en sevdiğimiz istanbul

Kategoriler mutluluk, ontolojik

geçenlerde florya beyti’de yemeğe gittik. ortamın renkleri ve müziksizliği, sandalye yastıklarının desenli kumaşı, garsonların temiz beyaz ceketleri ve papyonları, takım elbiseleri, yaptıkları işe gösterdikleri özen ve saygı… adeta 30-40 yıl öncesine ışınlanmışız gibi bir müessese. yemekler zaten son derece başarılı. tarifsiz mutlu olduk. artık yemek yenilen her yer o kadar aynı, bu yerlere giden insan kitlesi de o kadar baygın ki, o akşam konuştuğumuz konuyu daha sonra başka arkadaşlarımla da masaya yatırdık: istanbul’un ‘tam istediğiniz gibi’ olduğu son yıl hangisiydi?

ben 2008 dedim mesela. ekonomik kriz senesi olmasına rağmen istanbul’a tüm zenginliğiyle yeniden aşık olduğum seneydi. gece hayatı, ara sokaklardaki yüksek tavanlı eski binaların ara katlarında, sadece bilenlerin bildiği harika barlar, yabancı gruplar, babylon filan hala vardı ve güzeldi. dans ediliyordu! refik ve yakup tıklım tıklımdı. asmalımescit elbette üniversite zamanlarımızdaki gibi boş ve tekinsiz olmaktan çoktan çıkmıştı ama birçok düzgün mekan açılmıştı, peymane, helvetia ve şimdi olsa yerini elimle koymuş gibi bulacağım ama adını artık hatırlayamadığım nice restoran, meyhane, bar. daha sonra aynı konuyu konuştuğum füsun, bendeki nostaljiye ‘istiklal’de rastalı gençler dolaşırdı mesela’yı ekledi. ne kadar haklı. dicle yaş engelinden ötürü 2008 ve sonraki birkaç yıl cevabını verdi. sedat 2005’te diretti ve şöyle açıkladı: fatih akın’ın crossing the bridge’i çektiği yıldı. new york times’a haber olmuştu film. dünyanın da istanbul’a ilgisi tavan yapmıştı.

2005 benim istanbul’a geri döndüğüm yıldı. ve istanbul o zamanlar hala geri dönülen bir yerdi. terk edilen değil. twitter yoktu, instagram yoktu, tinder yoktu. insanlar buluşunca birbiriyle sohbet ediyordu, yarenlik ediyordu, dans ediyordu. insanlar bir yere gidince başka insanlarla tanışıyordu, arkadaş oluyordu. insanlar kendine benziyordu. duck face icat edilmemişti, kardaşyanlar bir şakaydı.

bunları konuşurken içim cız ediyor ama hala çok seviyorum ben istanbul’u. alınıp satılsa, ırzına geçilse, gitgide onu sevmeyen, anlamayan, en fenası da yaşamayan insanlarla dolup taşsa da. dün üsküdar’dan beşiktaş’a motorla geçerken üst katta, açık havadaydım. selfi çekenleri, telefonuyla oynayanları gördüm, ama görmezlikten geldim. birilerinin ölü olması bizim yaşamamıza engel değil. boğazı, boğaziçi köprüsünü, tarihi yarım adayı sanki ilk kez görüyormuş gibi zihnime kazımaya çalıştım.

benim için hala dünyanın en güzel şehri.

 

foto: elbette, ara güler

en sevdiğimiz istanbul” için 22 yorum

  1. Ege!

    Sen ne yazdın böyle! Nasıl dağlandım buralardan.

    Kardaşyanlar şakaydı kısmında koptum. Ve evet şu lafa da aşık oldum: birilerinin ölü olması bizim yaşamamıza engel değil

    facebook’a iteliyorum yazını.

  2. “birilerinin ölü olması bizim yaşamamıza engel değil.” cümlesi acayip dank etti. Hakikaten öyle! Benim için de İstanbul’un en güzel yılları 2007-2013 arasında sanırım. Sonrası ciddi bir tufan… Şimdi geldiğimiz noktaya çok ama çook üzülüyorum. Yine de kendime birilerinin ölü olması bizim yaşamamıza engel değil. cümlesini hatırlatacağım sık sık. Teşekkür ederim:=)

    1. gezi, istanbul’un dönüm noktası, kader anı oldu sanırım. ama şehre yeniden sinmemiz, nüfuz etmemiz, yaşamamız lazım =)
      çok sevgiler

  3. Daha yakın bir çok hatıra olmasına rağmen benim aklım hep 80 lerin ortalarına, babamla Beşiktaş’tan Yıldız Saray’ına yürüdüğümüz o tenha yıllara gidiyor. İstanbul’un ruhunu bir bütün olarak hissetiğim yıllar sanırım o yıllar.

    Yazı çok güzel olmuş, elinize sağlık 🙂

    1. enis, o yıllarım izmir’de geçti, yani bende istesem de yok o zamanların istanbul’u. ama bu şehri tenha düşünemediğimi fark ediyorum şimdi sen böyle yazınca. belki de istanbul’a, o bana ben de ona hazır olduğumuzda gelmişimdir.

  4. 2008 benim de İstanbul’daki son senemdi, bir zamanlar “bu şehirden asla gidemem, benim evim oldu, asla ayrılamam” derken, inanır mısın şimdi “ay Allah düşürmesin, seyahate bile gitmek istemem” diyorum! Bana aşırı kalabalık, yozlaşmış, üstüme üstüme gelen bir şehir gibi geliyor.. Bilmiyorum, belki saklı yerleri mutlaka kalmıştır ama gözüm yemiyor.. Yaşlanmışım galiba ve İstanbul hep 20’lerinde kalıyor..

    1. senin gibi düşünen çok eski-istanbulsever duydum öğrenen anne. insanın tahammülünü sık sık zorlayan bir şehir olduğu gerçek. bi noktada o hız ve kalabalık ya baş döndürüp mide bulantısı yapıyor, ya da baş döndürüp kendine ikinci kez aşık ediyor. ortası var mı bilemiyorum.
      herkes nerde iyi hissediyorsa orda yaşamalı sanırım. mutluluğun ilk kuralı.

      1. İstediğin yerde yaşayabilme özgürlüğü.. Aslında üzerinde çok düşünülebilecek bir konu bu. Çünkü bence çok ciddi bir lüks, özgürlük değil pek..
        İstanbul’a vakti zamanında gelip manevi sorunlar nedeniyle yurduna dönemeyen çok insan tanıdım, bazen sanki İstanbul yutuyor bazı insanları..
        Aslında sanırım istediğin yerde yaşama özgürlüğü değil de, yaşadığın yerde mutlu olabilmeye çalışma “uzmanlığı” mı demek lazım? Bilemedim..

        1. ”istediğin yerde yaşama özgürlüğü değil de, yaşadığın yerde mutlu olabilmeye çalışma “uzmanlığı” mı demek lazım?”
          ne kadar bilgece bir soru – ve ferahlatıcı bir bakış açısı!

  5. 2011 de Fatih Akinin filminin cekildigi büyük londra otelinde birkac arkadasla kalmistik. Ah keske o zamanlar bulmus oldaydik birbirimizi. Philiple ben asik olmustuk Istanbula o yaz!
    Sevgiler

  6. Benim için de dünyanın en güzel şehri, hep de öyle kalacak. Benim için en güzel yıllar son 15 yıldır sanırım. Şehri daha iyi tanıyıp daha çok gezmeye başladığım yıllar.Bir de burada öğrenciik güel olurdu ama maalesef ben daha sonra geldim çirkin Ankara’dan. Ama en güzel dönem çalışmayı bıraktıktan sonra başladı. Yani 2010’da. Hep diyorum herkesin İstanbul’u farklı, Benim için İstanbul hala çok sakin ve güzel bir yer olabiliyor. Hafta arası her yer daha güzel çünkü. Sahilde, parklarda hiç araba sesi dıymadan saatlerce oturabiliyorum mesela. Araba kullanmadığım için sıfır trafik sorunu. Bolca yürüyüş, vapur, motor. Anadolu yakasında hiç yeşillik özlemim yok. Sokak sokak semtleri keşfediyor, bolca istanbul okuması yapıyorum. Ve evden her çıkışımda seyahate gider gibi heyecanlanıyorum, bugün ne keşfedeceğim diye. Moral bozmamak lazım, İstanbul’un çok farklı dönemleri oldu. Koca bir şehir tabii ki değişecek sürekli, hem iyi hem kötü yönde.

    1. ada, her cümlene katılıyorum. son cümlene özellikle.

      benim istanbul’um da son derece bana göre, yeri geldiğinde sakin ve huzurlu, yeri geldiğinde çılgın ve renkli. toplu taşıma kullandığım için trafik stresi sıfır. freelance çalıştığım için gündüzlerim şehrin en rahat halleriyle iç içe. biz nasıl istiyorsak öyle yaşıyoruz bu şehri.

  7. Benim için sanırım 2003-2004 civarı, çünkü o yıllardan sonra çok yoğun bir iş hayatına girdim ve şehir benim canıma okudu 🙂 ben de sevemez oldum.
    Umarım tekrar seveceğim. 🙂
    Ama bayramda İstanbul’un keyfini çıkarayım diye kaldım, Beyazıt, Sultan Ahmet civarını gezmeye gittim. Koca bir hayal kırıklığı oldu. Karmakarışık insan profili beni çok bunalttı. Farklı etnik, ırk, ya da kültür gruplarının bir arada yaşadığı ortamları severim ve çok da gerekli bulurum ama bu öyle bir şey değildi. Kişilerin kendileri kendi profilleri hakkında kararsızdı ve her hallerine, giyimlerine, davranışlarına yansıyordu, yansımıştı. Bunu izlemek beni çok rahatsız etti. Ve şehrin güzelliğini gözümde çok kirletti.. Üzüldüm.. Çok uzattım yorumu.. Sevgiler..

    1. ”kişilerin kendileri kendi profilleri hakkında kararsızdı ve her hallerine, giyimlerine, davranışlarına yansıyordu”
      şu cümlen bana göre sadece sultanahmet’in değil, dünyanın sosyolojik gidişatının özeti aze’cim. insanların birbirinden bu derece yoğun şekilde haberdar olmasının iyi tarafları bir yana, pek de hayırlı olmayan taraflarından. herkes kimlik bunalımında gibi…

  8. çok dokunaklı bir yazı olmuş. istanbul’u sevmeyen ben, sevmek istedim. sevmiyorum dediysem, ciddi bir ilişki düşünmüyorum. ama birkaç günlük kaçamaklar çok iyi geliyor.

    1. boşver zaten, ciddi ilişkiler yıpratır bi süre sonra =) ben çok seviyorum ama ciddi bir ilişkim yok. dinim gibi daha çok. nereye gidersem gideyim içimde taşıyorum.

  9. Benim en sevdiğim Istanbul 1995, Istiklal’de fink attığımız zamanlar. Ben o zaman Fransa’da öğrenciydim fakat yazları, kışın da Noel tatilinde gelir her gece hemen hemen dışarı çıkardık. Mekan mekan gezerdik. Kitapçılara girer çıkar, yolda mutlaka en az on kere durup tanıdıklarla laflardık.

    1. habitat dönemleri değil mi? ben o yıllarda hala izmirliydim. ama 94, 95 ve 96’da frankofon liseler tiyatro festivalleri için gelmiştim istanbul’a. st benoit kardeş lisemizdi, onlarla geze toza her seferinde şehre aşık olup olup dönmüştüm. sonunda 98’de temelli geldim nitekim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir