huzur vs heyecan

Kategoriler ontolojik

ankara’nın ve gönüllerin “şuurlu deneysel”i emre, geçen haftasonu, tamamen meraktan, tunalı’ya gidip sokakta 2 saat akordeon çalmış ve bu heyecan yüklü deneyiminden hayata dair ilginç sonuçlara varmış! olayın başı şöyle: ta geçen yıl sokakta müzik yapan gençlere özenmiş, ben de yapsam ya demiş. ama -zaten çalmayı bildiği- gitarla değil akordeonla denemek istemiş. çalışmış çabalamış, en sonunda sokağa çıkacak kıvama gelmiş. sonrası zaten yokuş aşağı! öncelikle deli gibi heyecanlanmış. hem dikkati dağıldığı için hem de güçlü ses çıkarma kaygısıyla berbat çaldığını iddia ediyor. ancak yarım saatin sonunda kendini toplamış, dinleyenlere güzel bir ziyafet çekmiş. halkın ve esnafın sevgisi + 2 saatte 55 TL de cabası 😉

gelelim özetle hayata dair sonuçlara…

1* aşkın kesinlikle overrated olduğuna karar vermiş. normal olarak hepimiz ot gibi yaşıyoruz, hayatımızdaki heyecan eksikliğiyle aşk bize ucundan heyecan verdi miydi allahımız şaşıyor demiş.

2* aslında insanlar hayatta 2 şey istiyor: huzur ve heyecan. ancak heyecan hep de riskli, rahatsız edici ve dolayısıyla huzur kaçırıcı bir şey olduğundan, bu 2 kavram kısmen zıt demiş.

çoğu kez bu tür deneyimlerin heyecanı, o anda tam da orada olmanın sarhoşluğu ise bütün sonuçların ötesinde bir güzelliğe sahip elbette. “hayattayım!” demenin, nefes aldığının bilincine varmanın daha özel bir yöntemi var mı? 1999 yılında otostopla nevşehir’den ıhlara vadisi’ne gitmeye çalıştığımız bir gezi geldi aklıma. yol toplasan 1 saat ya sürer ya sürmez, kaç araba değiştirdik, kaç insanla tanıştık bilmiyorum. bir noktada yine araç bulmaya çalışıyoruz, yollar ıssız, hava 40 derece, kimsede cep telefonu yok, göz alabildiğine patates tarlaları içindeyiz ve ortalıkta medeniyete dair bir elektrik direği bile görünmüyor… içim kıpır kıpır “allahım yaşıyorum!” diye düşündüğümü hatırlıyorum. ve yıllardır unutmuyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir