hani bazen hayat hiç beklemediğimiz yerden yüzümüze güler ya, işte hüseyin benim için ağustos ayındaki yazlık haftamın güldüren yüzü oldu. ailecek 20 yıldır aynı yere tatile gidiyoruz. 18 yıldır da o aynı yerde yazlığımız var. insanlar tanıdık, ortamlar tanıdık, beklentiler ve (bana göre) olacaklar/olmayacaklar belli (idi). taa ki bu yaza kadar.

bu yaz, son derece olaysız geçen haziran seferimin üstüne, didim’e bir de ağustos seferi yaptım. ve daha gittiğim gün hüseyin’le tanıştım. meğer yıllardır, hatta bizden de evvelden oralardaymış. meğer hem kardeşimin hem de favori yazlık arkadaşım aslı’nın yakın arkadaşıymış. meğer her yaz aynı yere gelmişiz de hiç kaşılaşmamışız. 3-4 kişi cayır cayır güneşten kaçıp mini boy plaj şemsiyemizin altına sığındığımız bir öğleden sonra, sarıkum’un insanı sersemleten rüzgarına rağmen, didim ilçe sınırları içinde ilk kez bergman ve nbc sinemasından, dünya edebiyatından ve leica fotoğraf makinelerinden konuştum ben biriyle. hüseyin’le.

bir yandan babasının yazın didim’de kışın polatlı’da işlettiği kafe ve restoranla ilgileniyor, diğer yandan fotoğraf, sinema ve edebiyatla. ama nasıl ilgilenmek. kanıyla canıyla. öyle gönülden ve derinden bir tutkuyla. ağustos’ta ege’de bir plajda ‘kendimizi öldürmüyorsak böyle şeylerle ilgilendiğimiz için değil mi?’ cümlesini kuracak kadar. ve hiç depresif biri olmadığı halde.

ben ‘her şeyden 250 gram’ tipi bir insan olduğumdan sanırım, hüseyin gibi insanlara hayranım. kendimdeki takıntı yokluğunun zıttını görünce bala yapışan sinek gibi dalıyorum sohbete. içine çekiliyorum. hep oralarda kalırsam ben olmaktan çıkarım, yine de tadına doyamıyorum. taşradaki yaşamını bu kadar gerçekçi ve şefkatli gözlerle kucaklayan başka birini de bilmiyorum. 3 aydır, çektiği fotoğraflardan seçkiler hazırlıyor, aylık bir foto fanzin halinde bastırıp satıyor hüseyin. elde ettiği parayla polatlı’da bir çocuk okutuyor. çok azımız bilsek de o, dünyayı kendi imkanları ve tutkusuyla daha güzel yapan insanlardan biri.

onun sayesinde bu yaz didim’de hiç çekmediğim kadar çok fotoğraf çektim. bu yazının fotosu da işte onlardan. çünkü insan kendine iyi gelen insanı her yerde buluyor, 2 kişilik dünyasını hemen kuruveriyor. ne mutlu ki.

hüseyin” için 4 yorum

  1. Sanırım insan nasıl birinin eksikliğini duyarsa o tip karşısında beliriveriyor. Eskiden (her şeyden 250 gr dönemimde) ben de böyle insanlarla çok karşılaşıyordum. Şimdi sanırım ben de onlardan biri olmaya doğru ilerliyorum, ilgi alanlarım daralıyor ve derinleşiyor, ama bu sefer de eski halime benzer insanlar çoğaldı etrafımda. Denge 🙂

    1. sihirli kelime, denge. ne güzel özetlemişsin… hayatın kendi dengesi her boşluğu gerektiği gibi dolduruyor, her ihtiyaca göre bi güzellik yapıyor. neyse ki 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir