basbakir bir koydan ve yosyogik bir tatilden döndüm canlar. aç döndüm, kabız döndüm ama mutlu döndüm. bi kere ekibimiz süperdi. örtmenim başakitom sağolsun, en tatlı yogacıları dertop etmiş, kabak’ta ve yoga matta buluşturmuş. her gün nerdeyse 3-4 saat açık havada başak’ın yoğun disiplini altında yoga ve yoga-terapi yaptık, artık vücutta ne kadar kas, bağdoku, et, kemik, sinir varsa hepsi yol yol açıldı. arta kalan zamanda ise çadır arkadaşım özge ile tatilin büyük bir kısmını uyuyarak geçirdik ki çok ilginç bir durum. yıllarca öğle uykusu uyumadığı için anaokul öğretmenlerinin kabusu olan, pazar günleri bile 9’da zart diye kalkan ben, kabak’ta 2 yoga 2 yemek arası sürekli uyumaktan yüzüm gözüm şiş gezdim. hatta grupçak yapılacak bir mağara gezisi teklifini mağaramdan çıkmayı reddederek geri çevirdim, uyudum. velhasıl özge, ben, yorganımız ve popolarımıza sıcak sıcak temas eden kutsal termaformumuz uyku voltran’ını oluşturduk. şahane dinlendim.

yemek konusu bittabi ki üzdü. kötü değildi ama tam tahmin ettiğim üzre pek hububatlıydı. zeytinyağlı ıspanağa tel şehriye, salataya buğday, çorbaya erişte, öfff. başak ne zaman nasılsınız diye sorsa emrah kaşı yapıp “açııığm” diye mızmızlandım. ne yani, ruhumla ayrılmaz bir bütün olduğum kutsal kabak topraklarında yalan mı söyleseydim?!

4 gün üstü açık tuvalette, alaturka şekillerde hacet gidermekle, 3 mm çapında akan ılıkımsı suyla duş almakla, börtü böceğe açık çadırevlerde uyumakla incilerim dökülmedi elbette. ama fethiye’nin controversial dünyasında ya 8 yıldızlı oteller ya da rasta ekolü… bu rasta ekolü maalesef sadelikle sefalet, rahatlıkla salaşlık, doğallıkla pislik arasındaki çizgileri benim gönlüme göre çekmiyor. oralarda bi karışmış bunların hatları. ot çiçek böcek iyi hoş da bir tuvalet fırçası, bir plastik duş başlığı, bir kupa, bunlar kapitalizmin boynu devrilesice temsilcileri değiller benim gözümde. basit temizlik, insanlık, hoşluk gereçleri. gelin görün ki çiçek-çocuk müesseselere tersler. çözemiyorum. çözemedikçe suçu rastaya, hububata atma eğilimim kabarıyor.

biraz+deniz.jpg

kasım’dı ama şerbetti şuruptu hava. denize girdim, hatta güneşlendim, pembişlendim. banu, duygu, mustafa, semra hanım, başak’ın pek cici annesi, babası ve kızkardeşi… birbirinden hoş yeni insanlar tanıdım. daha ne olsun.

kabak kafası” için 4 yorum

  1. Bayramda bize börekleri, sarmaları zorla yedirirlerken sen yaban ellerde aç mı kaldın 🙂
    Gelir gelmez bi güzel yemek yeseydin şöööyle

  2. euphoric sorma, daha dönüş yolundaki havaalanı transferimiz sırasında şoförü zorla durdurup köfte, pide filan yedik. hatta nerdeyse uçağı kaçırıyorduk tıkınmaktan. bayram sofralarını tam olarak kompanse etmiş sayılmayız tabi ama naapalım artık.

    ayol benim neyim karanlık insafsız merööööp?! gayet aydınlık bir kişiyim 30 yıldır. aynı gittim aynı döndüm, rahat ol 😉

    hevesli, yoga sağolsun sefalete pek odaklanmamaya çalıştık!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir