buluşma konuşmalarına dair

Kategoriler ontolojik

aslında yazmaya başlayıp yarıda bıraktığım bir podcast yazısı var. fakat az önce gül’ün blog’unda okuduğum bir yazıdan bambaşka bir konuya ışınlandım: biriyle buluşmak üzere plan yapmak

fark ettim ki, benim yaş grubum ve benden daha büyük olanlarla program yapmak (amaç iş veya arkadaşlık olsun) tek seferlik bir konuşma/yazışma gerektirirken, daha gençlerle plan yapmak neredeyse yapılan plana gitmeye 10 dakka kalasıya kadar konfirmasyona açık gelişiyor. misal, müge (doğum: 1981) ile kahvaltı planı yaptık diyelim. çarşamba buluşmak üzere pazar günü haberleştik. saatimiz zaten bellidir de bazen bir gün öncesinde en fazla mekanda değişiklik yapmak üzere haberleşiriz. ama asla tutup da salı gecesi 11’de ”yarın buluşuyoruz di mi?” diye mesajlaşmayız. o plan kafada pazar’dan beri tamamdır artık. bi daha bi daha sorgulanmaz, teyit gerektirmez. ama dicle (doğum: 1986) ile buluşacaksak genellikle buluşma gününün sabahında ondan mutlaka bir mesaj ya da telefon gelir, muhtemelen 2 saat sonra gideceğimiz buluşma için son security check yapılır. (yaş grubuna örnek olsun diye müge ve dicle’yi kullandım ama gözlemlerim elbette çok daha geniş bir kitleyi kapsıyor.)

ben bu yaklaşım farkını nesil farkına vermeye meyilliyim. sosyal hayata girdiği yıllarda cep telefonu olmayan (veya yeni yeni yaygınlaşan) insanlardansak, ev telefonundan sabit bir şekilde plan yapmaya el mahkum alışkınız. bu planın gerçekleşeceğine dair güvenimiz tam. zira bir buluşmayı son dakkada iptal etmenin hiç de kolay olmadığı yılları yaşamışız. plan yaptığımız insanın son anda fikrini değiştirecek kadar gevşek ve keyfekeder takılabileceğine dair pek bir endişemiz yok. ama bizden sadece 1 sonraki nesil bile ne kadar farklı yaşıyor bazı şeyleri. iletişim onlar için hiç kesilmeyen bir hat. her şey her an değişebilir. fikirler, sözler, ruhsal haller hep ve en çok kendine sadık olmaktan sorumlu.

bu durum beni rahatsız etmediği gibi aslında son derece desteklediğim bir yaşam tarzını yansıtıyor. sonuçta ben de en büyük özgürlüğü önce kendine borçlu olduğunu düşünenlerdenim. ama bir yandan da iletişimin bu kadar el altında olmasıyla gelen kayganlığı ve cayma hakkını kullanmak için kendime nadiren fırsat verdiğimi farkediyorum. insanlar bana bir şeyi bir kez söylediği/söz verdiği zaman, hiçbir teyide gerek görmeden bırakıyorum kendimi. burada bırakıyorum derken, aslında sınırlıyorum demek istiyorum. ajandaya bir şeyi 1 kere yazdım mı tamam. ha karşı taraf iptal ederse amenna, yeni duruma elbette adapte oluyorum. ama ben kendime son dakkada iptal hakkını çok çok az veriyorum. bu da bizim neslin kabızlığı mı acaba? kabızlık gibi negatif bir tabir kullandım, çünkü belli ki hayat daima yeni nesillerin yaşam tarzına göre değişen bir süreç. adapte olmadığımızda da, en çok, eskiye en sıkı tutunanları yoruyor.

buluşma konuşmalarına dair” için 6 yorum

  1. Süper bir tespit… Ben de sanırım kabızgillerdenim.. Hele plan bozulunca bozulmam yok mu.. Esnek olmayı öğrenmeye çalışıyorum 🙂 Yeni nesil de fazla esnek mi bilemedim. Belki genellemek de yanlış bilemiyorum 🙂
    Eskiden telefon yokken taksim burger ın önünde buluşurduk genelde arkadaşlarla… Ama biri vardı ki mutlaka ama mutlaka geç gelirdi…deli olurdum.. bas konuş telefondan yada bir yerlerden anasını arardım ay kızım çıktı az önce yoldadır felan derdi… nasıl çıktı yaaaaaaaaaaaa diye feryat edesim gelirdi de peki ayten teyze derdim içime atardım 🙂 🙂 gelince de surat yapardım bi süre…sonra kıyamazdım..ama bir gün dolmuşum ki gelir gelmez beni bir ağlama krizi tutmuştu hep beni bekletiyorsun diye…. özürler mözürler… ama hep yine de sıkça bekledim onu… salaklığım mı diyim ne diyim 🙂 ayyyyyy çok yazdım be….
    ben hep randevulara erken gidenlerdenim sevmediğim huyum diycem ama bi yandan da kendimi alamıyorum bundan..

    1. cep telefonu yokken geç kalanlara gıcık olmak çok normaldi bence =)) hele de sokak ortasında bekliyorsan. benim de vardı öyle bir arkadaşım, ki normalde çok severdim. ama bi keresinde beni alsancak gündoğdu’da 1 saat bekletmişti mesela. tabi şimdi olsa hayatta beklemem. kimse de beklemez, çünkü cep telefonu var, arayıp sorarsın, duruma göre gider bi yere oturursun falan.

      randevulara erken gitme konusunda kendimi epeyce törpüledim, artık ara sıra 5-10 dakka geç kalabiliyorum. tavsiye ederim, iyi geliyor! ama bu rahatlık için kendime izin vermem de yine cep telefonundan (yıllar) sonra olabildi.

      planlar bozulunca bozulmamak ve esnekliğini korumak ayrı bir konu. sanırım ruh halime göre yedek yapılacaklar listem hiç bitmediğinden veya hiçbir şey yapmamak da yeterince tatmin edici geldiğinden o konuda sıkıntı yaşamıyorum.

  2. Bu konu benim de dikkatimi çeken, üstüne düşündüğüm bir mevzu. Ama kararsızım. Yani ilk “Hatırla Sevgili” diye bir dizi vardı bilir misiniz; orada bir grup üniversiteli genç çay bahçesinde buluşuyordu, birkaç gün önceden sözleşip. Yahu bunlar nasıl buluştu ki böyle ne saçma, demiştim seyrederken. Sonra iyi de o dönem cep telefonu yoktu ki! diye aydınlandım ve “sahi telefonsuz ne yapıyordu yahu insanlar?” diye düşündüm. Ondan sonra daha çok dank etti zaten cep telefonuna olan bağımlılığım. Evet getirdiği bir esneklik var. Ama bir yandan da her şey “bir telefona/hatta çoğu zaman bir mesaja” bakıyor! Bu durum verdiğimiz sözlerin arkasında durma zeminimizi kayganlaştırıyor sanki… Yani vazgeçmek çok kolay; ertelemek, değiştirmek, ötelemek… İlişkilerde de daha kaypak ilerliyor sanki bazı şeyler böyle olunca. Yani ne bileyim; bir adamın “geleceğim” dedi mi gelmeyebileceğini, son dk bir telefonla her şey değiştirebileceğini bilmek, hep bir teyit ihtiyacı duymak gereksiz stres yüklüyor bünyeye bence. Yani bilemedim… Kafamı karıştırıyor bu konu.. Yazınızı okuyunca yine bir karıştım. 😉

    1. merve, tespitlerine kesinlikle katılıyorum: vazgeçmek, ertelemek, değiştirmek çok kolay oldu artık. eskiden kimse bu kadar esnek değildi. ama ilginç bi şekilde herkes daha az stresliydi =)

  3. egotum tam da buna çok benzer bir konuşmayı ablam seda (1982) ile yapmıştık =) kendisi tam da senin söylediklerine benzer bir hissi olduğunu dile getirmişti benimle program yaparken ben (1986).

Ege için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir