istanbul’da yaşıyorsanız, çocuğunuz varsa ve biraz da okumuş etmiş bir insansanız çocuğunuzun eğitimiyle alakalı her tercihiniz için tek bir kural geçerli: iki ucu ballı değnek. evladımın okulunda sanat olsun, spor olsun, 3 dil zorunlu, 4. dil seçmeli olsun, pedagoglar her sabah çocuklarla el ele dans etsin, organik olmayan besin maddeleri yuvanın kapısından bile geçmesin derseniz, el kadar bebe için çuvalla para dökmek şart. çuvalla derken, I mean it! yılda 30-40 bin liradan bahsediyoruz. çocuklu bir arkadaşım “yahu o parayı veren biraz daha kasar isviçre’ye yollar” dedi. hiç olmazsa…“çocuğun eğitimle imtihanı” yazısını okumaya devam et

geçenlerde üsküdar motorunda yanıma küçük bir kızla annesi oturdu. kız 3-4 yaşlarında. “solucan şekerlerimi istiyorum” diye tutturdu. annesi “evde” diyor, kız diretiyor. ben de kızın inadını savuşturmak için “ay solucan şeker mi? nasıl yersin, ıyy solucan!” filan dedim. boş boş suratıma baktı, “evet solucan, ne var?” dedi. annesi araya girip “solucanın ne olduğunu bilmez ki” deyince düştü jetonum. solucanın ne olduğunu bilmeyen, bir solucanı parçalara ayırarak ilk merak ve kötülük deneylerini yapmadan büyüyen çocuklar var dostlar. peki ama o zaman solucan şekerin ne anlamı var?!