felsefe – ama nereye kadar?

Kategoriler ontolojik

hegel abimiz

pazar günü bir arkadaşımın arkadaşıyla tanıştım. aslında ressammış ama son dönemde felsefeyle ilgileniyormuş. tahmin edebileceğiniz üzre çok mutsuz bir hali vardı. ayrıca iştahsızlık çekiyormuş ve istediği halde kilo alamıyormuş vs.

felsefeye göbekleme dalıp da neşeli kahkahalarla etrafına ışık saçan birilerini tanımıyorum. bildiğim tek istisna bilgi’den felsefe hocam ferda keskin. kendisi en az frankfurt okulu kadar fenerbahçe’ye de gönül vermiş olmasıyla hayatın içinden biridir. hatta atonal müziğin sosyolojik ve felsefi boyutlarını anlattığı bir dersi, “valla schönberg kusura bakmasın, burda bilmemkaç saat ders anlattıktan sonra eve gidip bir de atonal müzik dinleyerek insanlık hali için üzülemeyeceğim” diyerek bitirmişti, hala saygıyla hatırlıyorum.

kendini ve dünyayı anlama çabası olarak felsefeye de elbette saygım var. ama edebiyata da var, psikolojiye de var, tarihe de var, metafiziğe de var, sanata da var. yine de felsefeyi bir yaşam tarzı olarak seçmek mutsuzluğa gönüllü olarak abone olma isteği gibi geliyor bana. burda felsefeden kastım tarihsel anlamda felsefe elbette. yoksa kendi kendine atıp tutmaktan bahsetmiyorum.

ressam kız şimdi hegel okuyormuş, allah dedim. bana da okuttulardı, ordan biliyorum: onun öncesi var, sonrası var, dostu var düşmanı var, bugüne uyarlanması/uyarlanamaması sorunu var, bi girdin mi ömür billah çıkamazsın. hayır, velev ki sonunda hegel’in ne demek istediğini anladın, o gün gelinceye kadar hayatın somut taraflarından o kadar kopmuş oluyorsun ki, anladığını hayata geçirip bir şeyleri değiştirmeye mecalin kalmıyor. bir de bu adamların hepsi söz birliği etmiş gibi yaşam sevincine balta vururlar insanın. evet dünya çok boktan bir yer, o zaman haydi hep birlikte mutsuz olalım. gidiş yolu farklı olsa da vardığımız yer aynıysa kurt cobain’den ne farkımız kalır allasen? daha anlaşılmaz olmak, daha makbul olmak mı demek?

kız nasıl kilo alabilirim sence diye sordu. “kendine her sabah uyanıp ucundan tutacağın bir meşgale bul, ne iştahsızlık kalır ne mutsuzluk” dedim. my kind of answer!

felsefe – ama nereye kadar?” için 2 yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir