ex-kaynanalarım ve ben

Kategoriler insanlar, ontolojik
kaynana

modern zamanlarda nihayet evleninceye kadar bir kadın kişinin hayatından kaçınılmaz olarak birçok erkek geçiyor sevgili okurlar. iyi ki de geçiyor, bu sayede hem erkeklerin ne olup ne olmadığını, hem de analarının ne yapıp ne yapamayacağını öğreniyor havvakızları. işte ben de işbu yazımla henüz evlilik zokasını yutmamış olan kızlarımızın yoluna potansiyel kaynana modellerine dair ışık tutmak, biraz astroloji biraz analizle yeni nesillere yol göstermek istiyorum. başlayalım mı?

yaş 16-17 – e’nin anası – avukat (boğa)

9 aydan uzun sürmesi hasebiyle ilk ilişkim diyebiliriz buna. lise 1’den 2’ye geçtiğim yaz ayvalık’ta tanıştığım pek sevgili e ile süper birkaç hafta geçirdikten sonra hızımızı alamayıp devam etmeye karar verdik. normal şartlarda bunda bir sorun yok. ancak bizim durumumuzda e istanbul’da ben izmir’de yaşıyorduk. buna rağmen yılmadık. şimdi efendim, bizim tanıştığımız o yaz, düşünün ki ayvalık’a tatile giderken yanıma aldığım kitap suç ve ceza. plajda havlumu sermişim ha babam okuyorum. e’nin annesi ise avukatmış, sonradan öğrendim. bakınız ben olsam, zaten oğlumun 16 yaş sevgilisine kafa yormaya vakit harcamam da, en nötr ihtimalle bile bu kıza saygı duyarım. vefekat heyhat! çük kadar sitede o kadar kez karşılaşmamıza rağmen bir kez yüzüme gülmeyen bu kadın, sene boyunca da mektuplarımı (bildiğiniz gibi o yıllarda mektuplaşılırdı) e’den kaçırmak için hiçbir fırsatı kaçırmadı. üstelik hiç de romantik/hülyalı/beni almazsam ölürüm modeli bir kız değildim. yani mektuplarım gayet hafif ve eğlenceli şeylerdi. hadi onlara sansür koydu diyelim, peki ya 5 aylık hasretten sonra nihayet şubat tatili gelip de bana istanbul yolları göründüğünde oğluşunu zorla kar tatiline sürüklemesi! biçare ben, soğuk istanbul sokaklarında e’nin yanıma atadığı en yakın arkadaşıyla gezip yavuklumun yollarını gözledim. (melodrama gerek yok gerçi, çok eğlendim.) ama bu ananın tavrına anlam veremedim. sonuçta benim lisede felsefe kulübü kurmaya çalıştığım yıl, oğlu bana aşkının bir kanıtı olarak tavşan karikatürleri yolluyordu. bunu asla e’yi küçümsemek için söylemiyorum, hala çok sevdiğim, irtibatta olduğum, çok da zeki bulduğum bir insandır. lakin demem o ki, o ananın nazarında bu derece kaçılacak, evladına layık bulunmayacak gelin adayı da ben olmamalıydım sanki. neyse, e ile daha sonra aynı üniversitede okuduk. şaka gibi evet, anası aramızı açmaya çalıştıkça mesafemiz azaldı. ama bir daha sevgili olmadık. kendisi takriben 3. kız arkadaşıyla evlendi zaten. bu kız da tesadüfen benim hazırlık sınıfından iyi arkadaşımdı. boylarınca 2 çocukları var şimdi.

* wise bir tahminle sanırım bu kadın bende şöyle bir tehlike sezdi (analık içbilmemnesi): sülalecek hukukçuydu bunlar ve derdi gücü resim yapmak olan e’ye de zorla hukuk okuttular (hoşgeldin boğa inadı). ama biz devam etmiş olsak kesin bir noktada isyan ettirirdim e’yi. hele ki mutsuzsa muhakkak ailesine höt deyip kendi istediği şeyi yapması için hep destek tam destek modunda olurdum. iğrenç gelin – tabi sevmez kadın beni! oğluşunun ideal bir hukuk neferi olmasına taş koyucam. yılanın başını küçükken ezmiş. bir diğer ihtimal de, 16 yaşında tanıştığım çocukla ciddi düşünemeyecek kadar oynak bir aday olduğumu hissetmiş olması olabilir. bu durumda saygıyla öpüyorum ellerinden, kadın beni benden önce çözmüş demektir.

yaş 17-29 – f’nin anası – akademisyen (yay)

17 ve 29 yaşlarım arasında on&off süren ilişkimiz boyunca, tavrını ve mesafesini hep belli bir noktada tutmayı başaran bu anneyle asla mıçmıç olmadık. f ile evliliğin ucundan dönmüş olmamıza rağmen olmadık. eğitime ve akademik başarıya büyük önem veren bu anne, aslında çok gereksiz bir şekilde kendini evlatlarının başarısına ve bu başarıyı garantilemeye adamıştı adeta. (gereksiz diyorum çünkü evlatları zaten über başarılıydı!) ama işte f’nin uzun yıllar sonra büyük bir kriz anında itiraf edeceği gibi bu konuda kantarın topuzunu epeyce kaçırmış, oğluşlarının ”düşmesine” asla izin vermemişti. oysa 1-2 kere düşseler ve kendi kendilerine kalkmayı becerseler hayata karşı çok daha güçlü ve dayanıklı olacaklardı. işte böyle bolca endişeli ama akıllı ve iyi niyetli bir kadındı. zararı oğluna – diye düşünmüştüm hep. taa ki f’nin doktora için italya’ya gitmesi gündeme gelinceye dek. aa bir baktım, kafasında beni de gelin etmiş italya’ya yolluyor! zaten reklamcı olup ne yapacakmışım (tamam ben de reklamcı ölmeyi planlamıyordum ama…), doğru dürüst para kazanıyor muymuşum ki (f’nin tam 2 katı kazanıyordum), doktoramı bitirsem bana ne kapılar açılırmış (bkz. üni’lerde tanıdıklarımız var) ve bu minvalde ikna çalışmaları. seviyordu beni, ama yine de gözündeki en büyük görevim oğlunun yamacında ve destek olmaktı. seçimlerimin önemi yoktu, zira akademisyen olmadığıma göre seçimlerim ne kadar matah olabilirdi ki? ama diğer yandan beni de kendisi gibi güçlü buluyordu. f’nin yanında olursam gözü arkada kalmayacaktı. neyse, bu anne ve annem çok iyi anlaşmış, birbirlerinin ölçülü tavrını pek beğenmişlerdi. çocuk yetiştirme tarzları taban tabana zıt da olsa, olası bir izdivaç durumunda 2 bilimli insan olarak uzun sosyopolitik sohbetlere koşarlardı kesin. ben kaçtım.

* wise bir tahminle bu ana, oğluyla olan ilişki modelimize asla anlam veremedi. çok farklı tiplerdik ama buna rağmen ömrümüzün çoğu bir şekilde kopamayarak geçti. belki oğlu gibi benim de onun sözünü dinleyeceğimi, düşer gibi olursam yardıma çağıracağımı, anne bittiii diyeceğimi ummuştu ama öyle olmadı. bu ilişkideki tavrım da oğluna yer yer kendisini yer yer anasını sorgulatmak şeklinde gelişti. eh kadın onca okul okumuş, bu bağımsız ve isyankar hallerimi göremeyecek değil. ama tipik bir yay insanı olarak bizi sürekli yurt dışına teşvik eder, ‘gidin bu ülkeden, daha iyi yerlerde yaşayın’ derdi. evlatlarına aşırı düşkün olmasına rağmen öyle dizimin dibinde durun gibi bir bağımlılık modeli yoktu. artı puan veriyoruz burdan. bir de öykü yazardı bu kadın. çok da güzeldi bazı öyküleri. bana da yollardı, çok az geline nasip olacak türden edebiyat sohbetleri yapardık üstüne. birçok ilgi alanı vardı yani, benzerdik bu açıdan birbirimize. ama gelin görün ki şu an hakkımda ne düşündüğünü bile tahmin edemem…

yaş 19 – m1’in anası – pastane sahibi (yay)

şeker şurup bir anne! üniversite hazırlık yılındaki bu ex-kaynanam neşeli ve bohem bir cihangir kadınıydı. m1’in babasından boşanmıştı ama 10-15 yıldır başka bir sevgilisi vardı, acayip kafa bir adamdı, birlikte yaşıyorlardı. m1’e öz babasından çok babalık etmiş diye anlatılırdı. izmir’deki hayatımda tanıdığım tüm bu yaştaki insanlar ya evli ya da bekardı. 15 yıl boyunca aynı evde yaşayıp da evli olmayan birilerini bilmiyordum açıkçası. zaten kendi ana-babasının evliliği de çok badireler atlatmış bir insan olarak bu ilişki modeli bana anında süper gelmişti. bu anayla yıldızlarımız ışık hızıyla barıştı. evlerine çok giderdim, sürekli rakı masalarında çok eğlenceli sohbetler ettiğimizi hatırlıyorum. o dönemde m1 de bize (istanbul’da yaşayan teyzemlere) çok sık gelip giderdi. 3 ayda akraba gibi olmuştuk ama içim en ufak sıkılmamıştı. bu noktada bu ex-kaynanamın light kişiliğinin, kendine ait bir hayatı olmasının ve evlatları üzerinden bir şeyler kanıtlama çabasında olmamasının etkisi büyüktü bence. m1’le 9 ay sonra ayrıldık ama ben sonraki 2-3 yıl boyunca izmir’e her gittiğimde 3-4 izmir ‘gevreği’ getirir, uğrayıp ex-kaynanama verir, ayaküstü sohbet ederdim. bayılırdı izmir simidine, çok sevinirdi. m1, üniversite son sınıfa geçtiğimiz yıl kendinden 5-10 yaş büyük bir fransız kadınla tanıştı ve bir çocuk yaptı, ama hiç evlenmediler. m1’in annesi ise, o yıldan beri sürekli o evden bu eve, o şehirden bu şehire taşınan bu yavruya annelik yapmakla meşgul.

* bu ex-kaynanamı hala muhabbetle anıyorum gördüğünüz gibi. hatta bi ara ayarlasam da uğrasam oldum şimdi. yay insanının en pozitif özelliklerini taşıyan ve hayatı güzel yaşayan 10 numara, arkadaş gibi bir kaynanaydı. sevgilerimi yolluyorum burdan.

yaş 20-27 – k’nın anası – ev hanımı (terazi)

yine uzun, yoğun, on&off bir ilişki ve ilişkinin bütün fırtınalarına rağmen daima sakin bir liman görevi gören bir ex-kaynana. k’nın annesi çok doğal ve canayakın bir kadındı. oğluyla onca yıl beraber yaşamamıza rağmen ilişkimizde gölgesini dahi hissetmediğim örnek bir tavır sergiledi. eskişehirli’ydi ve inanılmaz güzel mantı yapardı. o gerçi sık sık çağırırdı, fakat k anasına hayır diyebilen ve bu özellliğiyle kız arkadaşına hayatı kolay eden cinsten bir adamdı. bu nedenle onca yıl bu davetlerin topu topu anca 5-6 tanesine icabet etmişizdir. ev hanımı dedim ama birçok farklı işte de çalışırdı ara sıra, sosyal bir kadındı. özel günlerde mutlaka hediyesini alır k ile yollardı. eli çok becerikliydi bir de. inanılmaz zarif bir atkı örmüştü bana bir keresinde, takmaya kıyamamıştım. k ile en uzun süren ayrılığımızdan sonra ”geri dönsem beni affeder miöeğğ?” diye salya sümük aradığım insan da yine annesi olmuştur. kriz yönetiminde bir dünya markasıydı adeta!

* alicengiz oyunlarına asla girmeden sağduyunun ve diplomasinin kalesi olan bu ex-kaynanama sadece bir kez dolmuştum. o da yine bir kavgamızdan sonra k’nın kötü halini görerek suyuma gitmek için beni arayıp ”naapalım evladım, çekicez bu adamların bazı huylarını” dediğinde, istemediğim hiçbir huyu çekmek zorunda olmadığımı hissetmenin isyanıyla. o ise evliliğinde birçok zorluk yaşamış bir kadındı, ama kocasını yine de bırakmamıştı. nesil farkı mı dersiniz, ne derseniz artık… k şu anda ikinci evliliğini sürüyor. annesini ise en son geçen yıl, kocasının ölümünden sonra başsağlığı için gittiğimde gördüm. sanki aradan onca yıl geçmemiş gibi sarıldık birbirimize. bu kadını da çok severim hala. sağlamdır. candır.

yaş 29-30 – m2’nin anası – kendi şirketinin sahibi (kova)

hollywood yıldızlarını aratmayacak bir güzellik, cümlemizin linkedin hesaplarını beşe katlayacak bir network’çülük, en cevvalinden business becerileri ve rakipsiz bir salon kadını tavrı… m2’nin annesini bir noktada resmen m2’nin kendisinden daha çok sevmiş olabilirim! zira bu kadınla konuşacak çok şeyimiz vardı. bu nedenle aile yemekleri ve tatiller hep renkli ve bol sohbetli geçer, çok ama güzel içilir, sohbetin her yanından zeka, cinlik ve şaka fışkırırdı. m2’ye henüz gs lisesinde öğrenciyken hamile kalmış, 18 yaşında doğurmuş, sonrasında hemen iş hayatına atılmış, para kazanıp kocasını okutmuş ve doktor yapmıştı. sonrasında ise adam onu başka bir kadın için terk etmişti. ama bütün bunlara üzülmekle uzun uzadıya vakit kaybettiğini hiç sanmıyorum. bu ex-kaynanam tam anlamıyla ‘hayat limon verirse limonata yap’ modeli bir kadındı. limonata ne ki, limoncello yapmıştı o! bir sürü sevgilisi olmuş ama bir kuruş para yememiş, bilakis yer yer gereksiz fedakarlıklara girmişti bence. ama kesinlikle çok akıllı bir kadındı. hayatını da gayet güzel yaşıyordu. hatta bana sorarsanız kadının yegane sorunu m2, ve m2’nin başına açtığı türlü türlü dertlerdi. bir gün iş kurucam para lazım diye gelir, bir başka gün kız arkadaşım hamile, evleniyoruz diye gelir, bir diğer gün icat yapar, ertesi gün evde yangın çıkarır… festival gibi bir insan olan m2 başka bir annenin başına gelse neler olurdu kimbilir. ama bu anne resmen esneklik ve dayanıklılığın kalesi idi. benim mesela, evladımın ağzına yaşı 35 demeyip 2 tane çakacağım çok net durumlarda bile o daima soğukkanlılığını korurdu. özetle, allah hakikaten dağına göre kar yağdırıyor sevgili okurlar.

* bu ex-kaynanamla, çok nadir bulunan cinsten, hem düzeyli hem de samimi bir ilişkimiz vardı. hala da var. sohbetine, yorumlarına ve deneyimlerine hastayım. yalnız bazen 8 yaşındaymış gibi davranmasına sebep olan kimi çocuksu taraflarının kişiliğinin gerçek bir parçası mı yoksa birer savunma mekanizması mı olduğunu asla bilemedim. yine de neşesinin itici değil bulaşıcı bir tarafı vardır. beni de pek sever. m2 ile ruh ikizi olduğumuza, m2’nin yanında nihayet fransız lisesi mezunu bir kız göreceğine ve bir gün mutlaka evleneceğimize inanırdı – elbette öyle bir hata yapmadık. ama m2 evlendi ve bir de çocuk yaptı. bence bu ex-kaynanam şu an şehirdeki en güzel ve karizmatik babaanne olabilir.

*
bitti. bu kadar. zaten 9 aydan kısa sürmüş ilişkilerde annenin muhabbeti niye geçsin, onları tanımıyorum neyse ki. ama ne kadar tuhaf, şu an fark ediyorum: bugüne dek uzun süre birlikte olduğum BÜTÜN adamların anaları hep ve sadece erkek anasıymış! yukarda saydığım herkes ya tek erkek çocuk ya da 2 erkek kardeş – kocam dahil!

geriye dönüp bakıyorum da başıma dert açan, çorap ören cinsten ex-kaynanalarım olmamış, şanslıymışım. hepsi kendi çapında nevi şahsına münhasır tiplermiş. yoksa hayattaki yegane başarısı ‘erkek anası’ olmak olan ve sağda solda gururla gerdan kıran karılardan gelecek poğaça-börek tarifi allahtan gelsin zaten. benim için ex-kaynanalarımdan aldığım en büyük ders, çeşit çeşit kadın hikayelerine, kadınlık hallerine ayna tutmaları oldu sanırım. bir de onlarla daima (e’ninki hariç) oğullarından bağımsız da bir ilişkim oldu. hem onlar hem de ben bunu becerebildik. kırıp döktüysem affola ex-kaynanalar. ama oğullarınız da kolay tipler değildi hani.

ex-kaynanalarım ve ben” için 18 yorum

  1. Şahane yazmışsın Ege'cim:) İki favorim var ilki K'nın terazi annesi ile F'in akademisyen yay annesi:)) Ama şanslıymışsın gerçekten, hepsi birbirinden güzide:) gerçi bundan sonra daha çok "ben nasıl bir kaynana olucam?" onu düşünüyorum:))

  2. hmm, valla ömrümün çoğu senin favorilerle geçti!
    kaynanalık zor. sen iyi kaynana olsan da aklı başında bir geline denk gelicen mi sorunsalı da var işin içinde. eğer doğal olarak bir muhabbet, bir dostluk oluşmuyorsa, en iyi kaynana varlığı hissedilmeyen kaynana bence, bilmem bir gelin olarak onaylar mısın 😉

  3. ya bu konuda çok dertliyim. Benim akşam 10'da telefonda konuşuyorum diye orospu damgası yemişliğim var. Bunu da yazmaktan hiç hoşlanmadım şimdi orospu falan ama ben de bu konuda belki bir karadeniz anadolu açılımı yapabilirim.

  4. çok eğlendim, çok güzel bir yazı olmuş, m2 nin annesi ile tanışmak isterdim 🙂 ne hikaye vardır onda.

  5. yuh diyorum, yüzüne mi söyledi böyle?? o karının oğlundan ne hayır gelir zaten bacım, sittir et. hayattaki en büyük derdi namus olan insan kadar sığ ve sıkıcısı yok bence. ki namusu en bi anlamayanlar da bunlardır genelde. ne diyeyim, geçmiş olsun…

  6. sormayın, o kadında hikayeler cilt cilt! ama çemkirmeyi ve dedikoduyu hiç sevmezdi bu arada – tekamülde asla erişemeyeceğim bir mertebe :p

  7. Ooooo!
    Ben böyle hayatıma giren insanların amaçlarını kurcalarken, yazdığın yazı çok net bir araya geldi.
    Erkek çocuğun olursa hiç şaşırmayacağım. Şanslıymışsın hakikaten.

  8. Ay benim bir bir yaram var ki sorma gitsin; 22'lerimdeyim, resim bölümünde okuyan bir sevgilim. Beraber memlekete gittik, o da oralı. Hiç hesapta yokken birden onlarda mola verdik ve ben de gittim. Anne beni hiiç beğenmedim. Uzun, kumral, yeşil gözlü oğluna, esmer ufak tefek bir kız. Oğlu övmeye çalışıyor felan. Bankacılık ve finans okuyor, banka da müdür olacak anne dedi. kadın bir baktı, bir yandan sarma sarıyor; "müdür olamaz da," dedi. Ay ben öyle bakakaldım, geriye ne dedi bilmiyorum.
    Ulan olamadım ya..:-)) nasıl bir bedduaymış.Oğlunu da al başına çal dedim zaten sonradan, içimden:-)) Olmama 20 gün kala burama kadar geldi bu bankacılık, istemiyorum terfi felan deyişi bıraktım.
    Eğlenceli konu, güzel yazmışsın.
    Sevgiler,

  9. çocuk yapmayarak erkek anasına dönüşmemeyi garanti altına alacağım J :p
    amaçlar bence hemen o anda netleşmiyor bu arada, biraz zaman geçmesi gerekiyor. en azından benim için. nadas şart.

  10. yaaa bu analara aparkat olup yağmak istiyor deli gönlüm aze, bu nasıl bir öküzlük?? :(( ama bence senin durumunda tutturmuş sayılmaz, sonuçta hür iradenle istememişsin! en üzücüsü insanın o yaşlarda son derece iyi niyetli ve naif olması, bir cevap verememesi. şimdi rastlasan bu modele ''siz de sarmada yüksek lisans yapıyosunuz maşallah'' filan diye cevabını sokarsın belki :p

  11. kapsül gardrop işlerine merak salmışken denk geldik bloğunla, bu low carb-bbg ve kapsül gardobunla aklımda olanları gerçekleştirmiş kadın olarak çıktın karşıma:) işi gücü bırakıp oturup hatırı sayılır bir vakit haracayarak low-carb ın ilk 25 gününe kadar bütün postları da okumuş bulunmaktayım.ikinci okumaları not alarak yapacağım.tebrik eder yanaklarından öperim. gelelim esas soruya. japon kedi olarak sadece blog mu yazıyorsun? seni okuyabileceğim başka neresi var link neyin de göremedim yukarılarda bir yerlerde

  12. berrin çok teşekkür ederim. çemkirik persona'm japonkedi olarak disiplinsiz, düzensiz ve acımasız bir şekilde sadece japonkedi'ye yazıyorum. daha düzeyli yazılarım için sadeyasamak.com'a bakabilirsin. instagram'da da takibe değer şeyler yapmıyorum – üşeniyorum sosyal mecralara.

  13. kaynaşmamk değilde , benim hayat sıkızı, epitepi 1 ex kaynanam var onunda etrafında olup biteni pek algıladğını zannetmiyorum ozaman için.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir