yeni hayat‘tan sonra uzunca bir süre orhan pamuk’tan keyif alamamıştım. taa ki masumiyet müzesi‘ni okuyuncaya kadar. bu son roman, beni içine çekti ve uzun süre bırakmadı. ada yolculuklarımdan birinde bitirdim, bostancı deniz otobüsünün bütün o ciddi ortamına rağmen gözyaşlarıma da engel olamadım. ne zamandı, hatırlamıyorum. yine birtakım planlar yapılmış ve tarafımdan itinayla bozulmuş muydu, yoksa henüz hiçbir şey olmamıştı da her şeyin arifesinde miydim, hatırlamıyorum. sonra kitabı birisine ödünç verdim ve belli ki geri almayı unuttum. ama romanın birçok yerini hala hatırlıyorum. hele de kurban bayramlarında… çünkü benim için kurban bayramı da, anlamına masumiyet müzesi‘yle kavuşmuş bir bayram.

“çok değer verdiğimiz, üzerine titrediğimiz en kıymetli bir şeyi, birisine sırf onu çok sevdiğimiz için karşılıksız olarak veririz” ve “çok sevdiğimiz bir varlığa hiçbir karşılık beklemeden en değerli şeyimizi verirsek, işte dünya o zaman güzel olur” diyordu bu roman. ve sonraki 500 sayfa, kemal’in füsun’a kurban ettiği gençliğini, hayatını anlatıyordu.

ben de bu bayram, üzerinde klimt‘in the kiss‘i olan ipek eşarbımı, vakti zamanında üzerimde görüp çok beğenen bir dostuma hediye ettim. karşılıklı gözyaşlarıyla ve özlersem geri almak şartıyla. ama geri almayacağımı biliyorum. ne yeniden takmaya elim varıyordu, ne de kıyıp atmaya. geçmişin hatıralarıyla ağırlaşan ve yüreğimi burkan bu benzersiz eşarp şimdi benim için kurban, dostum için armağan. dünya daha güzel olacak mı, yaşayıp göreceğiz.

kurban” için 1 yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir