instagram’sızlık

Kategoriler simple living

1 aralık’tan beri instagram’a uğramıyorum.

aslında her şey tamamen doğal bir şekilde gelişti. yani kesinlikle instagram’sızlık yoluna baş koymuş filan değildim. bir önceki yazıda bahsettiğim gezimiz sırasında sağa bak, sola bak, ay renkler, ay tipler, ay yemekler derken instagram’a girmek aklıma gelmedi. sonra istanbul’a geri döndük, bu sefer de bitirmem gereken işlere kapandım, instagram yine kaynadı. sonra baktım 2 hafta olmuş, eh 2 hafta uzak kalan 3 hafta da kalır diye düşündüm. ama inanın çok da düşünmedim, zira instagram’a bakma ihtiyacından o noktada sanırım kopmaya başlamıştım. sözün özü 3 ocak itibariyle 1 aydan fazladır instagram’a bakmamış bir kişiyim.

bu noktada belki bazı bilgiler vermem yerinde olur: instagram benim yegane sosyal medyam(dı). seyahatler dışında genellikle her gün giriyordum. son dönemde ziyaret sayımı azaltmış, günde 2’ye düşürmüştüm. ama yine de kopmayı düşünmemiştim. instagram’ı en çok suluboyacıları ve içkiliydibilmemne gibi goygoycu 1-2 hesabı takip etmek için kullanıyordum. tabi ki beni orda bulup ekleyen eş-dost da listemdeydi ama açıkçası kimsenin hayatı beni her gün bakacak kadar ilgilendirmiyor. galiba en çok ilham ve neşe bulmak için instagram’daydım.

geçenlerde başak telefonsuzlukla ilgili bir yazı yazmış, çok da güzel tespitlerde bulunmuş. aynıları benim için de geçerli, yani instagram hayatımdan çıktı diye yerine çok matah şeyler koymuş değilim. instagram’a harcayacağım zamanda yeni yazılar yazmadım, arkadaşlarımla daha çok buluşmadım, daha sık resim yapmadım ve atomu da parçalamadım. ama kafamda bir sakinlik, bir hafiflik var sevgili blog dostları. kesinlikle daha fazla podcast dinledim mesela. ve günde 1-2 sayfa daha fazla kitap okudum. ha bunlar çok mu önemli diyeceksiniz, bilemiyorum. ama sanırım instagram’da zaman geçirmekle kıyaslandığında beni daha çok mutlu eden aktiviteler. bütün bunlar bir yana günde 2 kere bile olsa o akışı gözden geçirme zorunluluğundan kafayı kurtarmak benim için asıl kazanç oldu.

peki bundan sonra nasıl olacak? açıkçası bir daha geri dönmeye hevesim yok. ama suluboya özelinde yeni bir düzenleme düşünüyorum. yani sadece tarzını sevdiğim ve taklit etmekten hoşlandığım suluboya hesaplarını tutup geri kalan herkesi unfollow etmek gibi. bu şekilde instagram’a ayda 1 bile girsem yeterli sanat dozunu alır, fazla oyalanmadan çıkarım. sen sağ ben selamet.

bir de geçenlerde bütün bunlar hakkında konuştuğum dicle‘den yeni bir şey öğrendim: telefon ekranını siyah-beyaza ayarlamak. böylece yılbaşı gecesi itibariyle siyah-beyazcı oldum. henüz bir dezavantajını görmedim ama avantajı kesinlikle telefonu daha az çekici bir nesne haline getirmek. o kadar ki, elim gitmiyor! ne yapacaksam yapıp bir an önce bırakıyorum. zira şöyle bir ekranla karşılaşmak kesinlikle oralarda zaman geçirmek için heveslendirmiyor insanı:

instagram’sızlık” için 11 yorum

  1. ben Haziranda bir kapattım daha da bakmıcam dedim en son 6 ay geçmişti geçenlerde, hindistandaydım arkadaşlarım kınadı beni nasıl olmaz diye, ya vardı dedim dondurudm bakın göstereyim, açayım dedim açılmadı hesabı kapatmışlar, ya dedim siz kim oluyorsunuz da benim hesabımı kapıyorsunuz istersem eğer ben kapatırım, uğraştım sonunda geri açtırdım; ama dediğin gibi bakıyorum öyle dikkatimi çeken bir şey yok, kimsenin de hayatı beni ilgilendirmiyor amaaann

    1. yaa meltem sen taaa hindistan’lara gitmişsin, instagram ne allasan?! orda post bakacağıma saatlerce seni dinlemeyi tercih ederim ben şahsen. ama bu bilgi iyi oldu, hesabımı kapatsınlar da istemem yani. ayda 1 girecek şekilde ayarlıycam kendimi, sanatım için :p

  2. Yaşasın özgürlük! Seni tebrik ederim Ege’ciğim. Ben henüz kopacak kadar bağları inceltemedim ama Noel tatilinde gezdiğim yerlerle ilgili Instagrama 3-4 foto koydum ki benim için ihmal anlamına geliyor :))) Yani durum o kadar vahimdi. Fakat bu yıl bütün bu uygulamalarla arama mesafe koymaya niyetliyim. Daha fazla anın tadını çıkaracağım.

    1. deniz’cim, kaç zamandır blog’una uğrayamıyorum, adını görünce yüzüm güldü valla!

      t. s. eliot abimizin de dediği gibi distance is meaning bacım =) inan 1 hafta hiç girmesen alışırsın. başlangıç olarak instagram uygulamasını ekranda hemen ulaşamayacağın bir yerlere koymanı tavsiye edebilirim. gözden ırak gönülden ırak stratejisi her zaman işe yarıyor.

  3. bende bu iş telefona köle zamanımı kurtarmak isteğiyle başladı. appleri sildim, menüyü tek sayfaya indirdim falan. instagramı da silince iyice özgürleştim. amacım telefonu sadece peer-to-peer iletişim için kullanmak. siyah-beyaz ekranı da deneyeceğim. fikir için teşekkürler!

    1. ‘telefona köle zaman’ ne kadar yerinde bir tespit.

      menü bende de tek sayfa, hatta görünürdeki uygulamalar sadece 2 satır. 6’sı en sık kullandıklarım. kalan 2’sinden 1’i silinemeyen sinir uygulamaları, diğeri ise 2. dereceden önemli uygulamaları topladığım klasörler.

  4. Bende yeni yıl ile birlikte hesabı dondurdum henüz alisabilmis değilim ama cidden büyük bağımlılıkmis. Ve sürekli elimin telefona gitme sebebiymis bu ınstagram. Sadece uygulamayı silmeyi denediğimde dayanamayıp yine giriyorum bir şekilde ama böyle olunca motivasyonum daha yüksek oldu. Bendeki en büyük zorluk fotoğraf cekmekle ilgili oldu sanırım. Sosyal medya için fotoğraf cekiyormusum gibi. Mesela geçenlerde çok tatlı bir kedi gördüm hemen fotoğrafıni çekip ınstagrama koyacaktım ki hesabı dondurdugum aklıma geldi güzel şeyleri belgeleme ihtiyacı sanırım bize sosyal medyadan arta kalan bir alışkanlık oldu.

    1. mutlu keçi’m seninki daha zormuş. bende paylaşım/belgeleme sıfır olduğundan ayrılmak daha kolay gelmiş olabilir. bazen tek foto çekmeden haftalarım geçiyor zira.

      bence fotoğrafı bırakmadan instagram’ı bırakmanın bir yolu mutlaka olmalı ve o yolu da sen mutlaka bulursun. belki bir süreliğine analog makineye dönmek falan işe yarar mı ki?

  5. Yazını okuduktan sonra kafa yormuştum ama bana hala Facebook’un kattıklarının aldıklarından daha fazla olduğunu düşünmek istiyordum. Dünyanın her yerinde bir tanıdığım olması ve telefon numaralarından bağımsız onlara ulaşabilmek gibi (ve bunun ciddi faydasını gördüm), beslendiğim Facebook grupları gibi. Fakat bugün YouTube önüme bir video çıkardı, Anonymous birkaç gün önce yüklemiş. Facebook’un eski yöneticileri, ne pis bi işe bulaştıklarını başta bilmediklerini, bu like ve love’ların “short dopamine fix” sağlayıp uzun vadede beyni mahvettiğini anlatıyorlardı. YouTube ve Facebook’un aslında aynı şirkete ait olduğunu bilmekle beraber, hadi, on yıldır ilk kez kapat Pelin, dedim, başarabilirsin. Sonra instagram’ı da telefondan sildim ama hepten kapatamadım. Senin yaptığın gibi siyahbeyaz da yaptım telefonu, izindeyim!

    1. pelin, tam ben senin bu yorumunu okurken sedat’a o bahsettiğin video gelmiş. ben de izledim. adamların söylediklerine katılmamak elde değil. facebook ve twitter’la hiç işim olmadı ama yegane sosyal medyam olan instagram bile bana aynen bunları hissettirdi – hiçbir şey paylaşmıyor dahi olsam akışa bir şekilde bağımlı olmuştum bence.

      şu an kendimi özgürleşmiş hissediyorum. yeniden 2015 öncesi ben oldum: oralarda ne olduğundan bihaber, çünkü zaten kendi gündemi son derece yoğun ve doyurucu. siyah-beyaz ekranın etkisi de cabası, hakkaten bütün albenisini yitirdi telefon! bence pişman olmayacaksın.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir