etiket değil etikek istiyorum

Kategoriler insanlar

mügeco’mla bir salata kemirimlik buluşmamız her zamanki gibi pek eğlenceli ve zihin açıcı geçti. birbirine atlayan çok fazla konu başlığı var, göbekten giriyorum:

1- geçenlerde gazetede gördüm. ingiltere’de bir araştırma yapılmış, çiftlerin en çok kavga ettiği gün perşembe’ymiş. yan tarafa da bir kutu koymuşlar, araştırma sonuçlarına göre 10 temel kavga konusu. okuyunca gülsem mi ağlasam mı bilemedim. çünkü listenin özü doğrudan obsesif kompülsif kişilik bozukluğuna işaret ediyor. yok diş macununu ortadan sıkmak, yok klozet kapağını indirmemek, yok yatağı toplamamak vs. perşembe akşamları bunlardan ötürü kavga eden insanlar var. kim bu insanlar?

2- frida sergisi vesilesiyle toplumsal etiketlerden ve kodlardan bahseden bir şeyler yazasım depreşmişti. müge’yle konuşunca rahatsızlığımın dibine inmeyi başardım, klozet kapağı yüzünden kavga etmenin bir paraleline gittim. şimdi, sergi soldan gezilir mesela, biliyorum. zira şanslıydım, iyi ve pahalı bir eğitim aldım. ama kültür ortamlarına girip de bir sergi gezmeye kalktığımda karşıma çıkan eğitimli insanlar beni eğitimden soğutuyor. bu insanlar kodlarıyla, etiketleriyle yaşıyor çünkü. kişiliklerini bilgi ve görgüleri üzerinden tanımlıyor, ancak katman katman algılayabildikleri toplumsal hayatta kendini mutlaka belli bir katmana ait ve layık görüyor. özel bir konuma. ayrıcalıklı bir sınıfa. yanılıp şaşıp sergiyi sağdan gezenlere öldüren bakışlar atabiliyorlar mesela. bir resmin karşısında yarım saat duran insan olmaktan, resmin kendisinden daha fazla haz alabiliyorlar. onlara önemli bir şeyler öğretilmiş, hepsini yalayıp yutmuşlar. şimdi de uyguluyorlar. o uygulama üzerinden daha modern, daha birey, daha seçkin oluyorlar. her yerde kültürü soluyorlar ya, sokağın çamuru, otobüsün dumanı, insanların asık yüzü onlara hakaret. bu ülkede yaşanmaz canım, kaçmak lazım.

3- kodlar ve etiketler, dışardan bakınca beni veya müge’yi aynı kefeye koyacağınız insanlarla aramızdaki en büyük çatallaşma konusu. kimse kıçına takmasa, nevrozun kökünün evrensel düzeyde kuruyacağına inandığım bütün bu takıntılar, bana yakınmış gibi duran insanlarla aramdaki en büyük mesafe. iyilik-kötülük, doğruluk-yanlışlık değil. ille de kodlar ve etiketler. sorgulanmayan takıntılar, iyi öğretilmiş algı sınırlarından bir adım dışarı çıkamayan iyi eğitimli insanlar. onlara özenip onlar gibi davranan daha az eğitimli insanlar. insanlar insanlar. durup da ben ne istiyorum, ben neye inanıyorum, ben nereye gidiyorum diye sormadığı sürece birbirinin aynısı bütün insanlar.

4- bir de şunlar var: müge’ye ve bana çılgın/manyak/çatlak diyen insanlar. “ay sen çok delisin bilio musun?” çılgınlık ne özendiğimiz ne de ait olduğumuzu düşündüğümüz bir kategori. bence dünyanın en düz, en dolambaçsız, en tahmin edilebilir insanlarıdır ege ve müge. ettiğimiz laflar da gayet makul, kendi içinde tutarlı, normal normal yaşayıp gidiyoruz. meröp’ün dediği gibi asla sokaklarda çırılçıplak koşmadığımızdan kelli çılgın sıfatıyla en ufak bir ilişiğimiz olduğunu da sanmıyoruz. herhalde burdaki çılgının meali şu olsa gerek: hiç katılmadığım, yanından bile geçmediğim laflar ediyorsun ama bi iddian yok, iyisin. bir tür zararsız deli. bu insanlara hayır çılgın değilim demekle, kendimizi açıklamakla uğraşacak halimiz yok. buluşup da öğle yemeği yerken malzeme oluyor, gülüyoruz işte.

etiket değil etikek istiyorum” için 6 yorum

  1. ben ege'nin şu dediğini hiç yaptım mı veya düşündüm mü? > hayır
    aklıma yatıyo mu? > hayır
    sonuç: ege çılgın…ben normalim oley!

    sanırım böyle bişey…

  2. ay şimdi düşündüm de kesin protest emprovize performans yapıyoruz zannedip bize de elleri çenelerinde yarım saat ciddi ciddi bakarlar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir