dün akşam salı’nın yazısını yazamadan sızdım. neyse ki wordpress’te takvimle oynama seçeneği mevcut. çarşamba sabahından merhaba! istanbul’da yaşayanlar farkındadır, havalar bir anda soğudu. ben tabi halaylar. ama böyle giderse beyrut dönüşü soğuk havalar kapsülünü devreye almak gerekecek. zaten ekim gelmiş olacak. geçenlerde yeni yıla kadar alışveriş yapmayacağımı bildiren bir yazı yazmıştım. katılanların da desteğiyle geri sayım başladı. hurçta ne bulacağımı biliyorum ama bakalım süreç nasıl olacak. hazır konu açılmışken yaz kapsülümü de değerlendireyim: bolca beyaz tişört depolamak çok iyi bir fikirmiş. yaz hep onlarla geçti….“kapsüle doğru” yazısını okumaya devam et

yaa onu bunu bırakın da asıl ekonominin hali ne olacak gençler? burada içimize buhran ve panik üflemek için yazmıyorum tabi. sabit geliri son derece uyduruk düzeyde seyreden ve mütemadiyen dalgalı piyasada yaşayan bir freelancer olarak, ne gibi somut aksiyonlar alabiliriz, onu düşünelim diye yazıyorum. bugün müge ile kahvaltı ettik, sonra ona sweatshirt bakmak için birkaç dükkana girip çıktık. koskoca nişantaşı’nda hiçbir yerde matah bir şey bulamadık. tekstille ilişkimiz kopma noktasına gelmiş. onun sapı bunun çöpü derken bir şey alamaz olmuşuz, onu fark ettik. ki bence…“alışverişsiz birkaç ay” yazısını okumaya devam et

”minimalizm kafama çok yatıyor, kesinlikle hayat tarzı haline getirmek istiyorum. ancak bi konuda büyük bir açmaza giriyorum. ben neyin ne kadarının bana yeteceğini, neyin gerçekten ihtiyaç olup olmadığını anlayamıyorum. kaç çanta bana yeter, başka çantaya ihtiyacım var mı, ya da en kullanışlı ve kaliteli çantayı nasıl seçerim bunları bilemiyorum. böyle olunca da kafa karışıklığı ve yanlış kararlar, pişmanlıklar ve bazen özgüvensizlikler, suçluluk duyguları yaşıyorum. bir fikriniz var mı ne yapmalıyım?” – bahar bugünkü yazımı bir okur sorusunu cevaplamaya ayırıyorum. zira eminim sadece bahar’ın değil birçok…“nasıl minimalist olurum” yazısını okumaya devam et

bullet journal’ı yıllardır duyar ve geçerim, geçen hafta güneş bahsedince konuya daha kapsamlı bir şans vereyim dedim ve öncelikle onun yolladığı tanıtım videosunu izledim. aslında bu türden organizasyon ve takip sistemleri zihnimin işleyişine hiç yabancı değil. lakin sanırım 1- yapmam gereken o kadar çok şey yok, 2- daha verimli olmaya dair inancımı ciddi şekilde kaybetmişim. bende olay epeydir şu şekilde işliyor: hayatımın belli bir düzeni zaten var ama, benim amacım son dönemde hep belli bir kaosa alan tanımaya yönelik. anlık programlara ve son dakka önerilerine açık…“bullet journal (veya: nasıl daha organize bir insan olabilirim)” yazısını okumaya devam et

sevgili kapsül dostları, bu yazıyı normalde nisan’da yazmayı planlamıştım, haziran oldu. ama okuyunca göreceksiniz ki beklediğinize değmiş. önce bu bahar verdiğim en isabetli kararla başlayalım: zeynep tarhan muslu‘dan bireysel renk analizi seansı almak! nisan-mayıs döneminde haftada birkaç kez buluşup deep work konusunda işbirliği yaptığım sevgili arkadaşım ışıl bahsetti bu analiz meselesinden, ve anında kafama yattı. hemen birlikte randevu aldık. sanırım bu analiz hayatımın en doğru gardırop yatırımıydı. öyle ki tek pişmanlığım daha önce yaptırmamış olmak. zira biz ne kadar değiştirmeye çalışsak da doğal saç, göz ve…“kapsül gardırop: ilkbahar-yaz 2018” yazısını okumaya devam et

neden hayır diyemiyoruz? eminim bazı şeylere diyebiliyoruz. ama birçok şeye de diyemiyoruz. aslında hiç bayılmadığımız halde hayır diyemediğimiz, pek sevmediğimiz halde reddedemediğimiz, istemediğimiz halde hayatımızdan çıkaramadığımız bir şeyler mutlaka oluyor. hayır’ı kullanamadığımız insanlar ve durumlar farklı farklı olsa da, hepimizin kendini söylemediği hayır’lar için çimdiklemek istediği anlar var. peki ama neden? hayır’ın bizi en çok paniklettiği nokta sevilmeme kaygısı. sorsanız 24 saat sevgiyle beslendiğini iddia eden türk aile yapısının en çok da sevgiyi anlamamış olması. ‘beni sevsen yaparsın’, ‘gerçekten sevseydin ne demek istediğimi anlardın’, ‘anneyi…“hayır demenin hayrı” yazısını okumaya devam et

bir önceki yazıda söz vermiştim. konumuz: uzun vadeli hedeflerimize yönelik olarak gün bazında neler yapabiliriz? bu konu epeydir kafamı kısa kısa meşgul ediyor. ama bugün biraz daha derinleşelim istiyorum. önce şurdan başlayalım mesela, adeta zihnimize çivilenmiş olan meşhur verimlilik kavramından. iş hayatı ona tapıyor. patronlar donsuz çıkıyor, onsuz çıkmıyor. çalışanlar kendi değerine ona göre biçiyor. sırf bu kavram üzerinden ekmek yiyen nice danışman, eğitimci, app, web sitesi, kitap, dergi, podcast var. verimlilik bir endüstri olmuş, hepimize tepeden bakıyor. ne için verimli? burda durup şu soruyu sorsak mesela:…“verimlilik” yazısını okumaya devam et

1 aralık’tan beri instagram’a uğramıyorum. aslında her şey tamamen doğal bir şekilde gelişti. yani kesinlikle instagram’sızlık yoluna baş koymuş filan değildim. bir önceki yazıda bahsettiğim gezimiz sırasında sağa bak, sola bak, ay renkler, ay tipler, ay yemekler derken instagram’a girmek aklıma gelmedi. sonra istanbul’a geri döndük, bu sefer de bitirmem gereken işlere kapandım, instagram yine kaynadı. sonra baktım 2 hafta olmuş, eh 2 hafta uzak kalan 3 hafta da kalır diye düşündüm. ama inanın çok da düşünmedim, zira instagram’a bakma ihtiyacından o noktada sanırım kopmaya…“instagram’sızlık” yazısını okumaya devam et

sevgili kapsül dostları, istanbul’da uzun ve güzel bir sonbahar yaşadık. açık mavi kotumu, ceketlerimi ve renkli ince mantolarımı bol bol giyebildim. mutluyum. bundan sonrası gardırobun ağır işçilerine, yün komasına sokan, menopoz ateşi yakan parçalarına emanet. kış kapsülümden çok memnunum. fakat temmuz ayından beri hayatıma yeniden girip baş köşeye oturan tango (hem dersler hem de milonga’lar-tango geceleri) sebebiyle normalde ihtiyaç duymayacağım ihtiyaçlar gündeme geliyor. temmuz’dan bu yana, kapsüle dahil etmediğim -çünkü gündelik hayatta, ne iş ne de sosyalleşme amaçlı giymediğim- sadece tangoya özel bir gardırop oluştu:…“kış kapsülünden haberler” yazısını okumaya devam et

bugünkü yazımızda, blog’unu pek severek, anırarak ve koparak okuduğum başakito‘nun kapsül gardırop sorularına adım adım cevap vereceğim. zira kendisi hepimizin aklına takılabilecek çok pratik birtakım sorunlara parmak atmış. sanırım benim de bugüne dek pek detaylıca değinmediğim konular. başak diyor ki: ”Şimdi konsepti anladım. Toplam 35-40 parça olmak üzere en kullanışlı, randımanlı, kombinlemelik giysileri ayırıyoruz, okey! Teknik sorularım şunlar: 1- dolabı içinde sadece bu kapsül itemler kalacak şekilde konpile boşaltıyor muyuz?” ilk soruya cevap vermeden önce uzun ve fotolu bir açıklamayla başlayacağım: bendeniz estetik kaygılara sahip…“muhtelif kapsül gardırop sorularına cevaplar” yazısını okumaya devam et

kapsül gardırop

first things first diyelim ve kapsül gardırobumuzla 11 ayın sultanı ekim’i karşılayalım. bence ayların ennn güzeli ekim. tam olarak hastalık havası şeklinde tarif edebileceğimiz oynak sıcaklıklara rağmen hem de. çünkü renkleri güzel. ben de bu kez ekim’den aldığım subliminal etkileri gardırobuma yansıtmaya çalıştım. aslında kapsül kafamda oluşmaya daha geçen kıştan başlamıştı. kış sonu indirimlerinden çok şahane 2-3 parça kapattım ve 6 aya kavuşmak hayaliyle naftaline kaldırdım. işte sonunda o beklenen an geldi. bu sonbahar-kış nasıl geçecek: çoğunlukla evden çalışarak, şehir içi ve dışındaki stk projelerimi…“kapsül gardırop: sonbahar-kış 2017-18” yazısını okumaya devam et

gavurun morning routine dediği bu mesele son dönemde sık sık karşıma çıkar oldu. konuyla ilgili birçok farklı girişimde bulundum ve kendi kişisel tarihim boyunca birçok farklı aşamadan geçtim. buyrunuz daha yakından bakalım: ilkokul, ortaokul ve lise yıllarımda sabah rutinim muhtemelen bütün yaşıtlarımla aynıydı. saat çalar, japon kalkar, yatağını topla, çiş, yüzünü yıka, saçını tara, formanı giy, kahvaltını et, yallah okula. yıllarca 6:30’da kalktım da bir kez olsun isyan etmedim. işin ucunda okul olunca hiçbir varoluşsal sorgulama yaşamamış olmam çok ilginç. evvelden beri ilime irfana aç…“sabah rutini” yazısını okumaya devam et

üzerimde bir rehavet. aslında ilkbahar şöyle bir görünüp kaybolduğu için çok mutluyum. lanet sıcaklar ne kadar geç gelirse o kadar güzel bana göre. öte yandan 12 derecenin üstünde seyreden her hava japonkedi’ye bahar zaten. kazak giymeme, yünlü çorap giymeme, manto giymeme havası. hele 16-17 derece demek, hemmen birken’leri çek, ayaklar özgür kalsın demek. işbu termostat ayarlarım nedeniyle, sıcak havalar kapsülümü bir araya getireli epey oluyor. ama merkür retrosu mu dersiniz, venüs yamulması mı, içimde bu kapsüle dair bir eksiklik hissi var. görünüşte her şey tamam….“kapsül gardırop: ilkbahar-yaz” yazısını okumaya devam et

minimalist gardırop

geçenlerde bir okur, ilkbahar kapsül gardırobunu oluştururken ilham bulmak üzere benim yeni kapsülü beklediğini yazmış. bir yandan ilham alınmak için beklenme fikriyle gözlerim doldu, eda taşpınar filan gibi hissettim kendimi. çok teşekkür ederim! bir yandan da bu güzel soru vesilesiyle kapsül konusunun derinine inmek ve aslında belli bir noktadan sonra ilham alarak güncellenecek hiçbir şey olmadığını söylemek istedim sizlere. radikal gardıropçu bir yazı yazayım dedim. 5 ayı deviren soğuk havalar kapsülüm bugüne dek en rahat ettiğim giysi topluluğu oldu. baştan sonra mükemmel miydiler, elbette hayır. ama hayatıma ve beklentilerime tam…“ontolojik bir kapsül gardırop yazısı” yazısını okumaya devam et

ilgilendiğim şeyler konusunda disiplinli biri değilim. (artık değilim. geçmişte kendime karşı daha acımasızdım. heil hitler.) epeydir hayat felsefemin derinliği 50 IQ civarında seyrediyor: ”olduğu kadar.” çok sevdiğim blog’lar var ama onları düzenli olarak okumak her hafta, hatta bazen haftalarca mümkün olmuyor. bu blog’un kimi okurları nazarında ”evde oturduğu yerden metin yazıyomuş yiee” gibi bir imajım olabilir. gerçek şu ki hem yapılacaklar listem hem de ilgimi çeken konular çok fazla. eh, hepsine aynı anda yetişmeye çalışırken bir yandan da para kazanmak gerekiyor malumunuz. kimse ayın 1’inde maaş ödemiyor…“birkaç blog tavsiyesi ve bir teklif” yazısını okumaya devam et