eskicilik faaliyetleri

Kategoriler style

sizlere son gardırop yazımda 3 yazı vaat etmiştim. birincisiyle karşınızdayım bugün: ada’daki gardırobumdan tarabya’ya getirdiklerim. oldies goldies.

burada fotolamadığım ama sıcak havalar kapsülüme dahil ettiğim turuncu çiçekli gömleği biliyorsunuz. işte bunlar da henüz ne yapacağıma karar veremediğim diğer parçalar. normalde eleme konusunda hızlıyımdır. tereddüt yaşamam. ama nedense bu giysiler hakkında karışık duygular içindeyim. sanırım karar vermek için yazıyorum biraz da.

bu yazıda geçen parçaların markalarını da vereceğim. aradan 10-15 yıl geçmiş, gidip aynısını bulmak elbette mümkün değil ama bunca yıl dayanmış parçaların hangi markalardan olduğunu görmek açısından önemli bence.

yeşil kadife trençkot (sisley)

müfettiş gadget’ı şık bir şekilde channel ettiğim bu trençkotu bulduğum günkü hayranlığımı hala hatırlıyorum. hem derin bir zeytin yeşili renginde ve kadife olması, hem de kesiminin sadeliği beni delirtmişti. gayet kazıktı diye anımsıyorum ama bir şekilde harçlıklarımı biriktirip aldım. ya lise 3’ün sonuydu ya da üni’nin ilk yılıydı. zaman konusunda net değilim. üni’deyken epeyce giydim ama bir noktada bunun izmir için daha uygun bir parça olduğunu anlamıştım. yani böyle bir şeyi istanbul ayazında/yağmurunda giyip de korunma bekleyemezsiniz. düğmesi bile yok. izmir’in güneşli kış başı ve sonu içinse gayet uygun bir parça.

o zamandan bu zamana neleri neleri elden çıkardıysam da bu kadife trençkota kıyamamışım işte canlar. tek bir deliği, söküğü, lekesi yok. rengi de hala pek karizmatik – bence. sonuç: sanırım kendisine yeni soğuk havalar kapsülümde bir şans daha vereceğim. kalıyor.

kahverengi kadife ceket (zara)

paris’te yaşarken aldığım bu ceketin hayatıma girişi 2004 yılı. tepe tepe giydiğim parçalardan bir diğeri. hem kısa kesimli, hem kadife, hem de o çiçekli astarrr! yakasındaki broş benim eklemem. onu da o yıllarda accessorize’dan almıştım. bu cekete bir taktım o takış. genellikle bu türden ceketlerimin her birine bir broş takıyorum ve o broş o ceketin sürekli bir parçası oluyor.

ceket sevdam zaten malum. üni yıllarında yine zara’dan aldığım sütlü kahverengi fitilli kadife bir ceketim vardır (müge’ciğimin tabiriyle foucault ceketi), zor bela resmen 3-4 yıl önce vedalaştım. artık yakası eprimiş, astar kan ağlıyor ve ben hala giymek istiyorum. bildiğiniz 10 sene ağır hizmet verdi ceket. zara’dan tişört filan almam. ama ceket konusunda dayanıklılığını kanıtlamış bir marka benim için.

neyse, karar anı: bu mini mini cekete hala sığıyorum ama kahverengi ekoseli yün ceketimi daha çok seviyorum. kadife ceket, güle güle. aranızda 36 beden giyen ve bu cekete talip olan varsa yazsın, yollayayım. astarın ense kısmı giyilmekten sararmış durumda ama bir kurutemizleme görürse son derece giyilebilir bir parça.

uzun yeşil hırka (batik)

yeşille bir aşk yaşadığım çok belli değil mi? bu da sıradışı yeşil tonları serimden bir başka parça. batik diye bir markanın ki bu markadan ne önce ne de sonra hiçbir şey almışlığım yok. marka hala var mı, ondan da haberim yok. neredeyse dize kadar inen, yün ve moher karışımlı, hem bohem hem de sıcacık bir hırkadır bu. üni’de hazırlık okuduğum yıl almıştım- 1999. üni boyunca sürekli giydim. sadece ben değil ev arkadaşım da çok severdi. onun ödünç alıp giydiği zamanlarda, bu hırkayı bana pek yakıştıran keo’cum kıl olurdu ‘koca götüyle hırkayı bollaştıracak’ diye çemkirirdi. haha gıybette tam bir evil couple’dık! hey gidi günler.

sonradan giye giye zaten biraz eskidi hırkacık. en son ada’da yaşarken ev hırkamdı. zaman içinde 2 düğmesi de kopmuş gitmiş. ama bunun dışında taş gibi diyebiliriz. yünlü olması ve bu kadar uzun süre giyilmesi sebebiyle elbette ilk günkü kadar havalı durmuyor. ama hala çok sıcak tutuyor. karar: kalıyor, düğmeleri yenileniyor ve ev hırkası görevine atanıyor.

desenli kırmızı bluz (topshop)

canım topshop yaa. tr’den gitmesiyle yüreğime gerçekten darbe vuran yegane marka. bu cicoş bluzumuz da sanırım 2006 yılında aldığım bir parça. kısa kesimli, pamuklu, arkadan düğme kapama ve bence hakkaten sevimli. özellikle kısa olması benim açımdan giyim sektöründe arayıp da bulamadığım bir durum. ben popomu kapatmak istemiyorum dostlar, gururla sergilemek istiyorum! bu nedenle uzun kesimli üstler bana ters. karar: hazır bu parçayı yeniden bulmuş ve eve getirmişken sanırım direkt kapsülüme katacağım. kot üstüne giy, birken’le giy, ceket içine giy. süper bir üst. yeniden hoşgeldi!

yeşil kokteyl elbisesi (özel dikim)

yine acı yeşil. şaşırdık mı? hayır. geçen yaz bir kuzen düğünü için müge’ye gece elbisesi bakarken, en sofistike takılan markaların bile konu gece elbisesi olduğunda civciv sarısı, fıstık yeşili, çingene pembesi, ille de taşlı veya payetli modeller sunduğunu görmek bize malzeme olduydu. hafta içi ofisinde son derece ciddi işlerle ilgilenen cool network kadınının bile kına-nişan-düğün organizasyonu gündeme geldi mi kibariye’ye bağlaması memleketin psiko-sosyal bir meselesi, adeta bir araştırma konusu. bakınız ben katiyen renge karşı değilim. herkes istediği rengi giysin, genellikle kimin ne giydiğine dikkat bile etmem. ama bu 2 dünya arasındaki zıtlık bence biraz şüphe uyandırıcı. neden böyleyiz?

neyse, sosyolojik kaygıları bir kenara bırakırsak bu elbise benim lise mezuniyet elbisem. emin olun o dönemde de gece elbisesi alışverişi tam bir kabustu. her vitrinde yavruağzı, turkuaz, mor tuvaletler arzı endam ediyordu. öyle bir elbiseyle gitmektense mezuniyete hiç gitmememeyi tercih edeceğimden, eskiciden alıp modayı birkaç ay geriden de olsa daha iç açıcı örneklerle takip ettiğim harper’s bazaar dergilerinin birinde görmüştüm bu modeli. kumaşı ve rengi de ben seçtim. annem iyi bir terzi buldu. kadın hakkaten iyiymiş, çünkü polyester, spandex vs olmayan bir kumaşla o sırt dekoltesini sırta oturtmak hiç de kolay bir iş değil. minimalist ama zor bir model bu. neyse, henüz bu kelime moda değilken, yani daha lise mezuniyetinde minimalistmişim, şu an çok net görebiliyorum. nitekim o mezuniyet gecesinde yerlere kadar uzun ne allar ne morlar ne taşlı gerdanlar vardı, tahmin edersiniz. bense chanel boyu, derin yırtmaçlı elbisemden inanılmaz memnundum. hiçkimseye benzememiştim sonuçta. buradan 18 yaşındaki kendimi tebrik ediyorum. afferim gız, sende daha o zamandan ekmek varmış!

elbiseyi benden birkaç yıl sonra bir de o zamanki apartman komşumuzun kızı giymişti kendi mezuniyetinde. sade bir kızdı ve mağazalarda gönlüne göre bir şey bulamayınca benden rica etmişti. seve seve ödünç verdiydim. o da ince bir tipti, mis gibi oldu üstüne. böylece 1 değil 2 kişinin işine yaradı.

inanır mısınız, elbiseye hala giriyorum. gözyaşartıcı bir mutluluk anı. ben yıllarca bu elbiseyi hep bir form testi gibi kullandıydım. buna girebiliyorsam her şey yolunda demekti, giremiyorsam biraz boğaza dikkat kararı alıyordum. bbg sayesinde sıkılaşmak, 48 kiloyken diktirdiğim bu parçaya, sanırım 54 kiloyken de girebilmemi sağladı. alkışlar kayla’ya.

sonuç: kumaş iyi ama dikişler biraz yıpranmış durumda. şimdilik kalıyor. aslında halihazırdaki gece kıyafeti opsiyonlarımdan memnunum. ama bu elbisenin modelini hala çok seviyorum ve en kötü ihtimalle terzime götürüp aynısından diktirmek için tutmam gerekiyor.

levi’s engineered kot pantolon

hayatım bir film olsa ve tek bir kostüm seçmem gerekse altımda kesin bu pantolon olur. o derece sevdiğim, her yerlere giydiğim, benimle avrupa’yı dolaşan (içinde annemin sonradan diktiği derin kamufle cepler var), üni yıllarıma damga vuran (1999’da annem almıştı), benimle paris’in altını üstüne getiren, sonra iş hayatına atılan, oradan oraya taşınan, tatillere çıkan canım canım pantolonum.

gerçi bu pantolon, pantolonun orijinal hali değil. daha doğrusu orijinal boyu değil. çünkü orijinal paçayı fazla uzun bulmuş ve satın aldıktan sonra yine kendi terzimize kısalttırmıştım. ille de sigaret boy olacak, bilekler özgür kalacak. bu parçayı da gönlüme göre modifiye ettikten sonra gardırobumdaki en büyük yancıma kavuşmuştum. since 1999…

ada’daki son dönemlerde (2010) artık diz kıvrımları epey yıpranmıştı. o yüzden daha az giyiyordum. bu kadar sık giyilen bir parça için iyi bile dayandı gerçi. biliyorum şimdilerde her tarafı yırtık kot modelleri çok moda ama benim için o haldeki bir pantolonu giymek söz konusu olamaz. yolda ayılar saldırmış gibi gezemem dostlar. fakat bu anlamsız modaya gözüm alıştığından mıdır nedir, şimdi bakınca bu pantolonun eskiliği son derece kabul edilebilir görünüyor gözüme. içine de hala girebiliyorum madem… sonuç: ev pantelonu olarak kalıyor yadigarım.

***

aslında yazı burada bitiyor. yani ada’dan getirdiklerim bu kadar. ama yaz kapsülünü yaparkenki yarım gönüllülüğüm boşuna değilmiş. bir eksiklik, bir içime sinmeme var diyordum ya hani, şimdi şimdi çıkıyor. sonuç olarak, yukardaki paçalardan kırmızı desenli bluzu kapsüle ekliyorum. geçmiş yaz kapsüllerimde olan ama ne hikmetse bu sefer dahil etmediğim beyaz keten tişörtü de dahil ediyorum. bir de ne zamandır isteyip tam istediğim gibisini bulamadığım krem rengi fistolu bluzu benetton’da buldum ve atladım tabi. onu da sıcak hava kapsülüme katıyorum. (etti + 3 parça.)

diğer yandan kapsüle dahil olan ama çok beğenmeme rağmen 2 yıldır toplasanız 10 kere giymediğim taba rengi kısa süet ceketi bertaraf ediyorum. kendisine sevgi dolu bir yuva arayışındayım. hiçbir kusuru yok. ha bir tek çıtçıtlarından biri bazen takılıyor. gerçek süet ve mango’dan alınmıştı. epey kısa kesimli bir parça. 36 veya fazla göğüslü olmayan bir 38 için caizdir. talipseniz bana yazın. (etti – 1 parça.)

eskicilik faaliyetleri” için 14 yorum

  1. Yesile sasirdik mi?
    Elbette hayir!
    Donuma kadar yesil!
    Bir sey sorcam, kokmuyor mu bunlar?
    Su lanet renklileri tam kurumadan iceri aldigim icin bet olan iki harika atletim var. Biri ile kirlwngic pisliklerini temizleyip, cope attim.

    Hep yunikmissin zaten buyuk ruh.

    1. desteğinle önümüzdeki dönem cumhurbaşkanlığına adaylığımı koyucam J, çok tatlısın.

      hayret ki kokmuyorlar. hayret çünkü ada yani. mesela 2009 yazı o kadar nemli geçmişti ki yeşil olmadığı halde durduğu yerde yeşeren birçok giysimi kendi ellerimle çöpe atmak zorunda kalmıştım. bunlar çok giydiğim parçalar diye sağ çıktılar sanırım. bir de 4 yıl önce pencerelere demir yaptırdık, artık yaz-kış bir pencereyi aralık bırakıyoruz. ev hava alınca yeşerme ve koku sorunu çözülmüş oldu.

  2. Süper şeyler Ege’cim, tarzını bulmuşsun ne kadar şanslısın, ben de uzun yıllar benimle olan parçalarıma baktıkça mutlu oluyorum, ne kadar iyi bir seçim yapmışım diyorum:))

    1. en güzel tarafı da bu sanırım eren, eski dostlar gibi insanın içine huzur, güven ve tanıdıklık hissi vermeleri =)

  3. Taba süet ceket beni benden aldı! Talip olsam mı çok kararsızım…
    ‘kapsül dolap yapacağım az kıyafet istiyom yeaaa’ yakarışlarım ara ara maymun iştahımla savaşsa da, bu konuda en ilham aldığım kişisiniz o yüzden içinize sinen yaz dolabı hayırlı uğurlu olsun güle güle giyin efenim

    1. kararsızsan cevap evet değil demektir diye düşünenlerdenim ama sen bilirsin tabi elif =) iyi dileklerin için çok teşekkürler!

  4. 24 yaşında biri olarak tarzımı oluşturmak konusunda kapsül gardroplarının sadeliği yol göstericim 🙂

    Sondaki kısa kahve süete yuva olabilirim uygunsa. Sanırım aradığım şey kendisi.

    1. pel merhaba! ilk elif talip olmuş ama kararsızım demiş. ondan gelecek son cevaba göre hareket edelim mi? o hayır derse, hemen yarın yollarım sana 😉

  5. ENGİNEERED jean benibenden aldı. en çok üzüldüğüm şey hemen hepsini eldn çıkarmam. 🙁 iş hayatına başladığımda fırsat sitelerinin birinden son bir tane almıştım. bir tek o duruyor.

    1. yaa tarihten bir yaprak di mi?! o parçaya gözün gibi bak ahu’cum =)

      aldığım ama vücut şeklime yakıştırmadığım için yıllaaar önce elden çıkardığım bir 501’im var, arkasından hiç gözyaşı dökmedim. ama bu engineered resmen simbiyotik dostum, ruh ikizim :p

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir