kapsül raporu – III

Kategoriler simple living, style

bir kapsülün daha sonuna gelmek üzereyim. beklenmedik bazı gelişmeler dışında 33 parçamı 3 ay boyunca döndür döndür kullandım. zaten birlikteliğimiz ağustos sonuna kadar sürecek ama bu tembel pazar gününde vakti bol bulunca raporumu hazır edeyim dedim.

bu kapsülde neler yaşandı: aslında yaşadığım en büyük hezimet, yıllardır giydiğim 2 tişörtte ve henüz ilkbaharda aldığım gri california tişörtte beliren minik deliklerdi. yıkandıkça garip bir şekilde delindiler. ya da giyerken delindiler de yıkandıkça mı belli oldu bilemiyorum. dikenler içinde bir hayat yaşıyor da değilim, nedendir anlamadım. sizin de başınıza geliyor mu? ben bu durumu tişörtlerin dandikliğine verme eğilimindeyim. zara-mango tişörtlerin ömrü kelebek misali. ama levis’tan bunu beklemezdim doğrusu. tişört konusunda net bir gözlem ve kaçınılmaz tavsiyem gelsin: en kaliteli ve en uzun ömürlü tişörtlerim topshop ve cos marka olanlar. defalarca giyilse ve yıkansa bile bana mısın demiyor.

böyle minik minik bi sürü delik

kapsüle taze kan: yazın ortasında başıma gelen delikler sonucunda acilen 1-2 tişört almam gerektiğinde taa ajans günlerimden tanıdığım sevgili zeynep’in arkadaşlarıyla birlikte kurduğu markası basic&co‘yu denemeye karar verdim. ekte eşkalini paylaştığım 3 yeni parçayı kapsülüme ekledim. basic&co ürünleri zara-mango dadaşlarına kıyasla çok daha tok bir dokuya sahip. kesimleri de sade ve kullanışlı. gri ve beyazı daha şimdiden kaç kere giydim ve yıkadım, ne sarktı ne gevşedi ne delindi. çizgilinin modeline de bayıldım ancak en küçük bedeni bile oldukça genişmiş. ben zaten 1,5 metre civarındayım, bol şeyler giyince ortadan kayboluyormuşum hissi geliyor. yaz sıcaklarında sık sık giydim ama aslında tercihim daha dar bir kalıptan yana olurdu.

basic&co bebekler

medikal gelişmeler: yaz ortasında başlayan tırnak tedavim sebebiyle podolog deri ayakkabı giymemi yasakladı. bu da ikinci hezimet oldu. krem rengi bootie ve siyah deri slipper ağustos’tan itibaren dolap bekledi. yazın çoğu birken’lerle geçti. bir de kapsüle koymadığım (zira sadece köpek gezdirirken ve çarşıya manava giderken giydiğim) bez toms’lara izin çıktı. 33 parçama dahil değildi ama zorunluluktan giydim.

unutulmaz bir göz dönmesi anı: Bayram tatili dönüşünde taba rengi deri çantamın arkasında tuhaf bir leke peydah oldu ki fark edince yıkıldım. işte tam da bu üçüncü hezimeti müteakiben massimo dutti’de harika bir deri çantayla göz göze geldim. boy, endam, renk, model hepsi tam istediğim gibi. kıydım paracıklarıma. pişman değilim! gerçi birkaç hafta sonra baktım diğer çantanın lekesi kendi kendine hafiflemiş. yaradanın işlerine akıl sır ermiyor vesselam.

seninle ciddi düşünüyorum

favori parçalar nelerdi: aslında 33 parça yine fazla geldi. bazılarını çok az kullandım. ama birkaç parça vardı ki resmen üniformam oldu. işte o parçalar…

bir yaz böyle geçti: 10 numara 10 parça

önümüzdeki maçlar: yeni kapsül için kombin örnekleri toplamaya başladım bile. denemek isterseniz siz de bana katılın. sonbaharı nasıl yaşamak istiyorsunuz? neler yapacaksınız? nerelere gideceksiniz? önce bir kağıda bu soruları cevaplayın. daha sonra pinterest veya dergilerden seçtiğiniz kombinleri bir araya toplayın. yan yana geldiklerinde nasıl bir kapsül istediğiniz de ortaya çıkacak. geriye kalan, gardrobunuzdaki parçalarla işte budur dediğiniz kombinler arasındaki eksikleri tamamlamak. çoğunlukla 3-4 parçayla hayalinizdeki gardroba kavuşabilirsiniz. bu süreçte tavsiyem, ucuz ve kısa ömürlüler yerine kaliteli ürünlere yatırım yapmak. bütün eksikleri tek seferde tamamlamak bütçenizi zorlayacağından belki de her ay sadece tek bir ürün alarak ilerleyeceksiniz. ama alacağınız her ürün tam da hayalinizdeki gibi olacak.

gardrop felsefeleri: aslında bu gardrop işine bir nevi müze veya sergi küratörlüğü gibi bakmak da mümkün galiba. sonuçta seçim sizin, istediğiniz parçaları bir araya getiriyorsunuz. hangi eserleri seçeceksiniz, hangilerini bir arada sergileyeceksiniz, hangileri vermek istediğiniz mesajı tam olarak yansıtıyor… olaya böyle yaklaşınca nasıl ki müzenize hasar görmüş bir eseri koymak istemezseniz delinmiş tişörtler, lekeli çantalar da out. farkındayım çok elitist bir yaklaşım oldu. ama durun yaa, çağdaş sanatı düşünüyorum da, benim gardrobumdaki birçok parça daha anlamlı bence. o yüzden teşbihimin arkasındayım!

kapsül raporu – III” için 10 yorum

  1. Sevgili Japon Kedi,
    Sayende ben de artık kapsüle yavaş yavaş geçiyorum. Benim gibi ne giyeceğini bilemeden gardrop önünde ağlama mallığını gösterebilmiş birine büyük imkanmış. Teşekkür ederim.
    T-shirt'ler konusunda ben de sana katılıyorum. Yaz başında alıp sadece 3 kere giydiğim t-shirt bile delindi. Niyeyse hep göbek kısmında bu delikler çıkıyor.

  2. sevgili berna, hoşgeldin! kapsül gardrobun işine yaramasına çok sevindim.
    delikler konusunda kesinlikle aynı durumdayız, benimkiler de hep göbekte. nedir bu yaa? inditex group, bize bir açıklama borçlusun.
    bu arada o mallık dediğin durum sadece senin değil hepimizin şanlı tarihinde yazılı, hiç merak etme 🙂 sevgiler

  3. Merhabaa! blogunuzu yeni keşfettim, en baştan okuyup yorumlayacağım ancak tişörtteki delik sorunsalı hakkında bir olabilite beyan etmek istedim. pantolonların fermuarlarını kapatıp (yıkanırken açılmayacağına emin olacak şekilde) düğmelerini ilikleyip yıkayınca tişörtlere zarar vermiyor diye biliyorum. Belki sorunu çözebiliiir! 🙂

  4. Bloğunuzu yeni keşfettim ve anlatım tarzınıza bayıldım.Sadeleşme süreci içindeki biri olarak gardrop için ‘ sergi küratörlüğü’ kavramı hoşuma gitti

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir