böyle bir model var, “ay ne salağım” falan filan dersin, sen daha noktanı koymadan “estağfurullah”ını bi telaş araya sokuşturur. niye ki? salak olamaz mıyım, bir şeyleri yanlış yapamaz mıyım? hani gerçekten salak ve yanlış olduğumu düşündüğümden de değil. ama kendimle dalga geçemez miyim? nedir estağfurullahçılığın meali? * en masumu alışkanlık. ağız alışkanlığı. etrafınızda çok sayıda estağfurullahçı varsa belki size de bulaşabilir. ama bulaştırmamak elinizde tabi. bi daha olmasın. mersi. * “değil mi ki benim arkadaşımsın/ahbabımsın/bilmemnemsin sen salak değilsin, olamazsın” düşüncesi, inceden bir narsisizm. bu ilişki çok…“estağfurullah insanları” yazısını okumaya devam et

mügeco’mla bir salata kemirimlik buluşmamız her zamanki gibi pek eğlenceli ve zihin açıcı geçti. birbirine atlayan çok fazla konu başlığı var, göbekten giriyorum: 1- geçenlerde gazetede gördüm. ingiltere’de bir araştırma yapılmış, çiftlerin en çok kavga ettiği gün perşembe’ymiş. yan tarafa da bir kutu koymuşlar, araştırma sonuçlarına göre 10 temel kavga konusu. okuyunca gülsem mi ağlasam mı bilemedim. çünkü listenin özü doğrudan obsesif kompülsif kişilik bozukluğuna işaret ediyor. yok diş macununu ortadan sıkmak, yok klozet kapağını indirmemek, yok yatağı toplamamak vs. perşembe akşamları bunlardan ötürü kavga…“etiket değil etikek istiyorum” yazısını okumaya devam et

dün ajansta 5 dakka çay molası vereyim dedim, sabah’ın günaydın ekini okurken çay burnumdan fışkırdı: seren serengil kocişinden ayrılmış, annesi de üzülmesin diye 200 bin euro‘luk porsche almış seren’ciğe. hemen telefona sarıldım, anneme canlı bağlandım. kaç adamdan ayrıldım bir porsche almadın diye sitem ettim. annem de altta kalmadı “hani nerde botoksun, hani nerde silikonun, liposakşının, degajen?” diye kontra atağa verdi. oralardan hayırlı evlatlık eksiklerimi kapatırsaymışım elbette alırmış. böyle hiç yoktan eğlence çıkarıp pek güldük. 1998 yılından beri kötü ihtimalle ayrı ülkelerde, iyi ihtimalle ayrı şehirlerdeyiz. çok…“anne” yazısını okumaya devam et

bugünü böyle ilan ettim. ortak mazimin epeyce eskiye dayandığı bir dostun doğumgünü bugün. ama sonrasında yalan rüzgarına dönen ilişkimiz sebebiyle yollarımızı ayırdık. sanmayın ki özlüyorum, hayat bana daha güzel daha iyi dostlar verdi, vermeye de devam ediyor. fakat yine de, yaşanmış güzel günlerin hatrına geride bıraktıklarımı da ara sıra anmak geliyor içimden. bu vesileyle halil’in doğumgününü kutluyor, kendisine mutluluklar diliyorum.

bu sabahki vapur yolculuğumu uzun zamandır karşılaşmadığım bir başka ada komşumla yaptım. ki kendisi başlıkta bütün detayıyla tarif edilmiş durumda aslında. bu 2 majör özelliğine de lafım yok, ne diyebilirim. ama bu 2’sinin kombinlendiği durumların yanında promosyon olarak verilen diğer özellikler hep mi tekrar eder! sürekli memnuniyetsizlik, sürekli eleştiri ve bunları ortaya koymak için sürekli çene. beynim zikildi. anladım ki bir dine bir allaha inanmak bu insanların nezdinde gasp ve cinayetle başa baş gidiyor. öyle bir tehdit unsuru, öyle bir şuursuzluk. onlar sadece davalarına inanıyor…“ateist & komünist” yazısını okumaya devam et

dün gece uzun zamandır eğlenmediğim kadar eğlendim ve hatta gülmekten karnıma ağrılar girdi. her insanın bir benzerine sahip olması gereken 10 numara ilkokul arkadaşım sedat’la yıllar sonra yeniden buluştuk çünkü. kendisi geçmişte beni cazla tanıştırmış ve izmir’in 90’lı yıllardaki kabız kültür ortamında bile her haftasonu gidilecek bir aktivite bulmayı başarmıştı. ancak büyük şeher (istanbul) bizi birbirimizden kopardı. aynı yalan camianın (reklam) insanları olmakla birlikte pek az karşılaşır olduk. üzerimizdeki bu görüşememe lanetini kırmak adına dün buluşmayı başardık. zaten saat olmuş 9 buçuk, önce yedik ve…“istanbul gece hayatı – part II” yazısını okumaya devam et

pazar günü matbu çöplerim arasında bahar temizliği yaparken buldum. belli ki epey zaman önce bi yerlere not almışım: samimi, bağımsız, gamsız. elimde bu özelliklerle kapı kapı dolaştığımdan değil elbette. ama eldeki profil verilerini değerlendirince dostlarımda ne mutlu ki bulduğum temel nitelikler bunlar çıkmış. * samimi bu 3 maddenin asla gözden çıkarılamayan, hatta deyim yerindeyse prerequisite maddesi bu. bunu yerine getirebileni insan yerine koyup seçmelilere buyur ediyoruz. samimiyeti açalım: neyse o olan, sözünde ve davranışında doğal ve kendine sadık olan. eğitim ve kültür seviyesi önemsiz, hata yapıp yapmaması önemsiz, bakkal…“dost seçme kriterleri” yazısını okumaya devam et

dün ajansta öyle bir olay yaşadık ki gülsek mi ağlasak mı bilemedik. anlatmazsam çatlarım ama bu abuk olayın başıma daha fazla bela açmasını istemediğim için isim vermeyeceğim, zaten önemli olan isimler değil tavırlar: moda markalarından birinin yeni sezon kataloğunu kültürel açıdan çok zengin ve renkli bulduğumuz x ilinde çektik. içinde de hem ilin tarihi mekanlarını tanıttık, hem de x ili halkının ne kadar da hoşgörülü ve barışçıl olduğunu ballandırdık. iş bitti, baskıya girdi ve mağazalara dağıtıldı. ancak dün ne olsa beğenirsiniz? katalogda adı geçen bir aileden…“bana ermeni diyemezsiniz!” yazısını okumaya devam et

post’umuzun konusu, yıllardır dım-tıs dım-tıs’larıyla boğaz’ı inleten mekanların başında gelen sortie. evet dostlar, sormayın neden, bir şekilde geçtiğimiz cumartesi gecesi yolum buraya düştü. tadından yenmez gözlemlerimi acilen aktarma ihtiyacı hissettim. bi kere herkes şımşıkır giyinip gelmiş, saçlar başlar yapılmış, very polished indeed. ama böyle bi mutsuzluk mu desem, kırgınlık mı desem… sanki kimse eğlenmiyor. hatta millet birbirini süzmekten yiyemiyor içemiyor. bi de şu var tabi, istanbul’un en güzel manzarasına karşı kurulmuş bir mekan ama herkes kıçını denize dönmüş öyle oturuyor arkadaş. niye gelmişler anlamadım. madem manzaranın…“istanbul gece hayatı – part I” yazısını okumaya devam et

kısaca mazoşist de diyebiliriz. böyle bir arkadaşım var – zaten bir taneden fazla olsalar manyak olurum. cumartesi günü ben evimde biber dolması doldururken arayıp tam 40 dakka boyunca tarifsiz acılarından bahsedebiliyor! tarifsiz acıyı açacağım ki daha net anlayalım bu dostumuzun içinde debelendiği fevkalade çözümsüz faciaları: yaklaşık 4 yıl önceki ilk doğru düzgün kız arkadaşından 1 değil 2 kere terk etmek suretiyle, yani kendi rızasıyla ayrıldı. sonrasında ise kafasını taşlara vurdu. zira o beğenmediği ve artık pek de sevmediği kız anında yeni manita yaptı, o zamandan…“acılardan keyif alan insan” yazısını okumaya devam et