emekçi kadınlar ve yemekçi kadınlar

Kategoriler insanlar

8 mart’ta işlerimi halletmek için koştururken, halay çeken ve ‘kadınlar gününü’ değil, ’emekçi kadınlar gününü’ kutlayan bir kadın grubunun yanından geçip beşiktaş motoruna yetiştim ve totoma bir yer bulur bulmaz da bu emekçi lafının beni neden bu kadar huzursuz ettiğini düşündüm. madem birtakım kadınlar ancak emekçi olmak şartıyla kendini kadınlar gününe layık görüyor, benim de birtakım sorularım olacak. kadınlar gününü kutlayarak yaratılmaya çalışılan duyarlılık, feministlik, toplumcu gerçekçilik/hayalcilik veya kafalardaki her neyse artık, yeterince muğlak değilmiş gibi, daha dakka bir gol bir, kadınları ikiye ayıran kadınlar var: emekçi kadınlar ve emekçi olmayan kadınlar. emekçi olmadığı düşünülen kadınlar kim olabilir diye düşününce akla hemen çalışmayan kadınlar geliyor. dışarda değil de evde emek harcayan, koca/evlat götü toplayan, her gün görev icabı 5 çeşit yemek çıkartan, toz alan, ütü yapan, çocuk büyüten kadınlar var mesela. ama burada kastedilen ‘başka türlü’ çalışmayan kadınlar sanki. onlardan ‘yemekçi’ diye bahsedeceğim, zira bence ima edilen şey bir tür ‘kolay ve fazla’ para kazanmacılık, hazıra konmuşluk, kocadan/babadan yemecilik veya rahatlık, kaygısızlık hali. (yanılıyorsam, emekçi kadınlardan biri beni uyarsın.) hayatını çalışankazanırelmasıkızarır felsefesiyle yaşayan insanların en büyük açmazı, çalışmayı dünyanın en büyük erdemi, onuru, gururu zannetmek. onlar için böyle olabilir tabi, ama onlar gibi olmayanları 8 mart günü daha az kadın saymakta da bariz bir komiklik var. kadın ceo’lar, ata yadigarlarını, koca paracıklarını, han-hamam kiralarını çatır çatır yiyen kadınlar, bolluk uğruna pek çaba harcamadığı için daha mı az kadın? emek desen, ille de fabrikada tütün sarmak, ille de acılara, şiddete, haksızlıklara rağmen çalışıyorum ulan pankartı mı lazım emekçi kadrosundan yer kapmak için? neden servet düşmanlığı hala bu kadar popüler? bazılarının parası çok olduğu için mi, başka bazılarının parası az oluyor? bir düşünün, sizde olmayanlar için başkalarını suçladığınız sürece nasıl bağımsız bir birey olabilirsiniz emekçi kadınlar? hani hür irade, hani kadının karşı çıkma, değiştirme, baştan yaratma gücü? hani hayatının sorumluluğunu üstlenme becerisi? kadınları bu kafayla ikiye ayırdığınız sürece emekçi olduğunuz kadar mızmızsınız da. emekçi kadınların ezik büzük 8 mart’ı, diğer kadınların sadece ama sadece kadın oldukları için 365 günü kutlu olsun.

emekçi kadınlar ve yemekçi kadınlar” için 5 yorum

  1. cok guzel yazi olmus eline saglik. butun dunya International Women's Day kutlarken biz emekci kadinlar gunu kutluyoruz, cok iyi biliyoruz ya her seyi

  2. Bence yanlış düşünüyorsunuz. Emek kavramının içinde her zaman evde harcanan emekte vardır. Zaten söylemlerde en çok öne çıkan şeylerden biridir. Çalışmayan kadınlara evde temizlikçi muamelesi yapılması eleştirilir. Mesela şöyle bir örnek düşünün. Kadın çalışmıyor koca çalışıyor. Kadından beklenen aynen yukarda yazdığınız gibi dört dörtlük bir ev çevirmektir. Peki tersi olsa? Kadın çalışsa koca çalışmasa? Kimse erkekten evi çekip çevirmesini beklemez. Kadın bir de eve geldikten sonra ev işi ile uğraşır. Bu iş öylesine bir hal almış ki, iş yapan erkekler kadınlara "yardım" ediyor olarak düşünülür. Hani bu işler zaten bizlerin görevi de, erkek çok iyi niyetli, çok yüksek ruhlu bir adam olduğu için size "yardım" ediyordur. Bu algının da kırılmasının yolu gene kadınlardan geçiyor tabi ki. Evlenene kadar ailesiyle yaşayan erkeklerin anneleri yataklarını topluyor arkalarından. Kabul edilemez bir şey bence. Yaşamın ortak olduğunu öğretmeliyiz çocuklarımıza.

    Zengin kadınlara gelince. Bence evet, emek harcamadan babalarından, kocalarından kalan paraları yemeleri ahlaksızca. Yemesinler demiyorum. Kendi paraları tabi ki, ne yapacaklarını onlar bilirler. Ama zengin bir kadın bir pırlanta alırken o pırlanta çıkarılırken ölen binlerce insanı düşünmüyorsa, onlar için bir emek harcamıyorsa çok üzgünüm ama daha az kadınlar. Çünkü kadınlık değiştirmek, geliştirmek üzerine kurulu. İlerisi için çabalamalı, her günün bir öncesinden daha farklı olmasını sağlamalıyız. Peki zengin olmasına rağmen emek harcayan kadınlara haksızlık etmiş olmaz mıyız? Örneğin ailesi çok zengin olan Suna Kıraç'ın eğitim için yaptıkları? Yapmak zorunda değildi, ama yaptı.

    2 sene önce bir yazı yazmıştım, belki ilginizi çeker.
    http://gunicinderastladim.blogspot.com/2011/03/8-mart.html

  3. evde emek harcayan kadınlar konusunda ben de sizinle aynı fikirdeyim, zaten bunu yazımda da belirtmiştim. bu bakımdan o noktadaki itirazınızı anlayamadım. keza ikinci paragrafınızdaki kadının hayatı değiştirip dönüştürmesi yine yazıda değindiğim bir şeydi. ama zenginliğin nimetlerini yaşamakla ahlaksızlık arasında kurduğunuz ilişkiyi anlamak benim için zor. belli ki hayatı farklı algılıyoruz. hayat benim için, yapabilenlerin yapamayanlar için ille de yapmak zorunda olduğu bir şey değil. suna kıraç yaptıklarını zengin olduğu için değil, istediği için yapmışsa ne ala. benim bu konuyla ilgili tek kriterim bu olabilir. ya da pırlanta satın alan kişi, parasını bu şekilde harcamak istediyse arz-talep ilişkisinin içinde ille de suçluluk duymak zorunda değil. sizin fakir veya mutsuz insanlar için duyduğunuz kişisel suçluluğu/sorumluluğu ben duymuyorum. çünkü her insanın içinde bulunduğu durumu değiştirmek için mutlaka seçenekleri olduğuna inanıyorum. kader denen şeyi değiştirmek için adım atma tasarrufu hepimize bahşedilmiş bir yeti. ama elbette kullanma cesaretini bulmak ve risk almak herkes için mümkün olmayabilir. öte yandan bazı insanların kendini kurban olarak görmeyi seçmesi, hayatta daima kurtarıcı rolü için de yer açar. bu bakımdan sizin gibi düşünen insanların bakış açılarının da iddia ettiğiniz kadar masum olduğunu düşünmüyorum.
    yazınızda kadınların karşılaştıkları haksızlık durumlarına, fişlemelere, önyargılara değinmişsiniz. "kadın olduğumuz için bize bunları bunları yapıyorlar" diye dövünmek bana göre değil. ben olumsuza değil olumluya odaklanmayı tercih ederim, siz örgütlenmeyi tercih edersiniz, bir başkası inatla mini eteğini giyer, bir diğeri işini, yaşadığı şehri değiştirir, bir başkası ailesini, kocasını terk eder… kendi adıma bireylerin kendileri için bir fark yaratmayı başaramadan toplum için büyük farklar yaratabileceğine pek inanmıyorum.

  4. Belki 8 Mart Kadınlar Günü ya da Emekçi Kadınlar Gününün tarihçesini bilseniz kelimeye bu denli takılmazdınız. "8 Mart 1957 tarihinde New York'taki bir dokuma fabrikasında grev yapan 129 kadın işçinin öldürülmesi üzerine Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı tarafından ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Internationaler Frauentag" (International Women's Day – Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getirilmiş ve öneri oybirliğiyle kabul edilmiştir" Yani demem o ki zaten böyle bir günün olması sol tandanslı bir hareketin ürünü ve bu günün asıl hedefi öldürülen işçi yani emekçi kadınların anısını yaşatmak. sizin tabirinizle "yemekçi" kadınlara yönelik bir suçlamadan kaynaklı emek kelimesinin vurgulanması gibi bir durumun söz konusu olduğunu hiç sanmıyorum, öyle alışılagelmiş bir söylem olarak kabul etmek ve detaylara boğulmadan kutlamak gerekli. Ayrıca, 8 Mart asla işçi kesimine hitap eden bir gün olarak algılanmıyor ülkemizde. Bunu en iyi o gün yaklaştıkça TV reklamlarının nasıl evrildiği ve şu veya bu şekilde emekçi yemekçi demeden markaların söz konusu günden nasıl da nemalanmaya çalıştığını gözlemlemek zor değil. Ayrıca yine emekçisinden yemekçisine bu ülkede ve tüm dünyada kadının özellikle genç kadının erkek tarafından ve diğer kadınlar (özellkle feminenliğini yitrmiş ve "hürmet görebilir" yaşına erişmiş tercihen anne olanları) tarafından ezildiği aşağılandığı hor görüldüğü de bir dünya gerçeği. Konuya dönersek son bir örnek: odtüde bir stadyum vardır, üstünde devrim yazdığı ve silinmediği için, rektörlük tarafından adına devrim stadı denmiş. bugün her görüşten insan oraya devrim der "devrimde buluşalım" gibi cümleler kurar ve sol gruplar orada politik devrim sloganları atsa bile "bu stad sadece onların mı" ya da "stadın adı değiştirilmeli" şeklinde önyargılı fikirlere kimse kapılmaz. Emekçi kadınlar ya da Kadınlar gününü oldugu gibi kabul etmek de bir sıkıntı olmadığı gibi zaten halihazırda toplumda da bu noktada bir rahatsızlık görülmüyor bence, ilk defa böyle bir algı ile karşılaştım. Ve dayanamadım bunları yazdım, ne çok yazmışım be:)

  5. verdiğiniz bilgiler için teşekkürler, 8 mart nerden çıktığını araştırdığım/bildiğim bir şey değildi. çoğu kadının da bildiğini sanmıyorum. ama bana göre, bizim deneyimlemek istemediğimiz/hak ettiğimizi düşünmediğimiz/çekmediğimiz bir şeyi kimse bize yapamaz. bu bakımdan bahsettiğiniz ezilme hali benim dünyayı algılama şeklime oturmuyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir