iran: başka türlü bir yer – I

Kategoriler gezi-gözlem

iran’ın turistik bir rota olarak aklıma düşebilmesi için celta sürecinde iranlı bir kızla tanışmam gerekti. yoksa bildiğiniz gibi ceddimizin rotası daima batıya, en batıya olagelmiştir. iranlı arkadaşımın candan davetine icabet etme fikri kafamda 4 yıldır döner ve bir türlü gerçekleşemezken teyzemin arkadaşları ve arkadaşlarının ada’dan arkadaşları bir iran turu organize ettiler. eniştem son anda gidemeyince de yerine ben zıplayıverdim. olacağı varsa oluyor bu işler.

gitmeden önce birçok iransever’den iran’ın tarihini, sanatını, edebiyatını, insanını dinledim. eski ev arkadaşım hakim, bizim geziden 2 ay kadar önce, 10 yıl sonra 2. kez iran’a gitti ve tatil boyunca beni foto yağmuruna tuttu. her şey güzel görünüyordu. ama birkaç yıl iran’da yaşamış bir arkadaşım ne olur ne olmaz yanımıza yastık kılıfı, havlu ve parmak arası terlik almamızı tembihleyince kaçınılmaz olarak küba anılarıma ışınladım. yolumun bir şekilde bu allahın unuttuğu ülkelere düşmesinin sebepleri hakkında düşündüm. ama bu kez idmanlıydım sonuçta, yola çıkarken yanıma almam gereken en önemli şeyi biliyordum: b e k l e n t i s i z l i k .

bavul hazırlığı işin en can sıkıcı kısmı oldu. gardırop yazılarını takip edenler fark etmiştir: uzun üstler giymiyorum. bütün gömlek ve tişörtlerim oldukça dar ve kısa kesimli. iran’da ise kadınlar için olmazsa olmaz kural: kafa örtülecek, popo örtülecek. hatta gitmeden önce gruba gelen bilgiye göre neredeyse dizlere kadar örtünülecek. kafa tamam, gül desenli baharlık infinity fular çok hafif ve pratik bir aksesuar olarak hemen bu seyahate seçildi. ama popo sıkıntı. 4 mevsim işimi gören gardıroptan iran için çıka çıka çivit mavi trençkot, arkası hafif daha uzun çizgili bir ev tişörtü ve kilim desenli sabahlık/ceket çıktı. sedat’tan 2 uzun kollu gömlek hacıladım, doğal olarak büyük geldiklerinden her bir yerimi örttüler. bir de annem ve teyzem eşliğinde h&m’e götürülüp epeyce uzun kesimli açık mavi bir gömlek aldırıldım. normal şartlarda asla giymeyeceğim bir parçaya para vermek, seyahat için bile olsa canımı sıktı. özetle, eğer normalde uzun şeyler giymiyorsanız isteseniz de kalabalık bavulla gidemeyeceğiniz bir ülke iran, dress code’umuz uyuşmuyor! ödünç giysilerle gitmek en akıllıcası. kesinlikle masrafa girmeyin.

iran’a giderken almak zorunda kaldığım tek şey uzun gömlek değildi gerçi. ömrümde ilk kez türk pasaportu da almam gerekti. uk konsolosluk sayfasında vize için en az 3 ay önceden başvurmak gerektiğini ama bu başvurunun ille de vizenin verileceği anlamına gelmediğini okuyunca paşa paşa türk kimliğimi sahiplendim. sonuçta lübnan ve israil’e de gitmek istiyorum. ortadoğu’nun bu didişken ülkelerini birbirlerine tokuşmayacakları şekilde pasaportlara paylaştırmak en mantıklısı olacak.

iran’ın yüksek sezonu sayılan bir dönemde gittik. hava gündüz 20-25, gece 10-15 derece civarındaydı. ama büyük şehirler dışında gecenin/akşamın kaç derece olduğu pek de dikkate almanız gereken bir konu değil. zira gece kopuş ortamları yok. iran genel olarak gündüz yapabildiklerinizle sınırlı bir ülke. ha elbette lokal birilerini tanıyorsunuzdur, onlarla ev ortamlarında danslı, müzikli, alkollü şekilde kopabilirsiniz. ama tanıdık yoksa olayınız çayhanelerle sınırlı. onların da bazıları ilginç ama kaç akşam üst üste, kaç bardak demli çay içebilirsiniz? benim açımdan düz çay sıkıcı bir içecek. çay çay diye delirmiyorsanız akşam yegane mekanınızın otel odası olacağını bilin.

biz 21 ekim akşamı uçakla şiraz’a inerek iran’a giriş yaptık. thy’nin iran uçuşlarında (ne gidişte ne de dönüşte) alkol yok. dolayısıyla boşu boşuna business’a para bayılmayın, şampanya yalan. alçalmaya başlıyoruz anonsuyla birlikte uçakta ne kadar alman, ingiliz, fransız teyze varsa hepsi büyük bir hevesle başörtülerini taktılar. tamam zaten başka türlü ülkeye almıyorlar da bu ne heves, bu ne heyecan anlayamadım. herhalde onlara çok egzotik geliyor dedim. ama kendi başörtümü takınca fark ettim ki benim için de gayet egzotik bir deneyimmiş. detaylarına gelicem bilahare.

havaalanında uzun süre sıra beklemek dışında bir sıkıntı olmadı: çok insan + az personel = uzun bekleyiş. nihayet pasaport kontrolünden geçtik, dışarda bizi bekleyen otobüsümüze bindik ve otelimize yollandık. ertesi gün sıkı bir şehir turu bizi bekliyordu.

  1. gün: şiraz

iran’ın önemli şehirlerinden biriymiş burası. gerçekten de canlı ve kalabalık bir yer. kerim han kalesi ve vekil camii’ni gezdik. kerim han, iran tarihinin sevilen figürlerinden biri, çünkü adaletli ve mütevazı bir yöneticiymiş. hemen burada, bilgiler daha fazla ilerlemeden bir not düşeyim: tarihe hiç merakım yok, bu nedenle tarihi detayları yarım kulakla dinlerim. verdiğim bilgilerde bir ilber ortaylı bilimselliği aramayınız. hatırladığım kadarıyla ve sadece ilgimi çeken şeylerden bahsedeceğim. şiraz siraz2 siraz3 siraz5gezdiğimiz bir hamamın duvar mozaiklerinde sık sık karşımıza çıkan ağaç deseninin hayat ağacını, tavuskuşu deseninin ise cenneti simgelediğini öğrendik. daha sonra gördüğümüz birçok mimari eserde de bolca vardılar. vekil cami’ndeki çiçek desenli seramikler de tek kelimeyle muhteşemdi. zaten gezinin ilerleyen günlerinde fark edecektik ki, seramik bu kültürde oldukça ön planda. hatta iç mekandan ziyade dış mekan kaplamada kullanılan bir eleman. her yerde çok güzel örneklerini gördük. iran’a özel yeşil mermerlere ve güzel desenlerine de hayran kaldık. vekil cami’nin tavan ve duvarlarındaki sarı, mavi ve beyaz desenlerin öylesine desenler değil, allah, ali ve birkaç şey daha demek olduğunu öğrendik. (gördüğünüz gibi ben pek öğrenememişim. ama farsça bilenler desenlerin aslında farsça yazılar olduğunu seçebilir sanırım.) neyse, bence bu camideki asıl ilginçlik, namaz kıldıran hocanın durması gereken yerde, yarım metre derinliğinde dikdörtgen bir çukur olmasıydı. meğer şii camilerinde sık rastlanan bir şeymiş: hoca namazı oraya girip kıldırırmış. özellikle cemaatten daha aşağıda olurmuş ki havalara girmesin, kendini daha özel, daha önemli hissetmesin. ben bu uygulamayı acayip tuttum. din adamına ister istemez bir alçakgönüllülük veriyor.

şehrin içinde epey yürüyünce insanları da daha yakından görme fırsatımız oldu. renkleri, yüz hatları, halleri tavırları bize çok benziyor. iran kadınları güzelmiş diye duymuştum ama benim gördüğüm tam tersiydi. bence burada da yunanistan’daki gibi: genellikle adamlar güzel, kadınlar eh. tabi ki çok güzel kadınlar da var ama pek zarif bulmadım ben. ÇOK bakımlılar, orası ayrı. kaşlar hep dövme, kirpikler takma. normal bir türk kadınının düğününde bile abartılı bulacağı makyaj, onlar için gündelik makyaj. burada iran’ın büyük şehirlerindeki kadınlardan bahsediyorum tabi. köylerde, kasabalarda öyle bir durum yok. zaten köyler ve kasabalar oldukça mutaassıp yerler, kadınların çoğu kara çarşafa talim. ama büyük şehirlerde örtü bile idareten takılıyor gibi. süs püs, tel pul almış başını gitmiş. kadınlar konusuna yazının sonunda daha kapsamlı değineceğim. çünkü ben de görünenin ötesindeki bilgilere gezinin sonunda, tahranlı arkadaşlarımla görüşünce ulaştım.

şiraz’da beni en çok etkileyen yer aynalı medrese’ydi. (uzun ve dolambaçlı bir ismi daha var, zira bütün bu medreseler hep birtakım mollaların karısının, oğlunun, kızının vs adına yapılmış oluyor. isimler de ona göre.) çok geniş ve kapsamlı bir tesis. içeride ayet yorumlama dersleri de veriliyor, bilgisayar kursları da. din temelli bir eğitim ve sosyalleşme alanı gibi. kadın-erkek karışık bir ortam. buraya ziyaretçi olarak girmek için bile başörtüsünden daha uzun bir örtü giyme zorunluluğu vardı. kapıda uzun ve desenli örtüler ödünç veriyorlar. biz de giydik örtülerimizi. bu sırada yanıma bir genç kız yanaştı, türkçe konuştuğumuzu duymuş, türk müsünüz diye sordu türkçe. meğer türk dili bölümünde okuyan bir üniversite öğrencisiymiş. ayaküstü epey sohbet ettik, hatta fotoğraf bile çekildik. ilerleyen günlerde de gördük ki türkler iran’da oldukça seviliyor. insanlar sizinle konuşmaya can atıyor, hep güleryüzle yaklaşıyor. siraz7siraz8aynalı medrese’ye dönelim: elbette medresenin tamamı aynalı değil ama binalarından birinde baştan aşağıya aynalarla kaplı, çok görkemli bir salonu var. bu noktada kadın ve erkek girişleri farklı olduğundan erkek bölümü nasıl bilemiyorum, kadın bölümü inanılmaz bir yer. en azından ben çok etkilendim. dine karşı büyük bir gardınız varsa size muhtemelen pek bir şey ifade etmeyecektir. zaten bu şekilde hisseden kimse iran’a gitmekle vakit kaybetmemeli bence. dine ne ilgim ne bilgim ne de merakım var. ama inanç başka. bu anlamda tüm kutsal mekanlar bir tür eve gelmişlik hissi uyandırıyor bende. aynalı aynasız fark etmez. zihni devre dışı bırakmak, kutsal kabul edilen bir yerin gücüne teslim olmak bambaşka bir duygu. salonun içinde her biri bir köşede oturan, dua eden, kuran okuyan, ortadaki demir parmaklıklara (medreseye adını veren hatunun anısına bir köşeydi sanırım) dokunmak ve dualarına kabul almak için sıraya giren kadınlar. yas tutan, acısını yaşayan, sabır dileyen kadınlar. aynalarda parça parça kırılan suretlerinde, bütünün izlerini arayan kadınlar… kadınlığın ortak bilinci gibi bir yerdi bu salon. demir parmaklıklara dokunmak için ben de kalabalığa katıldım. metalin soğuğunu nihayet parmaklarımda hissettiğimde içimden geçen cümleler şunlar oldu: ”seni tanıyorum, seni kabul ediyorum.” neden bilmem, iran’da hep bir kabul duygusuyla gezdim. ret değil. benim olmayan bir şeyi olduğu gibi tanımak, geçici olarak bulunduğum toprakları tüm inançlarıyla kabul etmek, belki de güzel ve rahat bir iran gezisi geçirmemin sırrıdır. aynalı medrese bu anlamda ilk sınavdı. ama üzerimdeki etkisi, oradaki yüzlerce kadının arasına karışma, yanlarında saatlerce bir köşede oturma ve hayatımı gözden geçirme isteği oldu. maalesef buraya ayrılan süre pek fazla değildi ve tabi ki istediğim kadar uzun kalamadım. diken diken olmuş ense tüyleri ve hacmini ikiye katlamış hissi veren bir kalple aynalı medrese’den ayrıldım.siraz6şiraz -ve aslında tüm büyük iran şehirleri- geniş pazarlara ve kapalı çarşılara ev sahipliği yapıyor. her taraf dolup taşıyor. sadece öğleden sonraki saatler sakin geçiyor, siesta geleneği orada da var. dükkanı kapatan evin yolunu tutuyor. günün en sıcak saatlerini dinlenerek geçiriyor. çarşılar ürün çeşitliliği anlamında türk insanını etkileyecek yerler sayılmaz. el sanatları ve zanaat ürünleri daha bir ilgi çekici. tabi pers kültürüne özgü desenlere, işlemelere, minyatürlere merakınız varsa.

gelelim yemeklere… ya da hiç gelmeyelim. bir tarafta türkiye öbür tarafta hindistan filan, bunca büyük ve önemli yemek kültürüne bu kadar yakınken nasıl lezzetli yemek olmaz şaşırdım doğrusu. tamam baharat var da kombinler bir tuhaf. tarçın ve kakuleyi çok fazla kullanıyorlar ki ikisi de oldukça ağır, güçlü baharatlar. tarçınlı patlıcanlar, kakuleli etler, hep koyu renkli birtakım salça soslarının içinde yüzen muhtelif bakliyatlar, kuru kuru pilavlar derken 2 günde benim için en hayırlı istikametin salata büfeleri olduğunu anladım. ama bizim ekipte yediklerinden çok memnun kalanlar vardı, yani beni baz almamak lazım. ben türk mutfağına aşığım sanırım. fransız, italyan, çin, tayland ve hint mutfakları da ok. geri kalanları dandik buluyorum açıkçası. iran’da da bana göre bir tek yoğurtlar süperdi. eski usül, hafif, lezzetli. meyveler de fena değil. ama mesela tatlılar pek zayıf. kilo vererek döndüm bu geziden.

birçok genel bilgiyi aralarda verdiğim için 1. günü uzun tuttum. kalan günler bol bol fotoyla bir sonraki yazıda artık.

iran: başka türlü bir yer – I” için 4 yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir