işini sahiplenmek

Kategoriler ontolojik

böyle bir tabir var, mutlaka duymuşsunuzdur. ilk bakışta gayet olumlu. kulağa doğru geliyor. ama yaratıcı sektörlerde son derece asimetrik bir algıya kurban gidiyor. birlikte iş yapma bahtsızlığına sahip olduğum art direktörle ‘doğru bildiğinde direnmek’ten bahsediyorduk geçenlerde.

inandığım bir fikri müşteriye önerebilirim. ama doğru olduğuna ne kadar inanırsam inanayım hiçbir müşteriye kendi bakış açımı bir kereden fazla dayatmam, dayatamam. hatta buradaki fiil bile rahatsız edici geliyor bana. sonuçta her iş bir müşteri için yapılıyor. hedef o müşterinin memnuniyeti. metin yazarı olarak ben ille de kendi şovumu yapmak istiyorsam gider roman yazarım mesela. müşteri o şovun gündelik işlerimdeki muhatabı olmamalı. işim, benden ne isteniyorsa, karşı tarafı memnun edecek en düzgün şekilde yapmak. çünkü bunun için para alıyorum.

bunları dinledikten sonra bu arkadaş bana ne cevap verdi dersiniz? ”hmm… ben öyle yapamıyorum yaa, işi sahipleniyorum!”

işini sahiplenmeyi, en iyisini bildiğine inanmak ve hatta müşteri üzerinde baskı kurmakla bir tutan insanlar var. ki bu insanlar bizim sektörün en acıklı bireyleridir. ortalıkta daima 2 kişi gezerler, kendileri ve egoları. çok harika işler yapmış ama maalesef ‘odun müşteriler’ tarafından anlaşılmamış, kadri bilinmemiş dehacıklardır onlar. lafta işi çok iyi bilirler ama müşteriyi bilmeye zerre kadar önem vermezler. bu adam/kadın benden ne istiyor, bunun derdi ne diye sormazlar kendilerine. varsa yoksa en janjanlı fikirleri için bir platform bulmuş olmanın sarhoşluğu ve o fikir karşı tarafı hiç açmayınca da gelsin ‘mal müşteri’ler gitsin ‘kimlere laf anlatmaya çalışıyorum’lar… acaba sen karşındaki insanı ne kadar anlıyorsun diktatör janjan?

kapağınıza buyrunuz…

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir