fransızlara fransızım

Kategoriler ontolojik

pazardan beri uykusuzum. pazar gecesi, pazartesi akşamı aslı ve richard yemeğe gelecek diye yemek ve tatlı yapmakla geçti, uykusuz kaldım. pazartesi aslı ve richard geldi, yaptıklarımı yemekle ve onların paris hatıralarına şaşırmak/gülmekle geçti, uykusuz kaldım. salı akşamı ise “ray ve ian gelmiş, seni hemen tanıştırmamız lazım!” dediler, beni ada’da misafirliğe götürdüler. yarım saat oturur kalkarım dedim ama 3 saat kaldım ve elbette uykusuz kaldım. yalnız bu ray ve ian pek tatlı sohbeti olan ingiliz ve gay bir çift çıktı. emlak işiyle iştigaller, sağda solda onlarca evleri var ve oluk oluk akan kira gelirleriyle hop orda hop burda tatil hayatı yaşıyorlar. ama komple yaymış değiller kesinlikle. bilakis, ortada dönen parayla daha akıllıca yerlere yatırım yapmak için sürekli bir arayış-soruş-buluş içindeler. bendeki ışığı görünce emlak işine nasıl da az parayla girip sonradan işi ilerlettiklerini anlattılar ve tonla tüyo verdiler – allahım ne kadar seviyorsun ege kızını!

neyse, asıl konumuz bu değil. gecenin ilerleyen kısmında fransa’da iş yapmanın fantastik zorluklarından bahsedildi. hepimizin konuyla ilgili deneyimi olduğu için de laf lafı açtı. politically correct olmak adına”böyle genellemek ne kadar doğru bilmiyorum bıdı bıdı” diyeceğimi sanmayın, zira şimdi söyleyeceklerimin doğruluğuna kesinlikle kaniyim: ingilizler ne kadar pragmatist, pratik ve sonuç odaklı insanlarsa fransızlar da o derece tembel, devlet bize baksıncı, işe yarayıp para kazanmaktan ve para kazanandan hazzetmeyen insanlar. ve maalesef istisnalar bozamaz bu acı gerçeği.

alın size somut bir örnek: ray, paris’e yakın pek aristokrat bir kasabada bir şato-otel işletmek üzere bağlantı kurmaya çalışmış ama işi o kadar yokuşa sürmüşler ki canından bezmiş. hayır, adam parası neyse verecek ama yok anam, bin dereden su getirmişler. en sonunda o civardan bir komşu kadın “bence hiç kendinizi yormayın, paranızı da hiç burada harcamayıp ilk uçakla ülkenize dönün, çünkü fransa’da para kazanan insandan nefret ederler” demiş. ray tabi şok.

fransa’da işsizlik parasının, iş yaparak kazanılan paranın neredeyse %70’ine tekabül ediyor olması insana doğal olarak ben niye çalışayım ki diye sorduruyor sanırım. zira kimse çalışmak istemiyor. çalışanlar da o kadar belirli saatlerde çalışıyor ki “2 dakka fazla dur, şu işi halledelim” deseniz şeytan görmüşe dönerler. zaten taşlar çatlasa, çalıştıkları haftada 35 saat. ama böyle bi yaralı parmağa işememe, iş yapmayı sevmeme kültürü hakim. bu kadar tembelliğe bari mutlular mı derseniz yok dostum, başka kapıya. güleryüzlü olmakla nam salmadıklarını da kimse sorsanız söyler.

nadanlık özellikle parizyenler arasında popüler, daha küçük şehirlere gidildikçe epey sempatikleşebiliyorlar. yine de çalışmayı sevmeme ve kapanış saatinin saniyesi geçmeden kepenk indirme geleneği baki. işsiz kalırsam derdi yok – nasıl olsa devletleri onlara bakar. bi iş kursam, bi girişim yapsam duygusu yok – amaaan kim uğraşcak şimdi o kadar bürokrasi-kağıt-kürekle. velhasıl paso yatış, paso kebap. dediğim gibi keşke mutlu olsalardı, ama mutlu da değiller çoğunlukla. sosyalist muasır medeniyetin bedeli midir nedir? böyle tuhaf bir memleket işte fransa. bu yazım da oralara gitmeyi düşünenler için köprüden önce son çıkış olsun.

yalnız hepimizin hemfikir olduğu bir başka nokta daha oldu: istanbul çok pahalı. fransa’daki market fiyatlarını az-çok hatırlıyorum, temel gıdalar çok uygun fiyatlara satılırdı. son gidişlerinde aslı ve richard’ın da dikkatini çekmiş, bir kalıp iyi cins peynir burdakinin nerdeyse beşte biri fiyatına satılıyor. sırf bu nedenle -ve tabi bir de devlet orda sanatçılara da mükemmelen baktığı için- acaba yılın yarısını orda yarısını burda mı geçirsek diye düşüncelere kapılmış gelmiş aslı hemşirem. böhüüü 🙁 komşularım gitmesin!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir