It’s not a great brItaIn, It’s an alrIght brItaIn

Kategoriler gezi-gözlem

(yazar başlıkta karl pilkington‘dan ilham aldığını belirtmek ister.)

üzerinde güneş batmayan imparatorluktan döneli birkaç gün oluyor. güneşin batmadığı günler geride kalmış. 10 dakka görünüp 3 saat kaybolan güneşe kurban yaşıyor brit’ler. şimdi kısa başlıklarla uk raporuma buyrunuz…

alkol: şeherli ingilizler için alkol hayatın asal bir parçası. işten çıkan pub’a fırlatıyor kendini. daha güneş batmadan içmeye başlayınca da 10-11 gibi pek primetime saatlerde zil zurna sarhoş olanlar mı ararsın, bar önünce kız kavgası mı istersin, al gözüm seyreyle kraliçe’nin topraklarını.

art-fart: bazı mahalleler street art konusunda çok iddialı. londra’nın grafik merkezi brick lane civarında ise ilginç tasarımlara sahip mıncık mıncık binlerce şey bulmak mümkün. hee buldunuz da naapacaksınız, mesele bulmak değil yapmak. adamlar 1 pound’luk su şişesinden cips paketine, aman nolcak işte dememiş, ilmek ilmek işlemiş. packaging-branding konusunda aşmış bitirmiş. mahalle arasında, 3-5 müşteriye fit dükkancıkların bile bir karakteri, birbirinden farkı, ruhu var.

artsy fartsy

 

içen ingiliz ve street art

 

street art

english humour: bu söz öbeği boşuna üretilmemiş. dalgaya meyilli, muhabbetşinas, açıksözlü, güleryüzlü, kibarcık insanlar bu ingilizler. restoranda tuvalet sırası beklerken bile sizle sohbet açmak için bir bahane üretiveriyorlar. iletişim diz boyu. bizim kaldığımız clapham north mahallesinin metro istasyonunda her gün farklı bir özlü söz yazıyorlardı tahtaya mesela. her sabah metroya binmeden önce du bakalım tahtaya ne yazmışlar diye okumak bende hobi haline geliverdi.

the breakfast club

 

the truth

underground wisdom

brit fashion: bende yıllarca insanların bu bulutlu topraklarda çok orijinal şeyler giydiğine dair derin bir yanılsama oluşturan bütün yayın organlarını esefle kınıyorum. her kadında mutlaka bir tayt, ayağında en plastiğinden bi şıpıdık terlik, tırnağında en ergeninden renklerde oje… adamlar desen, hep ama hep dar götlü kısa paçalı pantolon. sanki evden 1.70 çıkmışlar da metroya gelene kadar aniden kilo almış boy atmış 1.80 olmuşlar. bakınız eleştirim bu giysi tercihlerine değil, isteyen istediğini giyer, yakıştıran yakıştırır da. ama büyük çoğunluk bunları giyiyorsa o kadar da renkli ve orijinal bir moda anlayışı yok demektir.

özet: ay çok gönlüm geçmiş avrupa turizminden. nedir yani, her köşe başında bi h&m, bi zara, bi starbucks, turistler, turistler, turistler, dükkanlar, dükkanlar, dükkanlar, restoranlar, kafeler, barlar, tüketim, tüketim, tüketim, ne kadar hoş veya zekice olursa olsun dört bir yandan hücum eden reklamlar, insanlar, insanlar, insanlar… londra da standart bir büyük şehir işte. şaşırtıcı bir tarafı yok. son söz avi’den gelsin: yes, london. you know: fish, chips, cup ‘o tea, bad food, worse weather, mary fucking poppins… LONDON!

It’s not a great brItaIn, It’s an alrIght brItaIn” için 3 yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir