geldi gönlümün festivali

Kategoriler ontolojik

postmodern tiyatroyla ilişkimi şu ve şu yazıda bir miktar dile getirmiştim. ilişkinin türü: gözlerini yukarı dikmiş emoji. ama içimde bir yerlerde hala pıt pıt sanat için atan bir salak yürecik de var. herhalde onun etkisiyle, geçenlerde bu seneki tiyatro festivalinin kitapçığını uzun uzun inceledim. bir umut ışığı, bir tanıdıklık aradım ıssız sayfalarda. ama ne buldum dersiniz? bolca taşak geçme malzemesi. sanattan bahsettiğim bir yazıda böyle terbiyesiz kelimeler seçtiğim için özür bile dileyemiyorum cidden. zira bu metinleri yazan insanlar hepimizle tam da taşak geçiyor bence. başka türlüsüne ikna olamıyorum. hemen emsalsiz bir kuplenin fotosunu çekip müge’ciğime yolladım. gel seni tiyatroya götürem dedim. birlikte yarıldık. buyrun siz de okuyun:

höö?!

hacılar, kim yazıyor bu metinleri? ve neyin kafasıyla yazıyorlar? hedef: anlaşılmamak. hedef: laf salatası. hedef: hiçbir şey demeden çok şey diyormuş gibi yapmak. bak tiyatro festivali, senin son derece kitlen sayılırım aslında, ama daha kitapçığına bakınca samimiyetinden şüpheye düşüyorum. bir şeyler anlatmak istiyor musun, istemiyor musun? çünkü boku sanatçıya atayım desem, çoğu bu tuhaf cümleleri kurmakla uğraşmaz, yazarlara da böyle brief’ler vermezmiş gibi geliyor. tabi belki de yanılıyorumdur. belki sanatını bu kelimelerle ifade etmek isteyen sanatçılar vardır. ay insanlar çok tuhaflaştı. ummadığım adam ve kadınların içinde en çakmasından bi heidegger oturuyor. 10 quote, 10 da ne idüğü belirsiz tabirle konuşup yazmayı marifet sanıyor. sonra biz bi salak kitapçık başında iki satırı anlamak için 8 oluyoruz acaba bu oyun ne hakkında olabülü diye.

ohh… dolunay’ın etkisiyle içimden fırlayan kurt kadını sanatlı bir yazıyla halkın hizmetine sunabildim ya, daha ne ister deli gönlüm.

geldi gönlümün festivali” için 10 yorum

    1. canım, ben yıllardır para için ne saçmalıklar yazdım, böylesini yazamadım. ayıplıyorum kendimi!

  1. Abi ben de yıllardır önce hep kendime batırırım iğneyi. tiyatro, resim, heykel, sergi okurum da açıklama metinlerini, sen ne anlayacaksın işletme mezunu haline kızım adamlar biliyordur herhal diye kendimi döver dururum. Ama içimde bir yerde de ulan benim kafam çalışır, e okuruz, izleriz, az buçuk gezinip bakarız biz de biliriz yani az da olsa diyip burda bir köpeklik olduğunu sezerek sinsi sinsi emin olamam bu sanat sepet metinlerinden. anlaşılmamak her yerde bir bok sanılır oldu anasını sattığımın dünyasında. bilale anlatır gibi kardeş bilale anlatır gibi hadi.

    1. kesinlikle bilal styla gitmek lazım. cümleler düşük olmasın, imla hatası olmasın. metin derdini anlatsın. accık da merak uyandırsın. tamam. nokta.
      dicotti, sen niye anlamayasın ki zaten? daha 29 yaşında sıfırdan iş kurdun, geliştirdin. kıçının üstünden 20 cm uzaklaşmadan kımkımkım bunları yazan insandan daha iyi biliyorsun. hayatı da kendini de.

  2. Oyunun adı -çok afedersiniz- “osuruğun gizemli yolculuğu” mu acaba? 🙂 Anlamazdın, anlamazdın…. sevgiler

    1. anlaman anormal olurdu mehtap, o kadar uğraşmışlar anlamayalım diye! kırmayalım çocukları.

  3. bizdeki sanatta, basitlik, sadeliğin yeri yok. kimsenin anlamadığı, üfürükten teyyare ifadeler değer görüyor. bırak sanatı, bir dilekçe yazacaksın diyelim, tuhaf kelimeler, acayip ifadeler bulman lazım yoksa dümdüz yazarsan işin tem ters gideceğine inanılıyor. önce arapça’dan, farsça’dan çektik, şimdi de ne idüğü belirsiz bu dilden çekiyoruz. tüm beyinsel ögelerimin, dar bir düzlemde, metaforik bir silindirin altında kalarak, boyut kaybettiğini duyumsuyorum.

    1. çok haklısın ve son cümlenle beni bitirdin ebru. bu tümcenin edimsel izdüşümlerini deneyimlemeye devam ediciimöheşklffghjkl

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir