iran: başka türlü bir yer – III

Kategoriler gezi-gözlem

iran seramik

4. gün: isfahan yolunda

yezd’den isfahan’a gitmek neredeyse bütün gündüzümüzü aldı. yolda ara sıra durduk: birçok kervansaray, sarnıç, seramikçiler (iran’ın bu tarafları seramik işleriyle de ünlüymüş), kilimciler derken isfahan’a vardık. çölleri aşıp gelmişiz, herhalde en son beklentimiz karşımızda cenevre gibi bir şehir bulmaktı. ama isfahan tam da böyle bir yer desem inanır mısınız?! bir kere sokaklar inanılmaz yeşil. sadece büyük caddeler değil ara sokaklar bile sağlı sollu dizilmiş ağaçlarla koyu gölgede dinleniyor gibi. binalar filan elbette güzelliğinden ölmüyor (eğer tarihi bina değilse) ama tüm bu yeşillik içinde detaylar tam olarak görünmediğinden bir avrupa şehrini andırıyor isfahan.isfahankent, sınırlardan uzak ve güvenli olduğu için 700 yıl boyunca iran’a başkentlik etmiş, bu nedenle ülkede üretilen en güzel ürünler satış için mutlaka isfahan’a gönderilirmiş. mesela naein şehri halıcılık açısından çok ünlüymüş ama gitsek orada halı malı bulamazmışız, çünkü ne üretiliyorsa hepsi isfahan’a yollanıyormuş. isfahan tarımda (su bol, şehrin ortasından nehir geçiyor) ve turizmde de iran’ın 1 nümerolu şehriymiş. birbirinden güzel tarihi yapılarıyla burası aynı zamanda bir safavi eseri olarak biliniyor. selçuklu dönemi ulu cami özellikle pek beğeniliyor. her gelen hükümdarın yeni bir köşe eklediği bu büyük cami kompleksi için bir tuğla müzesi deniyor. nitekim ertesi gün gezdik, gördük, şaştık, kaldık.isfahan köprüler

isfahangün batmadan ilk durağımız, köprüleriyle pek meşhur olan bu şehrin köprüleri idi. 1.köprü sasani döneminden yadigar şehristan köprüsü, 2.köprü aynı zamanda dünyanın tek tiyatro sahnesine sahip ufak sarayı olan bakanlar köprüsü, 3.köprü halkın kullanımı için yapılan ahşap köprüsü, 4.köprü ise köprülerin en romantik ve herhalde en estetik olanı, 33 kemerli köprü. nehir bu mevsimde kuru olduğu için görüntü biraz eksik olsa da, köprülerin güzelliğinden bir şey eksiltmiyor bu durum. gün batımında aşıkların, gençlerin buluşma noktası oluyorlar.

5. gün: isfahan

şehrin altını üstüne getirdiğimiz bir gün oldu. 40 sütunlu saray, imam cami, dünyanın en büyük ikinci meydanı olan nakş-ı cihan meydanı ve göz alıcı bahçeleri, meydanın çevresini kimbilir kaç kere dolanan kapalı çarşı derken saatler nasıl geçti anlamadık. isfahan ulu cami kapalı çarşı demişken, bizdekiler yalanmış, iran’ı gördükten sonra anladım. adamlar kapalı çarşının kitabını yazmış. her büyük şehrin inanılmaz büyük bir kapalı çarşısı mutlaka var. mesela tebriz’inki 36 km uzunluğunda! isfahan’daki kaç km idi hatırlamıyorum ama çarşıya alışverişe meraklı biri bu çarşıda 1 gününü rahat rahat geçirir, bir geçtiği yerden bir daha geçmeden 5-6 saat gezebilir. (bu arada bu şehirde gezdiğimiz yerlerin eksiksiz sıralı listesini hatırlamam da mümkün değil. neredeyse 2 ay olduğundan hafızamda recycling başladı bile. fotolar benim yerime ortamlar hakkında fikir versin.)isfahanisfahan

ve kapalı çarşıdan bir abiyeci vitrini… ki bunu iran’a özel bir kare olarak çekmiş değilim. bildiğimiz gibi osmanbey de böyle vitrinlerle kaynıyor. konu gece kıyafeti olduğunda her ülke korkunç rüküş örneklerle dolu. neden böyle? yani londra’da katıldığım tango gecesinde bile böyleydi bu durum. ortam şık olacak dendi mi kadınların içinden işlemecilik, abartıcılık, sultancılık akıyor yerlere. bi kendimize gelelim hanımlar!isfahan

isfahan’ın en şık yerlerinden biri ermeni mahallesiydi. arnavut kaldırımlı, dar ve bakımlı sokakları, minik kafeleri, butikleri ve hediyelik eşya dükkanlarıyla epey renkli bir semt. burada çekilmiş birkaç fotoğraf karesine baksanız neresi olduğunu tahmin etmekte zorlanırsınız. her köşe ayrı bir kültür. bu mahallede birkaç saat dolandık ama foto çekmeyi akıl edemediğimden zihninizde çizdiğim resme güveneceksiniz artık.
isfahan halı

isfahan’ı öne çıkaran en önemli kalemlerden biri halıcılık dedik, ikincisi ise minyatür ve mine işçiliği. şehir turumuzda hepsinin en güzel örneklerini gördük ve hayran kaldık. orijinal minyatürlerin deve kemiğine işlendiğini, bu nedenle düz ve tam bir dikdörtgen olmadıklarını hep ustalarından dinledik. isfahan’da yukarıda saydığım bütün bu elsanatlarının şahikasını bulabilirsiniz. minyatür ve mineye ilgim olmadığından pek takılmadım. ama halılar. ah o ipek halılar! her biri adeta birer sanat eseri. tabi alıp gelsek de eve sersek günün sonunda köpek üstüne kusacak, her tarafını tüy içinde bırakacak. bir de bizim ev gayet minimalist ve modern iken bu caanım desenler birisinin paşa dedesinden halı aşırmışız gibi duracak. bunlar da hayatın birer gerçeği dostlar… ve zaten neyse ki halılar acayip pahalıydı da gözüm arkada kalmadı. ama halıya kilime merakınız varsa bilin ki isfahan bir cennet.

isfahan

akşam yemeğinden sonra kapalı çarşının ünlü bir çayhanesinde çay içtik. çayın yanında bolca şekerli şey getiriyorlar. arkada görünen sarı şekerler bildiğimiz küpşeker tadında ama o renk. çayla birlikte kıtlama usulü yeniyor. öndeki kahverengiler ise ballı kıtır lokma gibi bir şey. iranlılar şekeri seviyor. şekerli şeyler çok şekerli. (bu cümle size bir anlam ifade ettiyse beni anladınız demektir.)

iran: başka türlü bir yer – III” için 2 yorum

    1. yaa sorma J, ipek halılar efsoydu.
      bizim evin fotolarını mi diyosun? bir dekorasyon post’u yapayım valla, ilham verdin 😉

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir