inanç sahibi olmak

Kategoriler ontolojik

geçenlerde iş çıkışı hayatımdaki 3 aslı’nın en yenisiyle buluştum. tabi saat tam benim midemin “yööemeeğğg!” diye böğürdüğü saat. o saatte buluşup naapçaz, yemek yicez elbette diye düşünmüştüm. ama aslı oruç tutuyor çıktı. allah. delice açım ama oruçlu kızın karşısına geçip nasıl yemek yerim? bir de “sen ye, ben rahatsız olmam” dedi mi sana? vicdan vs. açlık! 40 katır vs. 40 satır! sonuçta ne yardan ne serden geçtim. ağzım yana yana çarçabuk bir kase çorba içip yemek için iftar vaktine kadar aslı’yı bekledim.

bu yazı da burdan 2 yere gidecek:

1- oruçkafa situation:

bu bölüm genel gözlem: izmir’de mahalle baskısı yoktu herhalde, ramazan’da özellikle sokakta bir şey yememeye sevkedildiğimizi hiç hatırlamıyorum. benim hayatıma bu tip kurallar istanbul’la birlikte girdi. bir yanıyla gayet makul, adam bütün gün aç gezerken nispet yapar gibi bal-börek şapırdatarak önünden geçmek çiğ bir davranış. ama diğer yandan da kendi imanını kanıtlamaya soyunurken bana mı sordun arkadaş? yani gün içinde sırf ramazan diye elimizde suyumuzla sokakta gezemeyecek miyiz? bir köşede bi soğuk limonata içemeyecek miyiz? istanbul beni tedirgin yapıyor ramazan’da. durduk yere self-conscious oluyorum, acaba bu yaptığım şey yüzünden kınarlar mı beni diye.

2- imana özenmek:

bu bölüm yazımızın asıl fikriyat kısmı: nihayet iftar vakti geldi, yemeklerimizi söyledik. ve aslı çorbasına öyle bir baktı ki kendimi eksik hissettim. açıklamak zor. o bakışta sanki hem şükran, hem mutluluk, hem de iç huzuru bir araya gelip çorbadan ilk kaşığı yudumladılar. bütün günün sabrı ve sıkıntısı, anlamına ve değerine kavuştu. insanın kendinden yüce saydığı bir güç için en temel ihtiyacından fedakarlık etmesinde, açın halinden anlamak, varlığı yokluktan ayırmak için kendi sınırlarını zorlamasında aşkın bir taraf var ki çok saygı duyuyorum. ancak bu saygının kapsama alanına, 11 ay boyunca serpiştirmekte sakınca görmediği hıyarlıkları kompanse etmek için 1 ay tırt tırt oruç tutanlar girmiyor tabi.

benim de inandığım şeyler var. zaten inanmadan yaşamak mümkün mü? tanrı inancı olmayanların veya kendini bütün bütün şüpheye teslim edenlerin bile hayata inanmadan, varoluşuna bir sebep, hadi bilemedin bi bahane bulamadan yola devam etmesi mümkün mü? sanmıyorum. “of course we must know the difference between scepticism and cynicism because cynicism is as much a restriction of one’s openness to the world as passionate belief is.” diyordu geçenlerde okuduğum bir yazıda. al sana yeni bir yazı konusu!

inanç sahibi olmak” için 1 yorum

  1. ramazanın ilk günü saat 7de kıbrıs sehitlerinde yürürken bir kutu süt içiyordum mehmet orucluydu bana dedi ki "şu anda izmirde olmasak seni önce hüpletip sonra gümletirlerdi"
    aman sekerim kendine dikkat et ilk ramazan dayagı karstan gelmiş..

    şaka bir yana ben arada bir oruc tutarım ve arkadasın aslının corbasına bakısını cok iyi anlıyorum. oruc cidden guzel bişey, sevdiklerinle sahura kalkmak, özene bezene iftar açmak gercekten hayattaki kıymetli, küçük mutluluklardan..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir