gerçek dostlar

Kategoriler ontolojik

nisan ayında şu gezi-iç keşif yazısına gelen yorumların hep dostluğa, daha doğrusu dostluğun yokluğuna odaklanması düşündürmüştü beni. yani epeydir aklımda, dostluk hakkında yazacağım. ama bir yandan da sanırım birçok insanın derdi olan gerçek dost hasretine bir çözüm arayacağım.

taa 8 yıl önce şöyle bir yazı yazmışım. dostluk deyince aklıma ilk o geldi. açıp tekrar okudum. ve evet, benim için hala güncel. samimi, bağımsız ve gamsız insanları dostum olmasalar bile seviyorum. yine de dostluğun ‘birilerini sevmek/tatlış bulmaktan’ öte, çok daha engebeli, çok daha yüzleşmeli bir şey olduğunu düşünüyorum. bir ‘şey’ değil de bir ‘süreç’ hatta. tıpkı iyi bir şarap veya peynir gibi, yıldan yıla tadı, ruhu, etkisi değişiyor. dönüşüyor, zenginleşiyor. tabi dostluk mayası tuttuysa.

zaman içinde sildiğim eski dostlara sorsam eminim ne kadar eyvallahsız biri olduğumdan dem vurur, onları çat diye yarı yolda bıraktığım için veryansın ederler. sanırım birini silmeye karar verdiğimde, geri dönüşüm pek olmuyor. kırıldıysa kırılıyor o dal. ki bende dallar genellikle titanyumdur ve kırmak hakkaten zordur, bunu söyleyebilirim. kendime karşı ne kadar objektif olabilirim bilmiyorum tabi, ama bence sevdiğim insanlara tahammülüm yüksektir, hoşgörüm geniştir. genellikle, sevgi adı altında talepkarlığıyla beni yoğun şekilde bunaltan veya arkamdan iş çevirenleri silmişimdir geçmişte. ani şekilde duyumsadığım şokun etkisiyle ve tek kalemde. yıllarca gerekli-gereksiz her boka he he deyip iş son raddeye varınca 1 cümle açıklama yapmayı bile reddederek çekip giden bir tarafım var benim. tuhaf tarafım. sağır tarafım. acımasız tarafım.

bunu bir kenara yazdık mı? işte ben buna rağmen iyi dostlar edinebildiysem hepimiz için umut var demektir canlar. zira sanırım mesele önce kendi karakterimizin kara delikleriyle yüzleşmek, sonra dost adaylarından şikayet.

dostlarımızdan ne bekliyoruz? kime dost dediğimize nasıl karar veriyoruz? öyle ya, dilimizde arkadaş diye bir kelime de var. ki bence arkadaş daha makara-kukara çağrışımlar yapar. birlikte içilir, eğlenilir, dedikodu yapılır. gel şunu bunu yapalım diye teklif ettiğinde, canımız istemezse ‘hacı keyfim yok yiee’ diye yazıp geçebildiğimiz insandır arkadaş. o da en fazla ‘kanki takma kafana yiee’ diye karşılık verir zaten. oysa dostun dost olduğu gün, bir şeyler deprem gibi farklı hissettirir. bir sohbetin sonunda bazen tek cümleyle karşımızdaki insan ruhumuzu görmüş, karanlığımızı sezmiş, acımızı bilmiş, ve yine de bizi sevmeye devam etmiştir. bir gün bir şeyler ciddi şekilde yolunda gitmemiş, ama o bizi yine de anlamıştır. bir gün birlikte sadece durup denize, dağa ya da bir odanın duvarlarına bakmak, yeterince iyi, yeterince güçlü, yeterince biz hissettirmiştir. onunla kelimeler hem çok önemlidir, hem de bütün önemini yitirmiştir.

dikkat ettiniz mi bilmiyorum, büyük fedakarlıklardan, 100 bin dolar borç vermelerden, sağ böbreğini hediye etmekten filan bahsetmiyorum. her gün birbiriyle saatlerce konuşmak veya her şeyi birlikte yapmak da hiç ilgimi çekmiyor. elbette hepimizin dostluk tanımı farklıdır ama bana göre dostluğu besleyen şeyler küçük ve karşılıksız şeyler. büyük bir kaya yerine, binlerce küçük çakıl taşı gibi. yıllarca hiç yorulmadan, usul usul biriktirdiğimiz, geleceğe yatırım yapmak için değil, bugünümüzü anlamlı kıldığı için asla hesap yapmadan verdiğimiz. çünkü bizi anlayan, olduğumuz gibi seven ve kabul eden biri var.

bu anlamda kendi adıma çok iyi dostlarım olmasını aramızdaki karşılıksızlık ilişkisine bağlıyorum en çok. bir de bağımsızlık ilkesine. güçlü bağların ille de yapışıklık anlamına gelmediği ilişkilerde rahat ettiğimizi biliyoruz dostlarımla. bizim en ortak noktamız bu. birbirimizi ordan tutturduğumuz için mutluyuz. bazen 3 ay veya 5 yıl görüşmediğimiz halde, buluştuğumuzda bir önceki buluşmanın kaldığı yerden devam edebiliyoruz. kimse kimseye ‘neden daha önce aramadın’ diye sitem etmeyi aklından geçirmiyor. çünkü birlikte geçirdiğimiz o an yeterince değerli ve güzel. çünkü herkes kendi başına tam bir birey. eksik değil, muhtaç hiç değil. hal böyleyken buluşmaların sebebi de tamamlanmak değil. ihtiyaç gidermek hiç değil.

ama bu nokta, artık dostun çoktan dost olarak tescillendiği nokta. peki o noktaya varıncaya kadar nasıl bir yol izleyebiliriz:

  • sosyal medyayı unutun demiyorum ama bir derdinden haberdar olduğunuz insana instagram, facebook veya whatsapp mesajıyla teselli vermek, ne kadar çağdaş olursa olsun, bence dostluğu derinleştirmeye yardımcı olmuyor. insanlarla tek iletişimimiz sosyal ağlar üzerindense, duygudaşlığımız da emoji düzeyinde kalıyor. bir telefon açmak veya bir buluşma ayarlamak gerçek bir iletişim kurmanın -hala- en garantili yolu. özellikle de bu devirde. ve evet, hepimiz bu kadar meşgulken.
  • dostluk, iki insan birbiriyle aynı türden müzikler dinlediği, aynı okuldan mezun olduğu veya aynı yerde çalıştığı için otomatik olarak gelişen bir şey değil. bu yardımcı ögelerin varlığı elbette güzel. ama şunu bilin ki sırf ikiniz de musakka seviyorsunuz diye başlayan ilişki türü dostluk değil. tam tersine, zaman içinde tarafların çok farklı seçimler yaptığı halde birbirinde hala bir değer bulduğu ilişki dostluk. burdan çıkan sonuç: tamamen ortak ilgiler/sevgiler/geçmiş meselesini lütfen abartmayalım.
  • birbirinde farklılıklara rağmen bir değer, bir ortaklık, bir iletişim kanalı bulmak. bunu biraz açalım. ortak hisler, fikirler, hedefler, elbette dostluğu besleyen, karşılıklı mutluluk veren şeyler. ama siz hedefe A yolundan giderken dostunuz Z yolundan gitmeyi tercih edebilir. bence bir dostluğun en heyecanlı kısmı, Z yolunu duymaya, dinlemeye gönüllü olmaktır. sonunda A yolundan gideceğimizi bilsek bile. hatta dostumuz da A yolundan gideceğimizi bilse bile. iyi bir dostluk biricik hayatımızda adeta bir paralel evreni yaşama şansı sunar. seçimlerin çeşitliliğine ve bakış açılarının farklılığına maruz kalmak hem büyüler hem de kendi zihnimizin kısıtlılığını gösterir. ve bu da bence hepimize tevazu ve bilgelik kazandırabilir.
  • gerçek bir dostluğun bir diğer parçası da bence zaaflarımızı ve dikenlerimizi paylaşmaya gönüllü olmaktır. kötü bir şakayla kalbini kırdığımız birinden veya kendimizi fena halde rezil ettiğimiz gizli bir geceden, başka kimseye itiraf edemeyeceğimiz en pis, en karanlık taraflarımızdan bahsedebilmek yani. elbette non-stop günah çıkartır gibi karşımızdakini esir almayı kastetmiyorum. ama velev ki bahsetsek, bu zor hazmedilir taraflarımızdan kaçmayacağını bildiğimiz biri şu hayattaki en değerli şey değilse nedir? pirenses imajıma zarar gelmesin, kuyruğu hep dik tutayım, hatasız kul taklidi yapayım, hep musmutlu görüneyim, herkesleri en çok ben seveyim… bu kaygılarla ömür boyu sürecek dostluk olmaz. 100 bin takipçili instagram gızı olunur ancak. seçiminizi yapın.
  • en bok taraflarımızı da paylaştık ama yine de dostluk yürümedi. yasımızı tutalım ama lütfen dostluğa küsmeyelim sevgili okurlar.
  • arada sırada vuku bulan ölçüsüz fedakarlıklar yerine sürdürülebilir gündelik bir özen her zaman daha değerli. kimseden her derdimize derman olmasını, sorunlarımızı bizim yerimize çözmesini, her daim ağlama duvarımız olmasını beklemeyelim. hepimizin kendi aklı fikri var, zekamızla bi koşu barışalım. ben ben ben diye anlatmak yerine, daha çok sen ne hallerdesin, sen nasıl hissediyorsun, sen neler yaptın diye sorduğumuz sohbetlerle dost edinebiliriz. hangi kişi zamirini daha sık kullandığımıza dikkat.
  • sınırlarımız da olabilir – hatta olmalı, unutmayalım. benim geçmişte yaptığım gibi dostluğa tam teslimiyet moduna girip kendi sınırlarınızı ortaya koymayı gereksiz bulursanız, sonra alman işgalinde fransa gibi saçınızı başınızı yolarsınız. hoşumuza gitmeyen bir durum olduğunda derdimizi karşı tarafa iletelim, olay büyümeden müdahale edelim. eğer karşı taraf bunu sindiremiyorsa zaten aramızda ciddi bir huy/karakter/beklenti farkı var demektir. üzmeyelim birbirimizi, yollarımıza gidelim. zorla dostluk olmaz.

diyebilirsiniz ki ben bunların hepsini yaptım ama yine de dostlarımın satışına geldim. hayat… bazen de böyle oluyor işte. demek ki o insanların artık hayatınızdan çıkması gerekiyor. demek ki yeni insanlara hazırsınız! böyle geçiş dönemlerinde boşluk iyi gelir. alan açar, görüş mesafenizi genişletir. ağırlıklar gidince, daha hafif, daha mutlu ilişkiler için yeriniz, keyfiniz, enerjiniz kalır.

çünkü iki taraf da yarımsa bir süreliğine iyi giden bir dostluğunuz olabilir. bir taraf yarım diğer taraf tamsa, tam tarafın suistimal edildiği bir ilişkimsiniz olabilir. ama iki taraf da tamsa tadından yenmez bir dostluğunuz olabilir. her karşılaşma iki tarafı da daha çok besler, eğitir, büyütür, ruhu terbiye eder. her sohbet, ucunun nereye varacağı bilinemeyen bir maceraya dönüşür. acılar paylaştıkça anlamını bulur. ayrılık vakti geldiğinde zamanı o kişiyle geçirdiğiniz için şükran duyarsınız hayata. şanslı olduğunuzu düşünürsünüz. hafif dönersiniz eve, ağır meseleleri masaya yatırdıktan sonra bile.

sosyal ilişkiler kültürümüzün en kocakarı parçası olan ve çoğumuzun damarlarına zerk edilen ‘dostluk adı altında ümüğe çökme eğilimi’ bence iyi bir şey değil. hep beklentiye dayanan, hep karşı tarafın bize yaptığı yanlışlara odaklanan, aman da değerim bilinsin diye beklediğimiz çirkin ve yıpratıcı bir ilişki modeli. bu şekilde büyütülmüş olsanız bile, son kararınızı vermeden önce dostluklarınızdaki güven ve mutluluk düzeyinize bir bakın. halinizden memnunsanız kime ne? aynen devam. ama dostluklarda bir şeyler hep eksikmiş gibi hissediyorsanız belki de değişimi önce kendinizden beklemelisiniz. çünkü ya yanlış beklentiler içindesiniz, ya da yanlış insanları dost sandınız. bunlardan birini değiştirmeniz gerekecek.

almaya değil, vermeye ve anlamaya odaklanmak bir dostluğun ilk adımı gibi geliyor bana. zaman, dikkat ve alan vermek yani. karşımızdakinin varlığına olduğu şekliyle izin vermek. günlerce. aylarca. yıllarca. burdan yola çıkarak sadece tek tarafın ha babam verdiği, beslediği, ayakta tuttuğu bir ilişkiyi kastetmiyorum. ama biz gönlümüzü açmadan karşı taraftan gönül zenginliği beklersek de dost edinmek zor, bunu kastediyorum. biz açan, veren, davet eden, gülümseyen taraf olalım da varsın karşı taraf anlamasın. en kötü ihtimalle ben bir adım attım deriz sevgili okurlar. 1-2 denersiniz, baktınız karşı taraf hep duvar, çakarsınız siz de mesafeyi. 7 milyar insanız. yeni adaylara koşarsınız. enseyi karartmak yok!

***

(bu yazıyı can dostum müge’ciğime ithaf ediyorum. gelecekte birimizden biri elden ayaktan düşüp hastane köşelerinde göte bez bağlanma evresine gelirse, diğerimizin o yaşam ünitesinin fişini çekeceğine söz verdik karşılıklı. çünkü bazıları için dostluk, dostunu acı çektiği halde zorla yaşatmak değil, huzurlu bir ölüme de layık görebilmektir…)

gerçek dostlar” için 26 yorum

  1. Ege’cim iki yazıyı da okudum: ) bundan 5 yıl önce okusam bu ne yaaa derdim muhtemelen ama şimdi ne kadar da doğru diyorum. Bağımsızlık ne kadar önemli hele.

    1. bağımsızlık kafası genelde zamanla geliyor hale’cim, haklısın. ama bir kez geldi mi de bir daha gitmiyor =)

  2. Egecim, ellerine saglik; altina imza atmaya kalktigim yazilar yaziyorsun: Harikasin!
    Bu yaz 20 senedir görüsmedigim – ortaokul ve lise yillarinda “dostum” dedigim arkadasimla bulusma sansim oldu.. kaldigimiz yerden devam ettik- samimi, icten, oldugumuz gibi ama kesinlikle “niye aramadin, sormadin?” demeden akici ve güzel.. icimi bir huzur kapladi.. oldugum gibi olmak cok büyük bir huzur veriyor..
    sehirleri ülkeleri don gibi degistirmis biri olarak, yeni insanlarla tanismak arkadasliklar kurmakta hic sikinti cekmedim. Ancak benim aradigim hep ” oldugum gibi” beni en gicik halimle de, en hüzünlüsü ve neselisiyle de görmüs insanlarin ve buna ragmen (!) benimle dost kalanlarla vakit gecirmek oldu.. tabii bu karsilikli olmali..
    özellikle anne olduktan sonra basima gelen sirf “eglenmek” daha kötüsü “eglendirilmek” icin yakinligimi arayan insanlarin beni ne kadar bunalttiklarini fark ettim ve bu insanlari hayatimdan (yavas yavas) cikardim ya da minimuma indirdim. ve icimde inanilmaz bir huzur var… O birkac ama harbiden dostum olan insanlar bana yetiyor.. yeni insanlara da acigim ama baskalarini eglendirmek beni yoruyor..

    Sevgiler gönderiyorum 🙂
    Asli

    1. sitem etmek bence de her türden ilişkinin en büyük düşmanı aslı’cım, kendimiz olabildiğimiz dostluklar da asla sitemle gölgelenmeyenler oluyor işte.

      yahu başkasını eğlendirmek nasıl bir misyondur?! okurken titredim. yani şaklaban bi gününde olursun, otomatikman eğlendirirsin de, sırf bu yüzden arkadaşlık ne kadar yorucu olsa gerek. bir nevi enerji vampirliği. kaçmakla çok iyi yapmışsın bacım!

      yazdıklarını okurken aklıma bir şey daha geldi: hani hep derler ya gerçek dost kötü günde belli olur diye. oysa ben zamanla şunu gördüm, asıl mutluluğumuzu, başarımızı, iyi talihimizi gönülden paylaşabilen dostlar daha kıymetli. yoksa kötü gününde zaten bizim kültürde çevrene bir dolu insan doluşuyor…

      1. evet vampir tanimi cok dogru olmus Egecim.. bulusmalardan sonra kendimi bitik, bunalmis ve enerjisiz hissediyordum hep. bir de üstüne “beni niye aramadin? Haftaya sali ayni saatte, tamam mi?” gibi beklentiler geliyordu.. bunlara bir, iki üc kere negatif karsilik verince kirilmalar, darilmalar.. ben de kendime soruyorum: neden bendeki iliskiler böyle oluyor? Ya hep ya hic biciminde? Mesala benim 2-3 tane dostum var. Onlarla bulusmak, konusmak bana zevk verir, fazlalik degildir- niye aramadin, sormadin gibi sitemler asla yoktur.. onun disinda birkac arada bir görüstügüm arkadaslarim var: bulusmak keyiflidir, herkesin can dostlari kendinedir, birlikte sinema, tiyatro falan arada takilinir.. yine sitem yoktur.. bu iki grup mükemmel bence..
        yalniz son yillarda tanistigim kisiler, ya hep ya hic grubuna dahil nedense: buldum seni, birakmam. ya benimsin ya topragin misali cölde su bulmus gibi yapisanlar. Aslinda birkacini ikinci grubuma (arada bulusalim konusalim) dahil etmek isterdim. Belki dost olunulur bir zaman- o bilinmez. Ama anacim, genelde lisedeki “best friends” gibi kanka ariyorlar: neredeyse tuvalete beraber gidelim diyecekler. dedigim gibi, aslinda bu yapiskanlik olmasa, sohbetleri iyi.. sanirim almanyaya özel bir sey mi? Burada malum insanlar biraz daha “yalniz”.. ya da yas meselesi mi? hani, yas ilerledikce arkadas bulmak zorlasiyor falan? ya da kendinle barisik olamama olayi mi?
        Sonunda ne oluyor biliyor musun? bu insanlar belli bir süre sonra (mantiksiz ve cocuksu) beklentileri karsilik bulmayinca, küsüyorlar…hatta biri bana hüzünlü bir mektup bile yazdi..
        bu beklentiler beni yoruyor.. halbuki ben gercekten hic birine hic bir zaman “niye beni aramadin?” dememisimdir.. bu yoktur bende..
        mutlulugu paylasma olayina gelince: bir arkadasim (üniversiteyi yeni bitirmistik o zaman: ben is buldum, evleniyorum, bir de güzel ev tuttum) bana: Asli ben bir yildir issizim, anamda kaliyorum, Hayat sana güzel ve ben bunu su an kaldiramiyorum. bir süre görüsmiyelim dedi.
        Bir affalladim, ama “dürüstlügün icin tesekkürler” dedim, kizmadim.. kizamadim..

        1. sanırım en tahammül edemediğim şey küsmek. kal ya da git yani, bu yaşta küsmek de ne artık? 6 yaş egosuyla bir ömrü deviren insanlar…

          mutluluğunu paylaşamayan arkadaşa gelince, kendini bilmesi ve dürüstlüğü çok güzel. ama yine de beni bozar gibi geldi bana. kıskanıp kendini bilendense, kıskanmayan bir kendini bilmezi tercih edebilirim =)

  3. Ege bu kadar uzun yazmazdı, dedim yazıyı okudukaça. 🙂 Biraz tarayarak okudum, o yüzden yeniden okuyacağım. Şu “geçmiş” meselesine ve geçmişin illaki de dostluğu beslediği meselesine ben de çok takıldığımı düşünüyordum son zamanlarda. Güzel bir konu başlığı olmuş. Yeniden döneceğim 🙂 Sevgiler…

  4. beklenen yazı geldi. 🙂 üç maddeye bayıldım. kalpler karşılıklı açılacak, açıldıktan sonra özgür bırakılacak ve beklentisizlik haline geçilecek. aslında bu halleri önce kendi içimizde yaşasak, yani kendimize açılsak, kabullensek ve beklentiyi bıraksak, senin dediğin gibi ‘tam’ olacağız.
    ben bazen kendimde, arama, sorma, buluşma, paylaşma gibi şeylerin eksik olduğunu görüyorum. bazen de başka birilerinin beni yeterince aramadığını, vefasızlık ettiğini düşünüyorum. demek ki bazılarının bana yaptığını, ben de diğer arkadaşlarıma yapabiliyorum aslında 🙂
    çok istediği halde iş bulamayan birinin, dostunun aldığı üçüncü terfinin mutluluğunu içtenlikle paylaşması zor olabiliyor. diğer taraftan, fiziken ve ruhen çok meşgul olan kişinin, sürekli dostunun yerli yersiz hezeyanlarına destek olmak zorunda kalması da kolay olmayacaktır. dost sadece ilham verir, nefes aldırır, ama sorununun çözümü yalnız kişinin kendindedir bence. tek taraflı ya da karşılıklı sömürü veya sömürü girişimi dostluğu bitiriyor. iki tarafı da yaşadım 🙂

    1. ebru, ne kadar doğru tespitler: hem özeleştiri kısmına, hem de hezeyanlara koşulsuz destekteki zorluklara kesinlikle katılıyorum. bazen elbette taraflardan birinini hayatı daha olaylı gelişiyor, o dönemde haliyle sohbet onun hayatına odaklanıyor. uzun vadede bu işin dengesi kaçmadığı sürece bence sorun yok. ama senin de dediğin gibi zaten dertlerimizin çözümü daima kendi içimizde. böyle durumlarda dost belki de kendi kendimizi konuşur ve düşünürken dinlemek için bir vesile?

  5. Çok çok güzel bir yazı, birçoğuna katılmakla birlikte dostsuz/arkadaşsız hallerimize çare olur mu bilmiyorum. Hayattaki insan birikimini belli yerlerde yapıyorsun sonuçta. Benim 35+ yıllık bir küçük arkadaş grubum var mesela, 12 yaşından beri okul arakadaşlarım. Bunlar iyi dostlarım demeliyim aslında ama yaş ilerledikçe çok da emin değilim noktasına geldim. Hayat boyu gördüm ki dostluğu, arkadaşlığı en çok etkileyen aslında çoğu kez bitiren 2-3 şey var. Birincisi, en çok yaşadığım arkadaşlarının aile kurması, çoluk çocuğa karışması. Bu durumda insanları neredeyse tamamen kaybediyorum. Zamansızlık bir yana artık o insanlar bambaşka kişilere dönüşüyor, paylaşacak şey kalmıyor bazen.Ayrıca artık çocukların yönettiği aileler var Türkiye’de, bir şeyin yapılıp yapılmayacağına bile onlar karar veriyor. İkincisi benim çevremde aşırı yaygın olan iş ve başarı odaklı olma hali. Ya da insanlar istemese de işin hayatının çoğunu işgal etme durumu. Bir kahve içmek için bile buluşamaz oluyorsun. Üçüncüsü günümüzün problemi olan mobilite. Yani insanlar zırt diye dünyanın öbür ucuna taşınabiliyor ve yılda bir kere bile görüşemez oluyorsun. Günlük hayat problemleri, yaşlanan anne babalar, çok zaman talep eden Türk ailesi modeli de bunlara eklenince işin içinden çıkamaz oldum. Normalde mesafeyi seven ve yalnız vakit geçirmekten çok hoşlanan biriyim. Sık sık görüşme talebim de pek olmaz ama yılda 2 kez 2-3 saat görüşmek de pek bir şey ifade etmiyor artık. Çok kötüyüm, bi buluşup konuşsak desem insanlar çoluk çocuğu, işi, vs. yi bırakıp gelemiyor her zaman. Bu durumda onlara dost,arkadaş demeye devam edecek miyiz ?Özellikle bekar, çocuksuz olan taraftaysan pek çok şeyi yalnız yapmaya başlıyorsun.
    Zamanla karşındakilerle bir şey paylaşamadıkça hoşgörün de azalıyor. Almadan verme odaklı olmaya kısmen katılıyorum ama karşı taraftan hiç bir şey almaz olunca da dostluğun ne anlamı kalır ki ?
    Bir de çok katıldığım o ümüğe çökme durumu var ki, onu da sıkça yaşıyorum. Arada bir görüşmeye hevesli olduğum insanlar sürekli aramaya başlayınca araya mesafe koyma çabalarını da anlamayınca Çoğu kez karşı taraf için kırıcı olsa da küt diye bitirmek zorunda kalıyorum arkadaşlığı.
    40 yaşlarımla başlayan yalnızlaşma hali 50ye doğru yoğunlaşarak devam ediyor. Bakalım sonu nereye varacak ? İleri yaşlarda dost edinmek ne kadar mümkün bilemiyorum.Sanırım biraz da modern zamanların halleri bunlar.

    1. çocuğa, kariyere veya daha iyi bir yaşam umuduna feda edilen dostluklar konusunda çok haklısınız. sanırım hepimiz kaçınılmaz olarak değişiyoruz, ama dostlarımızdan hiç değişmemelerini bekliyoruz. öncelikler değişip ortak beklentiler azalınca dostluklar da yavaş yavaş sönüp gidiyor.

      çocuğu kendinden ayrı bir birey olarak yetiştirip ayrılamama problemi bence de kanayan yara. ama bu türden ebeveynler bir dost olarak bizi kaybettikleri için değil, kendi bireyselliklerini kaybettikleri için daha şanssızlar bana göre. anne olmadığım için anlayamıyor olabilirim, fakat sonuçta beni de bir anne büyütttü ve hiç de şimdi etrafımızda gördüklerimiz gibi değildi.

      kariyere ve başarıya feda edilen dostluk da acıklı. allah bu eski dostlara başarılarıyla bir ömür boyu mutluluklar bahşetsin, ne diyelim!

      mobiliteye bağlı olarak uzak düştüğümüz dostlar yine en kurtarılabilir olanlar sanki. en azından çocuğuna veya unvanına aşık değil onlar =) hala ümit var. skype’ta kahve sohbeti opsiyonuna sıcak bakılıyorsa uzun mesafe dostlukları yine de sürdürülebilir mesela. yoksa sizin de dediğiniz gibi, zaten yalnızlık (sadece bekarların değil) hepimizin ortak noktası… gidenler gidiyor, kalanların arasında iyi hissettirenlerle dostluklar devam ediyor. ama sonuçta herkes kendine kalıyor.

  6. Ne güzel yazmışsın..
    Dostmuşçuluk oynayanlardan yoruldum sıkıldım ben de… Fakat fazla kibar fazla çatışmadan korkan biri olarak bir türlü kesemiyorum ilişkiyi..heralde zamanla öğreneceğim bencil olmayı (iyi anlamda yani)

    1. buluşmaların arasını çaktırmadan açmayı dene, bu taktik işe yarayabilir 😉 en azından seni yoranlara daha az katlanmak zorunda kalırsın. ama ipleri tamamen koparmadığından karşı tarafın tavrında ve kişiliğinde pozitif yönde değişimler olursa yeniden yakınlaşma hakkını da saklı tutmuş olursun.

  7. Acaba her zaman bir dosta ihtiyacımız var mı? Yıllarca dostlarım dediğim kişilerin meğer sadece ben arayıp sorduğum ve ilgilendiğim için benimle görüştüğünü fark ederek uzaklaştığım kişilerden sonra bu soruyu düşünmeye başladım ben de. Beni zihinsel olarak yoruyorsa, sitem ediyorsa, arayıp sormuyorsa dostum olmasın varsın deme noktasına geldim. Çok sevdiğim ve ölene kadar dostuz dediğim kişilerden bile çelme yediğim için ben aileme, yakın akrabalarıma ve kendime inanmaya başladım en çok. Kitaplarım, dergilerim, çocuklarım ve sınırlı sayıdaki çevrem ile çok mutlu olduğuma karar verdim. Ben istemediğim sürece kimse beni üzemiyor ve kullanamıyor artık, neyi nasıl yapmak istiyorsam yapıyorum, istemezsem hayır diyorum. Sanırım en büyük kazanım bu oldu benim için. Arkadaşlarımla buluşuyorum, eğleniyorum, geziyorum ama (ne yazık ki) asla %100 güvenemiyorum artık. Karamsar bir yazı olmadı değil mi? Çünkü ben hayatımın bu döneminden çok mutluyum:)

    1. ilk soruyla beni vurdun enne! ama katılıyorum sana, kötü dosttansa dostsuzluk evladır. ve hayır, hiç de karamsar bir yorum değil seninkisi. bu şekilde mutluysan, kimbilir, belki hiç ummadığın bir vakit çok harika bir dost adayıyla tanışman da an meselesidir =)

  8. Yazı şahane! Tüm yakın dostlarıma da yolladım. Yazının ardından yorumları okumak bir anlamda sağlama gibi oldu ve gerçekten kendimi şu dünyada daha az yalnız hissetmemi sağladı. Allah razı olsun:) Ben artık bir şeyleri çok da zorlayan olmamak dönemimdeyim belki. Yani olacak olan oluyor. Bu arada senin yazdığın kimi aşamalardan da geçtiğimi itiraf edeyim. Fazla talepkar, beklentili… Bazen düşünüyorum kolay vazgeçilebiilir hissetmek bizim kendi kendimize yarattığımız bir şey mi yoksa hissettirilen bir şey mi? Benim bazı dostluklarda hissettiğim bu;soruyu sordum ama içten içe cevabını da biliyorum.

    1. bacım, ne hissediyorsak bizdendir diye cevap veresim var. karşı tarafın bize kendimizi değersizmiş gibi hissettirdiği anlar, dostluğun öldüğü anlar oluyor zaten. ama duyguları orda frenlemek lazım ki ölen sadece dostluk olsun. özdeğerimiz değil.

  9. Merhaba, öncelikle yazınız için teşekkür ederim, arkadaşlarımla sıkıntı yaşadığım bu dönemde yazınız düşüncelerimi biraz olsun netleştirdi. Dostluk konusunda benden daha tecrübeli olduğunuzu görüyorum zira ben daha yeni yeni dost adı altında değerlendirdiğim kişilerin arkadaş kategorisinde olduklarını anlıyorum. 9 yıldır beraber vakit geçirdiğimiz arkadaşımla aslında pek bir şey paylaşmadığımı fark ettim. Genelde o gelir bana dertlerini anlatırdı, ben derdini dinler ona çözüm sunardım. Sevinci, başarısı olurdu beraber kutlardık. Zamanla fark ettim ki sürekli destek olan, dinleyici olan, dert ortağı olan benmişim. Arkadaşım benim sevinçlerime ortak olmuyormuş, derdimi anlatacak kadar güvenemiyormuşum ona. Aslında sürekli enerjimi emiyormuş, hep onun istekleri doğrultusunda planlar yapıyormuşuz. Bunu fark ettiğim andan beri arkadaşıma eskiden olduğu yakınlık kuramıyorum, arkadaşlığımı da bitirmek istiyorum galiba. Sorun şu ki insanlara “Hayır” demeyi ben beceremiyorum. Sürekli suistimal edildiğimi de düşünüyorum bu konuda. Daha önce de belirttiğim gibi bu konuda tecrübeniz benden çok daha fazla. Bu arkadaşlığı nasıl bitirebileceğime dair önerileriniz varsa duymayı çok isterim. Sağlıcakla kalın.

    1. sevgili nur, 9 yıl az buz bir süre değil ve ben buraya ne yazarsam yazayım son kararı verecek olan da sensin elbette. ama bence bir süre arayı açmayı dene. yani daha az görüş, ve açıklama isterse ‘kendi içime döndüğüm bir dönemdeyim, sen beni anlarsın’ de. sonrasında arama. zaten baktın aradan zaman geçmesine rağmen o da aramıyor, halin hatrın nicedir diye sormuyor, demek ki yalan olmuş o arkadaşlık. yok bir şekilde aramaya ve seninle irtibatta kalmaya devam eder ama bencil tavrını değiştirmezse belki de bir konuşma yapmayı deneyebilirsin. en basitinden ‘sence arkadaşlık ne demek, iyi bir arkadaş nasıl olmalı’ gibi son derece nötr sorularla, onu direkt eleştirmeden konuyu açabilirsin. ama onun vereceği cevaplara göre konuyu sizin aranızdaki arkadaşlığa getirme görevi sana düşecek tabi. kimseye hayır demek zorunda kalmadan, ‘ben arkadaşlığımızın bana iyi geldiğini düşünmüyorum’ diyerek de bir süre (veya tamamen) görüşmeme önerini dile getirebilirsin. biliyorum, son derece sıkıntılı bir konuşma olacak ama eğer bu konuşmayı sakin kalarak, sinirlenmeden ve arkadaşını suçlamak yerine kendi hislerine odaklanarak yapmayı başarabilirsen, inan bana, senin için insan ilişkilerinin tamamında çok büyük bir şey, geri dönülemez şekilde değişmiş, iyileşmiş olacak. çok sevgiler ve iyi şanslar.

  10. Ben şu yapışıklık kısmında çuvalladım sanırım Ege. O alanı / sınırı çizemedim. Pek usulünde ‘hayır’ demeyi bilemedim. Oralarda sıçışlar yaptım. Sonra da ‘ay çok darlandım’ diye kaçtığım oldu. Gerisi baya zor geçti. Çünkü bu tür durumlarda gaddar ve hain olan taraf -kimse bağırarak söylemese de- sen oluyorsun.

    Bir de yaş ilerledikçe dost bulmak zordur söylentisine ne diyorsun?

    Yine harika yazıydı.

    1. kahve’m, bendensin! aynı yerlerde hata vermişiz.

      yaş ilerledikçe dost bulmak zorlaşıyor söylentisine şu anda ne desem farazi olur. ileri yaştan ne anlıyoruz, ilk sıkıntı bu. zorluktan neyi kastediyoruz, ikinci sıkıntı da bu. ben en yakın dostumla üni’de tanıştım mesela. iş hayatımda da (20’lerin ikinci, 30’ların ilk yarısı) yeni dostlar edinmeye devam ettim. yaş oldu 38, hala da ediyorum, bu yıl tango’da tanıştığım mükemmel bir dostum var. gidişata bakınca kendi adıma zorlanmadığımı görebiliyorum. dolayısıyla ileri yaşlara da umutla bakıyorum.

      sorun belki pek çoğumuz için hep aynı ortamlarda takılıp sonra dost edinememekten şikayetçi olmaktır. tebdil-i mekan şart bence. hobiler, lobiler, gönülden çekildiğimiz şeyler… oralarda bizimle aynı heyecanı duyan başkalarına rastlamak ve tam da o güzel ruh halindeyken dostluk kurmak daha kolay oluyor.

  11. Ege’cim yine müthişsin, hayatta bir dost ama gerçekten gerçek bir dost çok önemli bence, bana birşey olsa ihtiyaç duysam herşeyi bırakıp koşa koşa gelir diyebileceğimiz bir insan büyük bir güven veriyor insana, bu da bence hayatının aşkını bulmak gibi büyük bir şans, insan bunu bulamayabiliyor bazen… bu arada yorumları da okudum, ikinci bir yazı olmuş omlar da nerdeyse:)

    1. ‘hayatının aşkını bulmak gibi’ benzetmene bayıldım eren!! o kadar doğru ki. zaman zaman hayatının aşkını bulmaktan bile önemli olabiliyor hatta. çünkü aşk biteceği için değerli. dostluk bitmeyebileceği için.

  12. Slm, cok dogru bi yazı olmuş. Ben de mesela su an bi arkadasla tam dostluga donecek yerdeyim. Kac haftadır bir konuda dediğimi yapmadı, saatlerce dinledim (abartmıyorum) ama baktım ki artık benim bu dramayı sindirecek halim kalmadı..Bugun telefonda dedim ki tamam sen istediğin gibi hareket et ama bana en azından bu konuyu acma artık, daralıyorum.. Kırıcı olmadan demeye calıstım ve bence olmadım. Simdi bu noktada trip atarsa bence dost olamıcaz amma anlayıslı davranırsa ve tek bir konudaki arkadaslık duzeyinden cıkarsak gercekten nerdeyiz anlıcaz bence. Dogru muyum? 🙂 PS: masal gibi yazıyosun sanki her yazı bir kitap, cok dinlendirici. Cok saol bu paylaşımlar icin 🙂 Sevgilerrr…

    1. cansu’cum sen elinden geleni yapmışsın, şimdi top onda. araya tatiller girince yazamadım ama umarım trip atmamıştır!
      pek çok öperim seni xxx

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir