da emin olmak zor :))

    kızım dünyaya geldiğinde bizim için her şey değişti, ilk iki yıl bana acayip zor geldi. oysa eşimle isteyerek karar vermiştik bebek yapmaya, istediğimizi zannettik herhalde. ama küçük bir bebeğin sorumluluğu, o büyürken artan sorumluluklar çok zor. kaç defa anneliğimi sorguladığımı, çok kötü bir anne olduğumu düşündüğümü hatırlamıyorum bile. hayatının bir döneminde iyi bir anne olamadığını düşünmeyen bir anne de yoktur herhalde.

    neyse lafı uzattım. diyeceğim şu ki, şimdi kızım dört buçuk yaşında ve anneliğin keyfini şimdi yaşıyorum. o zor gelen şeyleri atlattıktan sonra çocuk, tam bir aile olunduğunu hissettiriyor gerçekten de.

    bir de bi şey daha, ne bana bakacak biri olsun diye, ne bana ihtiyaç duyan biri olsun/ çok seveceğim biri olsun diye yapılmalı çocuk bence de. ne ileride size bakacağının garantisi var ne de sizi çok seveceğinin/ sizin onu çok seveceğinizin garantisi. o bambaşka bir birey olarak giriyor hayatımıza aslında, anne baba olarak biz ona hayatını kendi başına yürütebileceği zamana kadar eşlik ediyor, yardımcı oluyoruz sadece.

  2. fafatuka, son paragrafınıza tamamen katılıyorum. gerisi herkes için çok bireysel bir deneyim oluyordur herhalde. başkasına zor gelen bize kolay, başkasına kolay gelen bize zor gelebiliyor.

  3. bi çoçun gerekliliğini sadece yeğenim bizde kalıp, evine döndükten sonra anlıyorum. evde başka bi ses, neşe oluyo. ama tabi o sesi vermesi içinde muhakkak bikaç sene yaygara yapması, abuk sabuk zamanlarda uyanıp insanı uykusundan etmesi, ateşlenmesi, su çiçeği olması fln lazım. ha bi de unutmadan kimseye göstermediğin sabrı göstermen gerek. çoç sahibi arkadaşlarımın iddiasına göre çoç rahme düşünce annenin duyuları köreliyomuş; bok kokusuna karşı bağışıklık o şekilde gelişiyomuş 😛

  4. ada'da yaşayınca bok kokusuna karşı bağışıklık otomatikman gelişen bi özellik – hemi de at bokuna :p ben 2-3 yıldır anne körelmişliğine sahibim şu durumda. bi doğurması kaldı hemşire!

    ceroş, doktorumun tespitlerine göre senin gibi 'yapsam da olur yapmasam da' kafasındaki kadınlar geleceğin en şükela anaları olacaklar biliyorsun, yılın annesi olmaya hazır mısın 🙂

  5. yılın kaltagı olmaya hazırım ben be! yılın annesi olmak bana göre degil :
    hayır sen benim bitchy halimi hiç görmedin, kurtlu biliyor. :p

  6. ooo daha da iyi ya, kızına hanımefendilik etiketi altında 'kendini nasıl satacağını' öğreten ikiyüzlü anne ekolüne alternatif olarak damardan gerçekleri veren, göte göt diyen anne olursun!

  7. :)) tam iyidir. Hangi biçimde hissettirecekse sana öyle olmalı. Bir gün çocuğum olsa dersen onunla başka bir 'tam'lık biçimi yaşamak istediğin için olacak. Hayat çok garip ve heyecanlı tam da bu yüzden. Her kavram içimizde değişmeye devam ediyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir