japon taşçıyan’la sinema kuşağı devam ediyor. bugün, benim gibi eski nokia sevdalılarının acayip nostaljik bir tat bulacağı, hem romantik hem hüzünlü, harika bir kısa film seçtim sizlere. özellikle de sinemaya meraklı olan, ve hatta kendi filmini çekme hayalleri kuran, ve fakat teknik yetersizliklerden yakınanlara. eğer sağlam bir bakış açınız ve samimi bir konunuz varsa o elinizdeki akıllı telefonla inanılmaz şeyler yapabilirsiniz.  

aslında bugün (bu yazıyı yazarken 12 eylül’dü) henüz bitmedi bile ama ben dünyalar kadar şey yaptım gibi hissediyorum. üstüne gül’ün şu yazısına denk gelince hemen ilhamlardan bir demek yaptırıp buraya koştum. ben bugün neler yaptım: * sabah 9 gibi uyanıp ilayda’nın dün gece bıraktığı vatsap sesli mesajını dinledim ve güne gülümseyerek başladım. * aycan geldi, çarşamba bizde temizlik günü. onunla mutfakta azıcık sohbet edebildim ve hızlıca hazırlanıp çıktım. * 11’de kanyon’da beste ile buluştum. birlikte kahvelerimizi içtik ve toplantı öncesi yine onlarca şeyden konuştuk. bana…“bir günde neler olabiliyor?” yazısını okumaya devam et

bugün cumartesi, hafif şeylerden bahsedesim var. benim için şairlikte walt whitman’dan, yazarlıkta iris murdoch’tan geri kalmayan zarif ve naif ama bir yandan da çelik gibi güçlü my dear fiona apple’dan bahsedesim var. ‘work work work work work’ün şarkı sözü olarak son derece geçerli ve yeterli kabul edildiği şu zamanlarda, fiona’cım, müzik endüstrisinde minimum 120 IQ ve yine son derece gelişmiş bir EQ gerektiren nadir isimlerden biri bana göre. acıyı, hüznü, aşkı, umudu ve varoluşun türlü türlü hallerini 5 dakkalık parçalarda onun kadar derinden masaya yatırabilen…“en güzel 5 fiona apple şarkısı” yazısını okumaya devam et

pazar gününü sabahtan akşama bir tango workshop’unda geçirdim ve hocanın dansa yaklaşımı beni büyüledi. aranızda tango, salsa filan gibi sosyal danslarla ilgilenenler varsa, şimdi yazacağım şeyleri sanırım daha iyi anlayacaklardır: türk erkekleri dansı kıvırdıkça genellikle acayip bir özgüvenle doluyor ve (arjantin tangosu açısından bakarsak) kadına sürekli akrobatik hareketler yaptırmayı misyon ediniyor. hep bir şovlar, kadını atıp tutmalar, topuğu enseye göndermeler, müziğin 1 saniyesini hareketsiz geçirmeye tahammül edememeler… çoğunlukla sanki kollarındaki kadınla değil, hayallerindeki izleyiciye dans eder gibiler. bu arada sizi de yağlı güreşe tutuşmuşsunuz gibi ordan…“karanlıkta dans” yazısını okumaya devam et

çantamdakileri hafta hafta yazıcam, olayı anlayacaksınız: ilk hafta : dudak kremi ikinci hafta: dudak kremi + c vitamini + boğaz pastili + kaşık (sadece yoğurt yiyebilmemden dolayı) üçüncü hafta: dudak kremi de ne? c vitamini + boğaz pastili + sedergine + zovirax (uçuk kremi) + pharmaton işte dördüncü haftaya bu şekilde giriyorum. öss’ye bu kadar çalışmış olsam şu anda bi üniversiteye dekan filan olmuştum sanırım. ama yenilmiycem sana cambridge!

haftanın alıştırması: hava sıcak mı soğuk mu? sıcak veya soğuk olmasının sende uyandırdığı fiziksel ve ruhsal tepkiler neler? bunları farket. hava sıcak da soğuk da olsa bu durumla barışık olabilmeyi dene. sürekli üşüyen veya sürekli terleyen insanlar vardır. (bi de en ufak rüzgarda beyin felci filan geçireceğine inananlar var ama onlar ayrı bir yazının konusu). lafımız üşümeye veya terlemeye değil, mızmızlanmaya. dışsal koşullar ne olursa olsun şikayet edecek bir şey bularak hortlak görmüş gibi kaçmaya. “a very important way to work with discomfort is to stop…“zen deneyler / hafta 33: sıcak ve soğuk” yazısını okumaya devam et

“every woman is a rebel, and usually in wild revolt against herself.” oscar wilde haftanın zen’ini anca bugün yazabiliyorum, zira hafta başında omlet için biber keserken parmağımı da kestim. sol el 4. parmağın ucundaki dombili kısımdan şöyle bi 3-4 milim uçurdum. ama yine çıkar yine uzar dediler, inşallah yalan değildir!

en sonunda dns ayarlarımı yapıp blogger’ıma kavuştum, gözüm aydın. yalnız yeni post’uma geçmeden önce o cazgır digiturk’e bi çift lafım olacak: yeni logon bombok, reklamların da çok aptalca, hıh. (gerçi sadece outdoor’ları gördüm ama tv’de kuş kondurmuş olma ihtimalleri zayıf sanki.) siz yokken vita kutularında frenk soğanı yetiştirme girişimlerim oldu. henüz filiz vermediler ama ortam elverişli. diktim, olacak. siz yokken çok çalıştım. acayip çok hem de. yağdır mevlam para demiştim, mevlam hemen duydu, freelance işler yağmur oldu. gündüz ajansta çalıştığım yetmiyormuş gibi gece de evde çalıştım. beslenme…“ayran içtik” yazısını okumaya devam et